Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2014 Çarşamba

MANCİNİ’ Yİ ANLAYAMAMAK...


Her şey Fenerbahçe ile puan farkının azaldığı ve fikstüre bakıldığında, ilerleyen haftalarda daha da azalacağı düşüncesinin yavaş yavaş benimsendiği günlerde gelen beklenmedik puan kayıplarıyla başladı. Ardından, gerçekten çok kötü bir oyunla deplasmanda Chelsea’ ye yenilerek şampiyonlar liginden elenmek, adeta fitili ateşledi.

Haftalardır, takımın inişli çıkışlı performansının üstüne birde, Mancini hakkında ardı arkası kesilmeyen yalan haberlerle gerilen taraftarın, bu elenişin ardından takıma yönelik tepkilerinde de ton yükseldi. Chelsea maçının ve lig sonuncusu Kayserispor’a da son dakikada yenilen golle yenildiğimiz maçın ardından Mancini’ nin sarf ettiği “bu takımı ben kurmadım” ifadesi ipleri iyice gerdi. Yazının başlığı olan ifadenin alt yazısı da, tamda burada ortaya çıkıyor.

Mancini’ nin bu ifadesini basının anlamasını zaten beklemiyorum ama, taraftarın da bu açıklamayı anlamaya çalışmadan, irdelemeden, başta Mancini olmak üzere teknik heyete, takıma ve yönetime yönelttiği otomatik protestolar görüldü. Çünkü ilk başta akıllara, doğal olarak, devre arasında yapılan onca transfer geldi. “Bu takımı ben kurmadım” ifadesinin daha iyi anlaşılabilmesi için, Mancini’ nin dün akşam ki Bursaspor maçından sonra söylediği “Buraya geleceğin takımını kurmaya geldim” ifadesiyle devre arasındaki transferleri paralel şekilde düşünmek gerek.

Önce şunu açıklayayım; kulüplerde transfer 2 türlü yapılır. Birinde, teknik direktör bir liste yapar, bu listeyi yönetime verir ve yönetimde o listedeki oyuncuları önceliklerine göre transfer etmeye çalışır. Diğer transfer şeklinde ise kulüp, scout ve izleme ekipleri aracılığıyla tespit edilen ve transfer edilmek istenen oyuncuları teknik heyete önerir. Teknik heyetin onay verdiği isimler alınır. Özetle; bir teknik direktörün doğrudan istediği, birde kendisine önerilip onayladığı transferler vardır. Bu öneri sonrası onaylanıp alınan oyunculardan bazıları kiralık da gönderilebilir.

İşte burada, Mancini’ nin ne demek istediği ortaya çıkıyor. Devre arasında yapılan transferlerden sadece ikisinin Mancini’ nin istediği oyuncular olduğunu, 2 buçukuncu diyebileceğim Burdisso’ nun ise, Mancini’ nin stoper bölgesine yapılabilecek transferler listesinde 3. alternatif olduğunu utmayalım. Diğer transferler, işte o bahsettiği “geleceğin takımına” yönelik “onay verdiği” transferler.

Son tahlilde, takımın son birkaç haftadır, iç saha ve dış saha performansları arasında inanılmaz bir fark olması, bazı oyuncuların gerçekten kötü performansı, dünkü Bursaspor maçında biri açıkça ortaya çıkan bazı yerli ve yabancı oyuncular arasındaki sorunlar, yukarıda bahsettiğim basit nüansları gözden kaçırmamıza, Mancini’ yi anlayamamıza ve tepkileri yanlış yerlere ve kişilere yöneltmemize sebep oldu.

Galatasaray bu tip sorunları ilk kez yaşamıyor. Dikkat edin; kriz demiyorum. Sorun. Kriz daha çok “amacı belli” olan basının kullanmayı sevdiği bir ifade. Ve Galatasaray bu sorunun altından da, daha öncekilerde olduğu gibi yine birlik ve beraberlik kültürü sayesinde, “bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte sevinip, hep birlikte üzülmeyi bilenlerin” oluşturduğu camia kültürü sayesinde kalkacaktır. Bu süreçte asıl görevse, son günlerde yanlış noktalara yanlış tepkiler gösteren, bilhassa en büyük hatayı, yönetimi istifaya davet ederek yapan biz taraftara düşüyor. Yeni sistem ve düzen ancak oturmuşken, son derece önemli bir bütünsel yapılanma sürecinin tam ortasında girişilecek olası bir yönetim ve teknik heyet değişikliğinin hiçbir faydası olmaz.

Bu ülkede yerli- yabancı neredeyse bütün büyük teknik direktörler, haklarında yapılan kasıtlı yalan haberler yüzünden zaman zaman delirme noktasına geldi. Dünkü basın toplantısı da Mancini’ nin bunun sınırında olduğunu gösteriyor. Ve bu teknik direktörlerin çoğu yapmak istediklerini yapamadan, takımlarını istedikleri seviyeye çıkaramadan ayrılmak zorunda kaldı. “Bilinen bazı çevrelerce” bunlara izin verilmedi. Bir teknik heyeti, teknik direktörü ve yönetimi daha bu saçma düzene kurban vermeyelim. Mancini’ yi anlamaya başlasak iyi olur.

2 Ocak 2014 Perşembe

Şimdi Reklamlar!


Cnbce.com' dan spor ekonomisti Okan Can, Spor Toto Süper Lig takımlarının forma-göğüs reklamı sorununu yazmış. Biz de daha önce benzer bir konuyu "Hak"lı olmak..." başlığıyla, Bursaspor özelinde ama biraz da lig geneline değinerek yazmıştık. O günden bu yana sorun daha da büyümüş durumda. Yazıyı aynen aşağıya alıntılıyorum.
____________________________________________________________

Süper Lig'de ilk yarı geride kalırken birçok formada reklam alanları boş kaldı. Sponsor gelirleri geçen yıla göre yüzde 10 azaldı. Spor ekonomisti Tuğrul Akşar, düşüşün nedenlerini açıkladı.

Türkiye’de futbol ekonomisinin büyüklüğü 700 milyon Euro'ya ulaşmasına karşın sponsor gelirlerinde düşüş yaşanıyor. Spor Toto Süper Lig’de ligin ilk yarısı geride kalırken birçok kulübün formaları boş kaldı.

GELİRLER YÜZDE 10 AZALDI
2012-2013 futbol sezonunda toplam forma geliri yaklaşık 40 milyon Euro’yu bulurken bu sezon yüzde 10 düşüşle 36 milyon Euro’ya geriledi.

EN BÜYÜK PAY FENERBAHÇE’NİN
Sponsor gelirlerinde Fenerbahçe 9,5 milyon Euro ile ilk sırayı alırken, onu 7,75 milyon Euro ile Galatasaray izliyor. Beşiktaş 3,9 milyon Euro, Trabzonspor da 1,5 milyon Euro gelir elde ediyor.

22 REKLAM ALANI BOŞ KALDI
Göğüs, sırt, kol ve şort bölümlerine reklam alan kulüpler geçen yıl 13 bölümde sponsor bulamazken bu yıl boş kalan reklam alanı 22’ye çıktı. Bir başka deyişle, sponsorların yarısı çekildi.

ANTEP TAMAMEN SPONSORSUZ
Süper Lig’de Fenerbahçe, Galatasaray, Karabük, Sivasspor ve Elazığspor’un formaları dolarken, sadece Gaziantepspor’da hiçbir reklam bulunmuyor. Bursaspor ve Kayserispor’da ise gögüs bölümü boş kaldı.

İNGİLTERE TÜRKİYE'NİN DÖRT KATI
Avrupa liglerinde ise geçen yıla göre gelirler arttı. İngiltere Premier Lig yaklaşık 160 milyon Euro ile forma gelirlerinde ilk sırayı alırken, Almanya Bundesliga 127,8 milyon Euro ile ikinci, İspanya La Liga 85,7 milyon Euro ile üçüncü durumda bulunuyor.

DÜŞÜŞÜN NEDENLERİ
Peki Avrupa’da sponsor gelirleri artarken Türkiye’de neden düşüyor? CNBCe.com’a konuşan spor ekonomisti Tuğrul Akşar, bunun en önemli nedeninin marka değeri ve şike davası olduğunu belirtti. Şike davası ve UEFA’dan gelen cezadan sonra futbola olan ilginin azaldığını belirten Akşar rekabette de dengenin bozulduğunu söyledi. Akşar ”Şike olayları futbola ilgiyi azalttı ve rekabet bozuldu. Örneğin Fenerbahce şampiyon olsa bile Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyecek; bu hem marka değeri, hem de futbola ilgide kayıp yaratıyor. Sponsorlar için cazip bir durum söz konusu değil” dedi. Akşar, kulüplerde satış pazarlaması ve stratejisi olmadığını belirterek ”Performanslarında devamlılık da yaratamıyorlar, bu da sponsorlar için sorun yaratıyor” diye konuştu.

(Kaynak: Formalar neden boş kaldı?)

20 Aralık 2013 Cuma

REFLEKS


Pazar günü, ligdeki durumumuz açısından son derece önemli bir maça çıkacağız. Şampiyonlar ligindeki Juventus galibiyeti ve bu galibiyetin yarattığı olumlu havanın lige yansıması ne yazık ki beklendiği gibi olmadı. Gençlerbirliği maçındaki oyun ve skor, ben dahil hemen hemen herkesi üzdü. Ancak; hafta arası Türkiye Kupasında Balıkesirspor’ la oynanan ve yedek ağırlıklı 11’ le çıkılan maçta alınan 4-0’ lık galibiyet, biraz olsun rahatlattı.

Trabzonspor’ un başında, ligin belki de en başarılı yerli teknik direktörlerinden biri olan Mustafa Akçay var. Mustafa hocanın bu görevi, Trabzonspor’ un PTT 1. Ligde mücadele eden altyapı-pilot takımı 1461 Trabzon’ la elde ettiği başarıların ardından bir nevi ödül olarak aldığını belirtmek gerek. Göreve geldikten sonra sergilediği performansı, bu ödülü ne kadar fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. Yaptırdığı yerinde transferler, kurduğu sistem, oynattığı futbol, Avrupa ligindeki başarısı, Trabzonspor’ u “Avrupa ligini kazanabilirler” denilen bir takım yaptı. Takımını motive etmek konusunda oldukça başarılı bir teknik adam. Pazar günkü maçta da en büyük silahı bu olacaktır.

Oyuncularına, bu maçın Türkiye’ nin Avrupa’ da mücadele 2 takımının maçı olduğunu, yani bir nevi Avrupa maçı oynadığımızı hatırlatması ve üstüne, oyuncularına şunu söyleme ihtimali oldukça yüksek. “Bu maçta, bizi Türkiye Kupasından hem oyun hem de skor olarak çok kolay şekilde eleyen Balıkesirspor’ u, yedek ağırlıklı bir kadroyla 4-0 yenen bir takımla oynayacaksınız.”

Motivasyon etkisi oldukça yüksek sözler olduğunu inkar edemeyiz. Burada önemli olan, bizim bu motivasyona karşı nasıl bir refleks sergileyeceğimiz. Rakibin olası etkili oyununa karşı, gol yesek dahi sakin kalıp, kendi oyunumuzu oynamaya devam etmek, ve maç boyu hücum planında her hangi bir değişikliğe gitmeden oluşturulacak oyuncu kadrosu galibiyetin kilit anahtarları olur. Rakibin etkili adamlarına, kendi sahamızda değil hücum alanı olan oyunun 3. bölgesinde yapılacak baskı, rakibin oyun kurmasını da engelleyeceğinden çok önemli.

Hafta sonu, hepimizi çok zevkli bir maç bekliyor. Kazanan tarafın Galatasaray olmasını dileyerek bitirelim yazıyı.

4 Nisan 2013 Perşembe

UEFA, Platini ve Kapitalist Futbol Hastalığı



Dün gece, Avrupa'nın kulüpler düzeyindeki en büyük kupası olan Şampiyonlar liginde bir maç oynandı. Real Madrid - Galatasaray.Galatasaray maçı 3-0 kaybetti. Yenilmek, 3 gol yemek sorun değil. Sonuçta bu Real Madrid ve böyle bir skor bir hayli ihtimal dahilinde.Beni sinirlendiren ve zoruma giden, hakemin aleni şekilde Real Madrid'i kollaması. Bu tamamem Platini'nin yarattığı bir sistem.

Büyük finallerde büyük takımlar olmalı, daha fazla bilet, daha pahalı yayın hakkı satışları, daha çok ve paralı sponsor, daha çok bahis geliri mantığının yarattığı sonuç, dün akşam sahada rezaletin de ötesinde bir hakem performansı izlememize sebep oldu.

Avrupa'da, uluslar arası kategoride organizasyonlar düzenlenmeye başlandığından beri değişmeyen acı bir gerçeğin, "Türk takımlarına karşı Avrupa'lı rakip takımı kollayan yabancı hakem" gerçeğinin, olabilecek en iğrenç şekliyle yüzleştik dün gece.

Verilmeyen 2 penaltı, yanlış kararlar, tarihe geçecek nitelikte bir ters kararın sebep olduğu 3. gol. Ve daha fazlası. Platini'nin; Barcelona, Real Madrid, Borussia Dortmund, Bayern Münih' li yarı final rüyasının(!) gerçekleşmesi için her şey yapıldı. 3. golü yememize sebep olan yanlış kararı doğru vermiş olsaydı o pozisyonun gereği aynı zamanda sarı kart olacaktı.Böylece Ramos, son dakikada gördüğü 2. sarı karttan dolayı kırmızı kartla oyun dışı kalacak ve daha fazla ceza alacaktı.

Dünya; dün akşamdan sonra bu maçı Real Madrid' in zaferi olarak hatırlamamalı. UEFA ve Platini' nin utancı olarak hatırlamalı.

Maça ve Galatasaray'ın performansına gelecek olursak. Çok kötü oynadığımızı söyleyemeyiz. Zaman zaman istediklerimizi yaptık.Kendi oyunumuzu sahaya yansıtabildik. Pozisyonlar bulduk, bolca şut denedik ama bir türlü ihtiyacımız olan golü bulamadık.Özellikle ilk 20-25 dakikada, ceza sahası içinden ve yakın çevresinden bulduğumuz 4-5 şut şansı vardı ki; rakip kaleciye ve savunmaya "her an vurabilirim" mesajı vermek adına önemliydi. O tedirginliği sürekli yaşamaları gerekliydi.

Ancak oyunun geneline bakıldığında, devamlılık gerektiren işlerde eksik kaldığımızı görmek zor değil. Daha hızlı düşünmeli, daha çabuk pas yapmalı ve gol bulmalıydık. İşin savunma yönünde de zaman zaman kritik hatalar yaptık. Real Madrid' in forvet arkasındaki üçlüsü Ronaldo - Mesut - Di Maria üçgeninin, kusursuz uyguladığı "değişken" hücum anlayışı karşısında bazen ne yapacağımızı şaşırdık. İlk 2 golü de bu sebeple yedik zaten.

Olmadı. Sağlık olsun. Sezon başında da söylediğim gibi; neredeyse baştan sona yeni kurulmuş ve çoğu oyuncusunun şampiyonlar ligi tecrübesi olmayan bir takım içinşampiyonlar liginde gidebildiği son nokta başarıdır. Biz bunun ötesine geçtik ve ilk senemizde çeyrek finale yükseldik.

Yine de henüz herşey bitmiş değil. Oynanmamış olan 2. maçın sonucunun ne olacağını söyleyemeyeceğimiz için, çok küçük bir ihtimal de olsa şansımız var. Arena'daki maçı 3-0 kazanıp maçı uzatmalara götüremeyeceğimizi söyleyemeyiz. Tıpkı aksini söyleyemeyeceğimiz gibi.

İsmail ŞEN

GSFans.org / Galatasaray Blog

29 Mart 2013 Cuma

KRISTJAN NIKOLOV...



GALATASARAY ALT YAPISINDA BİR MAKEDON.KRISTJAN NIKOLOV.

Kristijan Nikolov, 1996 Makedonya doğumlu. Galatasaray'ın alt yapısında oynayabilmek için Türkiye'ye yerleşmiş. Makedonya'da gelecek vaadeden yıldızlar arasında gösterilen Nikolov, bundan bir kaç yıl önce Galatasaray alt yapı hocaları tarafından keşfedilir. Bu teklifle beraber Nikolov'un Türkiye ve Galatasaray macerası başlar.

14 yaşında Türkiye'ye gelen Nikolov guard mevkisinde görev yapıyor. U-16 Avrupa şampiyonası'nda 25.9 sayı ortalaması tutturarak, bütün dikkatleri üzerine çekti. Galatasaray, Nikolov'u Türk yapmak için Makedonya ile sürekli görüşmeler halinde. Ama Türkiye Basketbol Federasyon'undan görüşmeler konusunda en ufak bir yardım bile alamıyor.

Türk Milli Takımı'na karşı oynamış Preldizc'i Türk yapmak için adeta seferber olanlar, konu Galatasaray'a gelince görmedim - duymadım - bilmiyorum modunda dolaşıyor. Nikolov, yerli statüsünde oynayamadığı için 3 yıldır lig maçlarına çıkamıyor. Türk basketbol'u belki de büyük bir yıldızı kaybediyor. Yetkililerin bilgisine.

Şu adreste kendisiyle kapsamlı bir röportaj yapılmış. Röportajda önemli bir bilgiyi de aktarmış Kristjan. O'nu Galatasaray'a transfer edenin Oktay Mahmuti olduğunu.

19 Mart 2013 Salı

3x3



Galatasaray; hafta arası şampiyonlar liginde, hafta sonunda da ligde çok önemli 2 maç oynadı. Arada da şampiyonlar ligi çeyrek final kura çekiminin heyecanını yaşadı. Kuranın sonucu, yaşanan heyecanı kat be kat arttırdı ve hemen Real Madrid maçları konuşulmaya başlandı. Bu beni o an biraz endişelendirdi çünkü hafta arasında Schalke 04'e karşı alınan muazzam galibiyet ve atlanan tur üstüne, başta futbolcularımız olmak üzere tüm teknik ekibin ve yönetimin kalpten bir şekilde turu geçebileceklerine olan yoğun inançlarını dile getirmeleri, ve yine başta sosyal medya olmak üzere, internet sitelerinde ve forumlarda taraftarın da bu konudaki inancının tavan yapması Real Madrid eşleşmesinin bir anda gündemin ilk sırasına oturmasına sebep oldu.

Oynamamız ve muhakkak kazanmamız gereken bir lig maçı vardı ve Schalke maçı öncesi oynadığımız Gençlerbirliği maçı, öncesi ve sırasında yaşananlarla benim hala aklımdaydı. Ancak; atladığım bir nokta vardı. Fatih Terim.

Gençlerbirliği maçında yaşadığımız, başta formasyon kaynaklı taktik sorunlar ve Sneijder'den, yabancı sınırlamasına takıldığımızdan dolayı bölgesinde oynatamadığımız için istediğimiz gibi faydalanamayışımızı, Fatih Terim dehası saha içindeki basit bir pozisyon kaydırmasıyla çözüverdi. Schalke maçından önce, ben dahil taraftarın büyük çoğunluğu internette çeşitli formasyonlar, kadrolar, ilk 11'ler denedi. Hepsinde, Sneijder olması gereken mevkide, forvet arkasındaydı ama bunu yapabilmek için bir yabancıdan, solda Riera'dan, sağda Eboue'den ya da ortada Melo'dan vazgeçmek gerekiyordu.

Ama işte o Fatih Terim, Schalke maçında Selçuk'u sol içe kaydırıp Sneijder'i asıl bölgesine koydu. Selçuk solda hiç sırıtmadığı hatta çok iyi oynadığı maçta Sneijder'de gayet faydalıydı. O maç, Fatih Terim dışında kimsenin aklına gelmeyen, ama Fatih terim'i Fatih Terim yapan o taktik deha sayesinde kazanıldı. İmparator, haftasonu Kayseri deplasmanında aynı kadroyu aynı formasyonla sürdü sahaya.

Sonuç; sağdan gelen Drogba'nın ters topuna "sol içten" koşu yapan ve topu kafayla ceza sahsına giren Sneijder'in önüne asistleyen Selçuk, ve o müthiş taktik deha ürünü formasyon değişiminin sonucu olan ilk gol. Akabinde maç boyu oynanan muazzam futbola eşlik eden 2 gol daha ve gelen 3 puan.

Maç öncesinde gelen Mourinho'nun Galatasaray'ı izlemek üzere Kayseri'ye geldiği bilgisi, akabinde tribünde Fatih Terim ve Mourinho arasındaki samimi görüntüler ve Mourinho'nun takımın soyunma odasına inip başarı dilemesi, sosyal medyada yapılan "PFDK Terim'i soyunma odasına sokmadı biz de Mourinho'yu getirdik" şeklindeki ince esprilere neden oldu maç sonunda. Heyecanlı, keyifli ve mutlu biten bir haftaydı. Biz de yazıyı güzel bir sloganla bitirelim.

Şampiyonluk şarkısı düşmesin dillerden.

6 Mart 2013 Çarşamba

Şimdi Hedef O Kupa...



CEV Şampiyonlar Ligi 4'lü Finali, 9-10 Mart 2013 tarihlerinde, Galatasaray Daikin'in ev sahipliğinde Burhan Felek Spor Salonu'nda düzenlenecek. Şampiyona'nın bilet satışları, son 4'e kalan takımlar, gelişmeler, son haberler, maç takvimi ve çok daha fazlası, özel olarak hazırlanan web sitesinde.

Final Four'a katılan takımlar; ev sahibi Galatasaray Daikin, Vakıfbank, Azeri ekibi Rabıta Bakü ve bu sezon ki gedikli rakiplerimizden, İtalya takımı Unendo Yamamay Busto Arsizio. Vakıfbank bu kupanın 2011 şampiyonu. Rabıta Bakü; kupanın hatta finalin gediklilerinden. Vakıfbank 2011'deki finalde onları yenerek uzanmıştı kupaya.

İşimiz hiç kolay değil. Ama imkansız da değil. Antrenör Massimo Barbolini ve oyuncular kendilerine güveniyorlar. Sonuçta bu noktaya kadar geldiler ve daha iyisini de yapabilirler. Final Four'da ilk ayak maç takvimi şöyle;

09/03/2013 17.00 Galatasaray Daikin İSTANBUL – Vakıfbank İSTANBUL
09/03/2013 14.00 Rabita BAKU – Unendo Yamamay BUSTO ARSIZIO

Biletler, biletway.com sitesinde satışta ve fiyatlar da şu şekilde: 1. Kategori > 100 TL, 2. Kategori > 50 TL, 3. Kategori > 30 TL (Tükendi), 4. kategori > 20 TL

Galatasaray taraftarının bu önemli finalde takımı yalnız bırakmayacağına inanıyorum.



Dodo...



Dünyanın en şanslı çocuklarından biri o. Tafo'nun oğlu Dodo. Galatasaray tribünlerinde büyüdü. Babasının, aşağı yukarı kariyerinin son zamanlarına denk gelen, saha içindeki en başarılı zamanlarına tanık oldu. Babası en özel kupayı kaldırırken o'da omuzlarındaydı. Şimdiyse; yine Galatasaray için ama bu kez saha kenarında ter döken babasını omuzlara alma zamanı ona gelmiş olmalı ki; Tafo'yla birlikte bu pozu vermiş.

13 Şubat 2013 Çarşamba

Radar...



Okumaktan keyif aldığım ve sol taraftaki Blog 11'in değişmez isimlerinden 3'ünün, radarıma takılan 3 yazısını önereceğim bu postta. 3'ünü de mutlaka okumanızı öneriyorum.

1 - Lucarelli Breitner / Yavuz Semerci, bir tetikçi portresi

"Elbette bu ülkenin insanlarının haber alma özgürlüğü her şeye, herkese ve her kuruma rağmen olmalıdır. Bunun aksini savunmak fikri bile düşünülemez olmalı. Bu fikri hepimiz en güçlü biçimde dile getirmeliyiz. Ancak medyada, Galatasaray aleyhindeki haberlere bakınca sanki bir el düğmeye bastı ve harekete geçmiş gibi.

Birkaç akşam önce Habertürk yazarı (Gazeteport'un sahibi) Yavuz Semerci, Beyaz TV'de Galatasaray'ın borsada manipülasyon yaptığını ve yatırımcılarını dolandırdığını dile getirdi. Bu iddiaları ilk kez söylemiyor, daha önce de köşesinde sık sık yazdı ve konu etti. Kale boşken gol atmak kolay geliyor olmalı ki, Sedat Doğan'ın yayına çıktığı akşam Yavuz Semerci canlı yayına bağlanma zahmetine katılmadı bile. Oysa iddiaları yenilir yutulur cinsten değildi.

Medyada olunca pek çok insanla tanışıyorsun, hatta birlikte çalışıyorsun. Benim de medya maceralarımın bir köşesinde Gazeteport yer aldı. O yüzden yazdıklarımı Yavuz Semerci'yi gerçekten iyi tanıyan birinin kaleminden döküldüğünü bilin diye söylüyorum.

Gazeteport, Türkiye'de kuruluş fikri açısından cidden başarılı ve doğru bir hamleydi. Gazeteciliğin ve televizyonculuğun internet mecrasına doğru yöneldiğini de göze alarak, NTV'den ayrılıp, Gazeteport'a geçtim. O güne dek, Yavuz Semerci hakkında en ufak bir fikrim yoktu, zaman içinde tanıdım. Anlatacaklarım şu açıdan önemli olacak; Yavuz Semerci'nin hayata bakışı, gazetecilik anlayışı.

Gazeteport yaklaşık 50 kişilik bir kadroyla yola koyuldu. Verilen maaşlar, medyanın epey üstündeydi. İnsan haliyle "bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye merak ediyor. Çünkü o dönem, Türkiye'nin en çok okunan internet portallarında ne insanlara oradaki maaş veriliyor, ne de o kadar sayıda insan çalışıyor. Ben sorup soruşturmaya başlayınca, kuruluş için gereken paranın Avrupa Birliği Fonu'ndan alındığını söylediler. Ama o imkan dahilinde değil böylesi yüklü bir para almaları. Fon'dan alınacak para en fazla 500 bin Euro'dur. Oysa anlaşmaların, harcamaların, maaşların karşılığı 500 bin Euro'nun çok fazla üstündeydi.

İnsan merak ettikçe ediyor ve o merak en nihayetinde sizi doğruya götürüyor..."
Devamı >>>

2 - Lappappa / Salyangoz

" Dün akşam biraz kardeşimin gazı biraz da Ergin hocamın “taraftar gelsin” sözü sayesinde biletleri alıp maça gitme kararı aldık. Aslında kararımı etkileyen faktörlerden biri de Eskişehirspor taraftarının üstlerinde formalarla Efes’i desteklemeleriydi, o ortamı bir kez de kendi gözlerimle görmek istedim.

Maçla ilgili teknik taktik konulardan en sonda bahsetmek istiyorum, zira gerek twitter’da gerekse de başka bloglarda benden daha iyi gözlemci olan arkadaşlarımız pek çok güzel değerlendirmelerde bulundular. Benim değinmek istediğim konu Eskişehirspor ve Anadolu takımlarının taraftarlık olgusu.

Ben geçmişte de bu konu hakkında blog yazısı yazdım, “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız!!!” taraftarlığından nefret ettiğimi belirttim ama yine yazmasam olmayacak zira bu sefer konu bambaşka. Eskişehirspor taraftarı özelinde konuşuyorum cidden aidiyat olarak olsun, tribün baskısı olarak olsun güzel taraftarlardır. Şehrin yarısı da –bilenler bilir- şehrin takımını tutar ama sıkıntılı konu İstanbul takımlarına kafayı o derece takmışlardır ki yolda forma-atkı taktığın anda kim olduğuna ne olduğuna bakmadan sana karışma hatta daha da ileri gitme konusunda kendilerini haklı görürler..."
Devamı >>>

3 - Ultras Movement / Galatasaray 2 - 0 Antalyaspor

"İngiltere Liginde maçlar hep aynı saatte oynandığından, insanlar kaçta TV başına geçeceğini, kaçta stadyumlara gideceğini ezbere bilir, planını ona göre yapar. Bizde ise bu haftasonu cumartesi günü öğle maçları 16:00'da iken pazar günü Mersin İ.Y.-Fenerbahçe maçı 16.30'da? Cumartesi akşam maçları 19:00'da iken pazar günü Galatasaray-Antalyaspor maçı ertesi gün okulların başladığı, İstanbul'da bir yerden bir yere gitmenin en az 1,5-2 saat olduğu bilindiği halde saat 20:00'de? Artık en azından kış günleri şu maçları lütfen öğle saatlerine alın..." Devamı >>>


9 Şubat 2013 Cumartesi

Yeni Başlangıç...


Galatasaray pazar günü, ligdeki en önemli maçlarından birine çıkıyor.

2. sırada ve kendisini 4 puan geriden takip eden MP Antalyaspor’a karşı hem oyun hem de fizik olarak çok iyi olmaktan başka şansımız yok. Galibiyetin yolu; hızlı atak, sert savunma, iyi paslaşma ve bulduğun pozisyonları değerlendirmekten geçiyor.


Fatih hoca’nın; Melo’nun yokluğunda orta alanda Sneijder’i sahaya sürebileceği beklenirken, aynı şekilde 2 haftadır kulübede olan Burak’ın da bu hafta 11′de yer alacağı tahmin ediliyor. Mutlak kazanılması gereken bir maçta Fatih hoca’nın, elindeki hücum gücünü maksimum oranda sahaya yansıtacak bir kadro seçiminde bulunacağını söylemek zor değil.


Bu noktada, bu düşüncesinin sahada doğru şekilde sergilenebilmesi için iş biraz da kanatlara kalıyor. Afrika Kupasından döndüğü için formasını geri alacak olan Eboue’nin Hamit’le, Riera’nın da önünde oynayacak olan Emre yada Amrabat’la yardımlaşarak sık sık hücumu desteklemesi çok önemli. Sadece orta alandan yapılacak baskı yeterli olmayacağı gibi, orta alanda mücadele eden oyuncularımızın beklenenden daha erken yorulmasına sebep olabilir.


Takımın bir an önce ortadan kaldırılması gereken sorunlarından biri de, golü ya da golleri bulduktan sonra istemsiz şekilde geriye çekilmesi. Yeni transferler Sneijder ve Drogba’nın, bu sorunun ortadan kalkmasında çok önemli bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Nedenine gelince. Her sorunun kaynağında 2. bir sorun vardır. Galatasaray’ın bu sorununun kaynağında ise, topu ileride tutmakta yaşadığı sıkıntı yatıyor.

Sneijder ve Drogba sahadayken, onlara katılacak Umut, Burak Elmander üçlüsünden 1 veya 2′sinin, yukarıda bahsettiğimiz orta saha ve kanat oyuncularının desteğiyle, 3. bölge dediğimiz hücum bölgesinde ortaya çıkacak muazzam pres gücü ve bunun zamanla sürekli kılınması sorunun tek çözümüdür. Bu maçla birlikte, bu yöntemin ilk ayağı diyebileceğim Sneijder’li kısmını 90 dk. nın en az 80 dk. sına yayabilirsek, çözüme yönelik büyük bir kalıcı adım atmış oluruz.


Saha içinde herşey normal gittiğinde ve saha dışında, masa başında ligin şampiyonu tayin edilmeye çalışılmadığı sürece Antalyaspor maçının, şampiyonluğa doğru koşmaya başlamadan önce atılan ilk adım olacağına ve bir seri başlatacağına inanıyorum. Bekleyip görelim.


İsmail ŞEN | GSfans.org

5 Şubat 2013 Salı

48...



''Sergen; buraya gel, hiç acele etme. Ben şimdi topu sana yuvarlayacağım.
Sen topa basacak ve geri kaçacaksın. Tamam mı, anlaştık mı?''


Kazanılan bir frikik öncesi, yanındaki kişi bu ülkenin en iyi sol ayaklı ve en iyi frikik kullanan yerli oyuncularından biri; Sergen olsa dahi komuta hep ondaydı. O bu yüzden "comandante" idi. Görülemeyeni görür, tahmin edilemeyeni gerçekleştirirdi.
Ve o; Gheorghe Hagi bugün 48 yaşına girdi. İyi ki doğdun Hagi.



3 Şubat 2013 Pazar

Gelecekten İşaret...


Bugünkü Bursaspor - Galatasaray maçından bloga taşınabilecek tek şey belki de şu kare. Sahalarda sık sık görmek istediğimiz türden anlar. Kim bilir? Belki de yakında gerçekleşmesi muhtemel bir takım arkadaşlığına doğru atılan adımlardır bunlar. :)

28 Ocak 2013 Pazartesi

Blue Elephant...


"Gelmeeeeeez" totemi tuttu. Deyim yerindeyse başkanın bir rüyası gerçek oldu. Geçen yıldan beri istediği bir transferdi sonuçta ve nihayet "Mavi Fil" Didier Drogba resmen Galatasaray'da.

Sneijder transferi ile birlikte başkan, transfer edilebilirlik ve yönetim becerisi konusunda çıtayı çok yukarılara koydu. Bizden başka kimsenin erişmesi imkansız artık. Aday olurken söz verdiği gibi, başarı ve süreklilik anlamında da hedeflerini çoktan tutturdu ve gözünü çok daha büyük başarılara dikti. Dikkat edin, geçen yıldan bu yana alınamaz denilen kim varsa aldı. Muslera, Eboue, Ujfalusi, Hamit, Melo. Bu adamların hepsine "gelmez, alamazlar" deniyordu. Hepsi geldi. Üstüne Sneijder ve Drogba.

Eğer Schalke turunu geçer ve çeyrek finalde Barça, Real yada ManU'dan biriyle eşleşmezsek finali görme şansımız bile var. Geriye söylenecek tek şey kalıyor.

"TEK EKSİK O KUPA. ŞİMDİ KORK AVRUPA..."





22 Ocak 2013 Salı

Wesley...




"Bu videonun hazırlanma amacı, sözüm ona sanal truva adı altında Galatasaray taraftarıyla dalga geçme cüretini kendinde bulan, Fenerbahçe taraftarları olduklarını iddia eden fakat bizce taraftarlıktan yoksun, çocukça hareketler sergileyen (ve) herkesçe bilinen zat'ın maaşlı elemanlarına ithafen hazırlanmıştır.

Bizim, Galatasaray taraftarları olarak takip ettiğimiz, kendi takımımızla ilgili olan Sneijder transferiyle hiç alâkadar olmuyor gibi gözüken bazı Fenerbahçeli arkadaşlarımızın gözünden bu transferi sizlere göstermek istedim.

Onların Galatasaray taraftarını kandırmak için yaptıklarına SANAL TRUVA diyerek gülen bazı gruplar, bu videoyu izledikten sonra, bizim Fenerbehçe taraftarlarına gülmek için kandırmamız gerekmediğini çok açık bir şekilde anlayacaktır.

Bu video tamamen şahsıma ait olup; taraftar gruplarını ve Galatasaray Kulübünü hiçbir şekilde bağlamamaktadır.

BÜYÜK GALATASARAY TARAFTARINA ARMAĞAN OLSUN. ANDAÇ AYTAÇ."


Galatasaray'lı kardeşim Andaç Aytaç (twitter > @andacaytac) Sneijder transferi sürecini çok farklı bir açıdan gören harika bir video hazırlamış. Süreç boyunca medyanın ve basının Khalkedon güdümlü paralı askerlerinin yaptığı yorumlar ve haberleri bir araya derlemiş. Evladiyelik. Daha da sesini çıkarmaya kalkan Fenerbahçe'li olursa çarp yüzüne.

Hiç üşenmeyin, tıklayın play'e ve tadını çıkarın. Hatta video oynarken sırayla ekrana gelen screenshot'lar esnasında videoyu pause'layıp o sayfalarda yazılanları tek tek okuyun. Sadece bir oyuncu transfer edilmediğini, çok daha ötesinde bir zafer kazanıldığını göreceksiniz. İyi seyirler.


21 Ocak 2013 Pazartesi

İnce...Çok İnce!


Uzun, yorucu, bazen sinir bozucu ama keyifli süreç mutlu bitti. Wesley Sneijder resmen Galatasaray'da.

Bu "bir transferden çok öte" olan transferi ilerleyen günlerde futbol çerçevesinde değerlendireceğiz tabii ama, önce şunları bir paylaşalım ki kayıtlara geçsin. İlerleyen şampiyonluklarda görüşmek üzere...




16 Ocak 2013 Çarşamba

Marka Değeri...


Şunu bizim ülkede göremezsin hacı. Forma, eğer yamulmuyorsam Liverpool forması. Sırtta Manchester City'in uslanmaz adamı Balotelli'nin ismi.

Ben mesela, bir Galatasaray taraftarı olarak Alex'e büyük saygı duyarım ve severim de. Şimdi ben bir Galatasaray forması alacağım, arkasına Alex yazdıracağım ve onunla otobüse binip maça gideceğim ha.

Küfür edemiyorum, ayıp olur. Ama bir özdeyişle anlatayım olacakları. "Adamı 2'yle çarpıp 4'e katlayıp kaldırıp rafa koyarlar." Öyle bir dayak yersin ki bırak maça gitmeyi stadın yollarını unutursun. Biz de taraftar kültürü gelişmemiştir. Galatasaray'lı olup Fenerbahçeli bir oyuncuyu ya da Beşiktaş'lı olup Bursaspor'lu bir oyuncuyu sevemezsin. Bu liste böyle uzar gider.

Biz hala "marka değeri", biz hala "Avrupa'nın en iyi 6. ligi" diye kendimizi kandırmaya devam edelim.

11 Ocak 2013 Cuma

Transfer = Nefret Psikolojisi...


Günlerdir Sneijder’le yatıp kalkıyoruz. İnter’den ayrılacağının kesinleştiği günden bu yana, basınımız Fenerbahçe ve Galatasaray’ın gündeminde olduğunu yazıyor Hollandalı oyuncunun. Netekim, Galatasaray’da başkan Ünal Aysal geçtiğimiz salı günü GSTV’de katıldığı programda, Sneijder için İnter başkanı Moratti ile görüştüğünü açıkladı.

Akabinde; transfer için İnter kulübüyle resmi görüşmelere başlandığı, KAP / Kamuyu Aydınlatma Platformu’na da bildirildi. Taraftar 3 gündür forumlarda ve sosyal medyada adeta nöbet tutuyor. Oyuncunun kendisiyle görüşmeler sürerken, son kararı oyuncunu eşinin vereceği şeklinde iddialar ortaya atılınca twitter’da hem oyuncuya hem de oyuncunun eşine mesajlar yağmaya başladı.

Ancak; her transferde olduğu gibi bu transferde de, diğer takımların taraftarları konuya dahil olmakta geç kalmadılar. Oyuncunun eşine atılan twitlerin bir süre sonra tadı kaçtı. Olay "ikna etmeye çalışmak" tan "taciz" boyutuna geçti. Bir de meşhur kısa film olayı var ki; asıl filmlik konu o. Mehmet Baransu bile film ve içeriği hakkında "oyuncunun Türkiye’ye gelmesi durumunda farklı konularda sıkıntılar olacaktır" diyerek dolaylı olarak "Sneijder gelmesin" deme cüretinde bulundu.

Şu meşhur kısa film olayına bir açıklık getirmek ve bu temelde, Türkiye’de daha önce Jardel, Güiza ve transfer gündemine girmiş ama transfer edilememiş başka oyuncuların eşleri üzerinden yürütülen iğrenç kampanyalar hakkında bir kaç kelam etme gereği duydum bende. Önce, Wesley Sneijder’in eşi Yolanthe Cabau’nun Hollanda’da oynadığı ve Dilara adında türbanlı bir kızı canlandırdığı Turkse Chiks adlı kısa filmden başlayalım.

İnternette filmin 2 versiyonu var. Biri kesilmiş olan ve sadece filmdeki erotik sahnelerin olduğu bir versiyon. Bu versiyonun, bizim basın tarafından "maksatlı olarak" kullanılmak üzere özellikle kesildiğini düşünüyorum. Bir de 10:08′lik versiyonu var. Asıl olan film o. Mevzunun ve filmin tam olarak anlaşılması için bu versiyonun izlenmesi gerek. Filmde, Mehmet Baransu’nun bahsettiği yada sandığı gibi islamiyete bir hakaret vs falan yok. Çünkü filmde "o an gerçekleşiyormuş etkisi veren görüntüler kaykaycı çocuğun kabusu".

Özetle; izlendiğinde gayet kolay anlaşılacak bir anafikir olan "önyargı" konusunu işlemiş bir filmi, erotik sahneler barındırıyor diye toplumu adeta salak yerine koyup tamamen negatif amaçlarla kullanan ve tamamen kendi önyargılarını gözler önüne seren, bunu ezeli rakibinin(!) istediği transferi gerçekleştirememesi için kullanan bir kitle var bu ülkede.

Ve maalesef, ülkemizde SPORDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN adında ve yürürlükte olan bir yasamız, ve bu yasamızın şiddete neden olabilecek açıklamaları önleyici 22 numaralı bir maddesi olmasına rağmen. Dilerim, yetkililer artık bu yasayı doğru düzgün işletmeye başlarlar zira bu amacı belli kitlenin durmak ya da vazgeçmek gibi bir düşüncesi yok.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Artı Bir...


Önce burada başladık yazmaya. Sonra GSFans.org'ta maç yazıları geldi arkasından. Bugün itibariyle yazdığımız adres sayısı 3'e çıktı. Blog ve yazı hayatına GS Amatör Ruh Bloguyla başlayan ve bu blogun da yazarlarından olan sevgili dostum Fırat Durmaz'ın ricasıyla, bugünden itibaren Galatasaray Blog'da da yazmaya başladık. İlk yazımızı da ekledik hatta.

Yazar kadrosu çok güçlü. Hepside Galatasaray taraftarları arasında ve sosyal medyada sözü dinlenilen, değer verilen isimler. Ahmet Kılıç, Fırat Durmaz, Barış Cenk Akkaya, İlhan İlmenöz, Sühan Cem Ucsoy, Alper Altıntaş, Can Tüysüz, Bahadır Oğuz, Süleyman Öktem, Hasan Yıldırım ve bendeniz.

Şimdiden oldukça önemli ve dolu dolu bir yazı arşivine sahibiz. Bekleriz efendim.

28 Aralık 2012 Cuma

Türkiyedir Galatasaray Protesto Hareketi


GSFans.org olarak az önce, Tahkim Kurulunun Meireles'in cezasını 4 maça indirmesiyle ilgili bir protesto hareketi başlattık. Özgür arkadaşımızın hazırladığı metni yayınladık ve harekete geçtik. İlgili tüm kişi ve kurumlara mailler göndererek, konuyu kişisel facebook, twitter, google plus ve diğer tüm sosyal ağ sayfalarımızdan paylaşarak hareketi duyurabildiğimiz kadar duyurup tepkimizi ortaya koymamız gerek.

Özel Protesto Hareketi sayfasına ulaşamak için tıklayın. Protesto metnini de aşağıya ekliyorum. Desteğinizi bekliyoruz.
_______________

Bu ülkede bir Fenerbahçe aymazlığı, yüzsüzlüğü aldı başını gidiyor. Ne yaparsak yapalım ceza almayız yaklaşımının artık suyu çıktı. Bu ülkede sadece Fenerbahçe varmış gibi davranan Fenerasyon şu sıralar birde orman kanunlarıyla ülke futbolunu yönetmeye başladı.

Şike olayında mahkeme kararlarına ve kendisinin kişilere verdiği cezalara rağmen, insanların gözünün içine baka baka, herkesi hiçe sayarak, "sahaya yansımadı" saçmalığını öne sürerek ceza veremeyenler, artık kölesi haline geldikleri bir camia ve onun hükümlü başkanı karşısında bir rezilliğe daha imza attılar. Bu yüzsüz insanlar, Fenerasyonun bu çaresiz ve teslim olmuş tavrı karşısında o hale geldi ki; yayıncı kuruluşun görüntülerini tahrip edip milletten hesap soracak kadar gözleri dönmüş durumda.

Görüntülerde açıkça görülen el hareketi ile hakaret, çıldırmış gibi bağırıp çağırmak suretiyle sözlü ifade ile hareket ve tahrip edilen videonun aslı ortaya çıkınca açıkça görülen tükürüğe, hatta hakem raporuna rağmen Meireles denilen futbolcunun cezasını hangi hukuku göz önünde bulundurarak indirdiniz çok merak ediyoruz.


Cemal Nalga olayında, herkesten önce tepki veren Galatasaray camiası kendi kulübünden kelle istemiş, basketbolcunun ve antrenörün kulüple ilişkisi derhal kesilmiş, takım (-) puanlarla lige başlatılmış ve o takım 2 senede kendini zor toparlamasına rağmen Galatasaraylı sesini çıkarmamış, bu olaydan hicap duymuştur. Yine Engin Baytar olayında, sinirlerine hakim olamayıp hakemin yakasına 1-2 sn. kadar yapışıp bırakan futbolcumuza daha ceza bile verilmeden "takımdan yollansın, kulüp kendisi de ceza versin" diye önce Galatasaraylı ayaklanmıştır.

Ne acıdır ki; takip eden süreçte, bir hazırlık maçında antrenörün sistemi görmek için cezalı oyuncusuna takım arkadaşının formasını giydirip oynatması karşısında şahin kesilip, anında ve etkili kararlar ile cezaları anında yapıştırılmış ve Galatasaraylının ses çıkarmamasından cesaret alınmışken, Türk futbolunun kara lekesi bir şike davasında, bir kulüp ve ikinci yarının tamamında şike yapanlara ceza vermek şöyle dursun neredeyse ülkece özür dileyecek hale getirilmiştik.

Yine Engin olayında, Galatasaraylıların "cezası neyse çeksin" tavrından cesaret alıp 11 maç cezayı anında verip onayanlar, bir de üzerine yine milad masalları anlatmışlardı. Tıpkı sahaya su atılmasıyla, stad yakıp polis arabası devirmeyi, polis yaralamayı bir tutup 5 maç ceza verenlerin daha önce anlattıkları milad masalları gibi. Ne gariptir ki; bu milad denilen olgu sadece Galatasaray için geçerli olmakta.

Görünen o ki; artık kontrolden çıkmış ve kanunsuzluğu kanun haline getirmiş bu camia karşısında sinen, korkan ve çaresiz kalan Fenerasyon Galatasarayın kudretinin farkında değil. Galatasaray karşısında derhal, en sert tedbirleri anında alanlar, bu sahte kabadayı camiadan o kadar korkmuş durumdalar ki, Fenerasyonun kurullarının ceza verdiği Şekip Mosturoğlu gelip Fenerasyon binasında hesap sorabiliyor. Yine mahkemece şike yaptığı tespit edilmiş hükümlü bir başkan gelip Fenerasyonun binasında asıp kesiyor ve ceza indirimi yapıyor.

Bu doğrultuda Galatasaray yönetimi, teknik ekibi ve futbolculardan beklentimiz şudur. Türkiye Süper Liginin ikinci yarısındaki ilk maç olan Kasımpaşa maçında, hakemin başlama düdüğü ile birlikte, gol yeme hatta maçı kaybetme pahasına santra ile birlikte 1 dk. boyunca hareketsiz kalmak ve ruhunu teslim etmiş bu futbol federasyonun anısına 1 dk. lık saygı duruşunda bulunmak. Hatta bir adım ileri gidiyor tüm branşlarda eş zamanlı olarak bu protestonun yapılmasını talep ediyoruz.

Görüyoruz ki; Galatasaraylı bu kudretini demokratik protestolar ile göstermez ise, bazıları bu ülkede kendini yegane güç olarak görmeye devam edecek ve bu tavırları dahada vahimleşip artarak devam edecek. Bu vesile ile dosta düşmana bir kez daha haykırıyoruz "Türkiyedir Galatasaray"

Metin için, Özgür (besyOzgur) arkadaşımıza teşekkür ederiz.

Çok Fazla...


"Ben Bursa ya bu stadın çok fazla olduğunu düşünenlerdenim.
Bu sene bile ortalama 11.000 kişiye oynadılar her maç.
Büyük takım maçları dışında 45.000 kişilik bu stadı doldurmaları neredeyse imkansız.
Proje güzel,yeri güzel ama kapasite olarak çok fazla bence."


Yukarıdaki ifadeler; bir taraftar forumunda, Bursa'nın yeni stad inşaatına ait bilgi ve fotoğrafların paylaşıldığı sayfaya yorum yapan birine ait. Galatasaray'ın stadı inşa edilirken de çok gördüm bu kafaları. Bu tipler, o süreçte enteresan bir akıl tutulması yaşadılar. Önce Galatasaray'ın stadının kapasitesinin az olduğunu, kapasitenin en az 65 bin'e yükseltilmesi gerektiğini söylediler. Üstüne, yetmiyormuş gibi, bu yapılmadığı için kulübe, yönetime, yüklenici firmaya bir güzel saydırdılar.

Sonra, stad bitti. Açıldı ve kullanılmaya başlandı. İlk zamanlarda bir yabancılık sorunu vardı.Taraftarın stada alışması ve sahiplenmesi zaman aldı. Buna bir de ulaşım sıkıntıları eklenince Galatasaray ilk maçlarını yarı yarıya seyirci sayılarına oynadı. Fırsat kaçar mı hiç? Kaçmadı tabii ve bu tipler yine ortaya çıktılar. (Evet, doğru tahmin ettiniz. Stad açıldıktan sonra, olumsuz bir şeyler söyleme fırsatı bulana kadar hiç ortada gözükmediler) Bu kez de; stadın kapasitesinin çok fazla olduğunu, en fazla 40 bin olması gerektiğini, bu stadın hiç bir zaman dolmayacağını söyleyip durdular.

Şimdi de Türkiye de yapılan diğer yeni stadlara kafayı takmış durumdalar. Şehrin, stadın nereye yapıldığının hiç önemi yok. Bursa, Konya, Antalya, İzmir, Eskişehir vs... Onlar sadece eleştirir. Dün bu yazıyı görünce isyan ettim artık.

Bi bitin birader. Allah aşkına bi bitin artık ne olur ya.

"Bu sene 11 bin kişiye oynadılar stad yapmayalım, falanca şehrin-takımın taraftarı maçlara gitmiyor stad yapmayalım" bla bla bla...

Giderler kardeşim. Stada alışmaya, konforlu ortamda maç izlemeye başlayınca giderler.
Bu sene 11 bin gider, seneye 25 bin gider 3 sene sonunda aidiyet duygusu da gelişince 40 bin de gider. Yahu stadlar oldu 45-50 yaş. Anadolu'daki en genç stad 30 yaşındadır. Tribünler zıplarken çökecek nerdeyse. Yeni çıkan yapı denetim yasalarına göre depreme dayanıklılık testleri yapılsa, çoğu stada giriş yasaklanır.

Ne olsun istiyorsunuz? Bir Armand Cesari faciası da biz mi yaşayalım yani?