spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2014 Pazar
2014 Spor Takvimi
2013' ü öyle böyle bitirdik, 2014' ün ilk ayını da yarıladık nerdeyse. Peki 2014' te bizi bekleyen spor organizasyonları neler? Açıklanmış ve takvimi belli olanları aşağıya listeledik. Sabırlı beklemeler.
Ocak: Bizde Süper Lig tatile girdi ama bu ay İngiltere, İtalya ve İspanya'da yarış tam gaz devam edecek. Türkiye Kupası'nda ise ocak ayında yoğun mesai var. Ay ortasından itibaren iki gruptaki tüm zorlu mücadeleleri atv ve a Haber ekranlarından takip edebilirsiniz. Ayın en görkemli spor organizasyonu ise kuşkusuz Avustralya Açık Tenis Turnuvası. 13 Ocak'ta başlayacak olan turnuva, 26 Ocak'ta sona erecek.
Şubat: Bizle beraber Almanya, Fransa da futbola geri dönecek. Dünyanın en görkemli spor organizasyonlarından biri olan ve kurallarını bilmeseniz bile sizi ekran başına kitleyen NFL'in SuperBowl finali 2 Şubat'ta New Jersey'de oynanacak. Ayın en önemli organizasyonu şüphesiz, komşu Rusya'daki Kış Olimpiyatları. 7-23 Şubat arasında Soçi'de yapılacak Kış Olimpiyatları için Putin kesenin ağzını açtı ve 50 milyar dolar harcadı. Açılış töreninin büyük bir gövde gösterisine dönmesi bekleniyor. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea ile oynayacağı ilk maç ise 26 Şubat'ta. Trabzonspor da Avrupa Ligi'nde 20 Şubat'ta Juventus deplasmanında. Rövanş 27 Şubat'ta Trabzon'da.
Mart: Atletizmde Dünya Salon Şampiyonası 7-9 Mart arasında Polonya'da. Paralimpik Kış Olimpiyatları ise 7-16 Mart arasında yine Soçi'de. Galatasaray, 18 Mart tarihinde Londra'da Chelsea ile rövanş maçına çıkacak. Formula 1 sezonu Melbourne'da açılacak. Avustralya Grand Prix'si 16 Mart'ta, Malezya ise 30 Mart tarihinde.
Nisan: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde çeyrek final maçları da ayın ilk 10 gününde oynanacak. 13 Nisan tarihinde Londra Maratonu koşulacak. Formula 1'de nisan ayının durakları Bahreyn, Çin ve Teksas. Ay sonunda ise Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı final maçları var.
Mayıs: Atletizm tutkunları 9 Mayıs tarihini ajandalarına yazsın. Doha'da Diamond Lig var. Ay boyunca bisikletseverlerin gözü İtalya Bisiklet Turu'nda olacak. Avrupa Ligi finali, 14 Mayıs tarihinde Torino'da. İngilizler FA CUP finalini Wembley'de 17 Mayıs tarihinde oynayacak. Dünya Kupası nedeniyle geçen sezondan daha erken sona erecek olan lig maratonlarının kreması, 24 Mayıs'ta Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finali olacak. Roland Garros Tenis Turnuvası 25 Mayıs'ta başlayacak ve 8 Haziran'a kadar sürecek.
Haziran: Biz yine yokuz ama Dünya Kupası, Brezilya'da bir başka güzel olacak. Kumandanıza sahip çıkın, çünkü 12 Haziran'da başlayacak olan Dünya Kupası'nın finali 13 Temmuz'da. Formula 1 sevenler için Kanada, Avusturya Grand Prix'leri haziran ayında. Atletizmde Diamond Lig, 14 Haziran'da New York'ta. Tenisseverlerin olmazsa olmazı Wimbledon Açık ise 23 Haziran'da başlayacak ve 6 Temmuz'da sona erecek.
Temmuz: Dünya Kupası'nın 13 Temmuz'daki finali en önemli gün ama 5-27 Temmuz arasındaki Fransa Bisiklet Turu ekran başında görsel bir şölen vaat ediyor. 5 Temmuz'da Paris'te, 18 Temmuz'da ise atletizm meraklıları için Monako'da Diamond Lig var. Almanya ve Macaristan Grand Prix'leri de temmuz ayında.
Ağustos: Avrupa'da tüm futbol ligleri yine bu ayda start alacak. İngiltere Premier Lig'de ilk hafta maçları 16 Ağustos'ta. 18-24 günleri arasında Berlin'de Avrupa Yüzme Şampiyonası var. Zürih ise 12-17 Ağustos günleri arasında Avrupa Atletizm Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. 23 Ağustos-14 Eylül arasında ise İspanya Bisiklet turu var. Belçika Grand Prix'si 24 Ağustos'ta. 24 Ağustos'ta Birminhgham'da ve 28 Ağustos'ta Zürih'te Diamond Lig var. Amerika Açık Tenis Turnuvası da ayın son haftasında, 25 Ağustos'ta başlayacak ve finali 8 Eylül tarihinde.
Eylül: Sonbaharla birlikte Şampiyonlar Ligi heyecanı yine başlayacak. Eylül ayında İspanya Santander'deki Dünya Yelken Şampiyonası dışında büyük organizasyon yok. Formula 1'in durakları İtalya, Monza (7 Eylül) ve Singapur'da (21 Eylül).
Ekim: Ayın 3'ünde Çin'de başlayacak ve dokuz gün sürecek Dünya Jimnastik Şampiyonası'nı kaçırmayın. Futbolda Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde grup maçlarının yanı sıra milli maçlar da ekim ayında yoğunlaşacak. 5 Ekim'de Japonya'da, 12 Ekim'de Kış Olimpiyatları'na da ev sahipliği yapan Soçi'de Formula 1 yarışları var. MotoGP ay boyunca, Japonya, Avustralya ve Malezya'da koşulacak.
Kasım: 2014'te belki de en kısır ay. Spor takviminde kasım ayında büyük bir şampiyona yok ama her dalda liglerde yarış kızışacak. Basketbolda Euroleague maçları kaçmaz. 2 Kasım'da Austin'de, 9 Kasım'da Sao Paolo'da, 23 Kasım'da ise Abu Dabi'de Formula 1 yarışları var.
Aralık: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde 2015 yılında yola devam eden takımlar belli olacak. 3-7 Aralık arasında Doha'da Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası var.(Pazar Sabah)
Kaynak: Aceto Balsamico Blog
Etiketler:
2013,
2014,
Basketbol,
F1,
futbol,
kış,
Olimpiyat,
spor,
Şampiyonlar Ligi,
takvimi,
Tenis,
yelken
22 Aralık 2013 Pazar
Üüüüçç Biiiİİİiiirr...
45 ve 71'de Karikari, 62'de Ali Öztürk. Sonuç,
Balkes 3 - 1 Kahramanmaraşspor. Yoğun sise ve ciddi soğuk havaya rağmen iyi taraftar vardı. Hemen yanımda 2 kadın taraftar vardı örneğin. Beraber gelmişler maça. Şehir inancını ve desteğini sergilemeye, takım da bu desteğe karşılığını fazlasıyla vermeye devam ediyor. Allah hepimize sezon sonunda "Şampiyon Balkes" diye şehri inletmeyi nasip etsin. :)
Son bir alkış da, (her hafta olduğu gibi yine) maçtan önce misafir taraftarlara "hoşgeldiniz" tezahüratı yapan, başlama vuruşu öncesi 2 takımı el ele tribüne çağıran, maç bitimine doğru Kahramanmaraşspor takımına tezahürat yapan ve misafir taraftar kardeşlerimiz stadtan ayrılırken, arkalarından "Hepiniz Allah' a emanet olun" tezahüratı yapan 10Kolik kardeşlerime gelsin. Maçın ayrıntıları ve özet videosu için Hayalet10Kolik Blog' u ziyaret edebilirsiniz.
Etiketler:
1.lig,
10kolik,
3-1,
ali,
balıkesirspor,
kahraman,
karikari,
maraş,
Öztürk,
ptt,
spor,
Şampiyon
20 Aralık 2013 Cuma
REFLEKS
Pazar günü, ligdeki durumumuz açısından son derece önemli bir maça çıkacağız. Şampiyonlar ligindeki Juventus galibiyeti ve bu galibiyetin yarattığı olumlu havanın lige yansıması ne yazık ki beklendiği gibi olmadı. Gençlerbirliği maçındaki oyun ve skor, ben dahil hemen hemen herkesi üzdü. Ancak; hafta arası Türkiye Kupasında Balıkesirspor’ la oynanan ve yedek ağırlıklı 11’ le çıkılan maçta alınan 4-0’ lık galibiyet, biraz olsun rahatlattı.
Trabzonspor’ un başında, ligin belki de en başarılı yerli teknik direktörlerinden biri olan Mustafa Akçay var. Mustafa hocanın bu görevi, Trabzonspor’ un PTT 1. Ligde mücadele eden altyapı-pilot takımı 1461 Trabzon’ la elde ettiği başarıların ardından bir nevi ödül olarak aldığını belirtmek gerek. Göreve geldikten sonra sergilediği performansı, bu ödülü ne kadar fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. Yaptırdığı yerinde transferler, kurduğu sistem, oynattığı futbol, Avrupa ligindeki başarısı, Trabzonspor’ u “Avrupa ligini kazanabilirler” denilen bir takım yaptı. Takımını motive etmek konusunda oldukça başarılı bir teknik adam. Pazar günkü maçta da en büyük silahı bu olacaktır.
Oyuncularına, bu maçın Türkiye’ nin Avrupa’ da mücadele 2 takımının maçı olduğunu, yani bir nevi Avrupa maçı oynadığımızı hatırlatması ve üstüne, oyuncularına şunu söyleme ihtimali oldukça yüksek. “Bu maçta, bizi Türkiye Kupasından hem oyun hem de skor olarak çok kolay şekilde eleyen Balıkesirspor’ u, yedek ağırlıklı bir kadroyla 4-0 yenen bir takımla oynayacaksınız.”
Motivasyon etkisi oldukça yüksek sözler olduğunu inkar edemeyiz. Burada önemli olan, bizim bu motivasyona karşı nasıl bir refleks sergileyeceğimiz. Rakibin olası etkili oyununa karşı, gol yesek dahi sakin kalıp, kendi oyunumuzu oynamaya devam etmek, ve maç boyu hücum planında her hangi bir değişikliğe gitmeden oluşturulacak oyuncu kadrosu galibiyetin kilit anahtarları olur. Rakibin etkili adamlarına, kendi sahamızda değil hücum alanı olan oyunun 3. bölgesinde yapılacak baskı, rakibin oyun kurmasını da engelleyeceğinden çok önemli.
Hafta sonu, hepimizi çok zevkli bir maç bekliyor. Kazanan tarafın Galatasaray olmasını dileyerek bitirelim yazıyı.
Etiketler:
akçay,
Ali Sami Yen,
balıkesirspor,
Derbi,
Galatasaray,
lig,
maç,
Mustafa,
önü,
Refleks,
spor,
STSL,
süper,
toto,
Trabzonspor,
TT Arena,
yazısı
16 Eylül 2013 Pazartesi
Devrim Cenk Ulusoy...
Yeniden merhaba. Meslek gereği (malum, turizm sektöründeyiz) yaz aylarında yoğunlaşan işler nedeniyle bloga bir müddet ara vermek durumunda kalıyoruz. Ama artık blogu yeniden, yavaş yavaş ısıtmak gerek.
Uzun bir aradan sonra blogun ilk yazısını Devrim Cenk Ulusoy' a ayıracağız. O Türkiye'nin ve dünyanın sayılı dalgıç ve su altı sporcularından biri. Kariyeri başarılarla dolu bir serbest dalışçı. Sporun neredeyse her alanında yaşanan başarısızlıklar ve skandallar arasında ne kadar yer alır, % 90 futbola, belki biraz da basketbola endeksli spor medyamızın içi boş sayfalarında ne kadar yazılıp çizilir bilemem ama; Devrim Cenk Ulusoy az önce, "paletsiz ip destekli serbest dalış" branşında, 81 mt. ile kendisine ait olan dünya rekorunu geçerek, 86 mt. ye yükseltti. Süresi ise 2.57 sn. Ulusoy, twitter hesabından yaptığı açıklamada da, 90 mt. dalış denemesi çalışmalarına hemen başladığını duyurdu.
Kendisiyle ve yaptıklarıyla ilgili ayrıntılı bilgi almak isterseniz,
kişisel web sitesi > devrimcenkulusoy.com.tr
Kendisini kutlamak isterseniz de;
Twitter hesabı > @dcu_ulusoy
Facebook Sayfası > Devrim Cenk Ulusoy
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Oğlum!...

Spor yazarı ve "ANNE" Banu Yelkovan; Fenerbahçe - Galatasaray maçı öncesi, sırası ve sonrasında yaşanan üzücü ve herkesin tepkisini çeken olaylara, ve bu ortamı yaratanlara yazdığı köşe yazısıyla yanıt verdi. Yazısının merkezine ailesini ve oğlunu koyan Yelkovan'ın yazısı, adeta ders niteliğinde. Okuyunca bloga taşımadan edemedim.
"Dokunanı yakarım!
Ülkemizdeki şiddet ortamı çocukluğumuzdan itibaren bizi sarıp sarmalıyor. Ama 'ebeveyn' olunca insan etrafa farklı bakıyor. Artık tarafımı açıklama zamanı geldi.
Kaç yaşındaydım tam hatırlamıyorum ama küçüktüm... Sokaktan pat pat bir gürültüler bağrışmalar geldi, balkona fırladık.. Tam karşı apartmanın altında, vesikalık fotoğraflarımızı çektirdiğimiz, tatil fotoğraflarımızı bastırdığımız Foto Mehmet’in kapısından iki genç çıktı, koşarak uzaklaştılar... “Allah Allah ne oldu” derken Mehmet abi kanlar içinde sürünerek kapı ağzına geldi... Kapı komşusu bakkal göklere yükselen bir çığlık attı, yoldan geçenler kaçıştı, biz iki küçük kız çocuğu balkonda bakakaldık... Annem, “Çabuk içeri girin” diye bağırdı... Perde aralığından bakmamıza da izin vermedi. Sonra komşulardan öğrendik ki Mehmet Abi o öğleden sonra hastanede ölmüş... Zaten solcuymuş. Solcu ne demek bilmiyorduk. “Zaten solcuymuş” ne demek hiç anlamadık. Ebru solak olduğu için bir süre tırstı. O görüntü gözümün önünden hiç gitmedi.
Sonra 12 Eylül oldu. Annem evdeki Ruhi Su, Cem Karaca, Edip Akbayram plaklarını kırdı. Plaklardan geriye iki Seyyal Taner, bir Füsun Önal kaldı.. Biz hala küçüktük, Ruhi Su’yu pek dinlemezdik de Cem Karaca’nın ‘Düştük Mahpus Damlarına’ plağının kırılmasına çok ağladık. Favori dans şarkımızdı..
Annem o furyada albümlerden babamın sendikacı arkadaşlarıyla çektirdiği resimleri ayıkladı, ortadan kesti, babamsız yarıları küvette yaktı. Annemin fotoğraf operasyonu sonrası albümler çok komik oldu; Babam kolunu olmayan birinin omzuna atmış gülüyor, olmayan birileriyle karşılıklı göbek atıyor, bedeni olmayan kollarla kadeh tokuşturuyor.. Bakıp
bakıp gülerdik: “Bak İlhan Amcanın koluyla babam düğünde!”
Babam banka müdürüydü ama sendikacıydı da... Her yeri geldiğinde, diyelim kardeşimle ben misafir çocuklarla oyuncuklarımızı paylaşmadığımızda BİLE, eşitlikten, adaletten, kardeşlikten bahsederdi. Kendi çocukken sopadan yaptığı oyuncağı anlatırdı, hiç oyuncağı olmayan çocukların hikâyelerini, biri bize aynısını yapsa hoşumuza gidip gitmeyeceğini... Uzun uzun anlatırdı, acayip sıkılırdık. Oyuncağı değil paylaşmak, hediye edip kurtulasımız gelirdi.
Ama etmezdik, nitekim bizim de öyle çok oyuncağımız yoktu.
Ben işte o yıllarda bir ara, belki Mehmet Abi öldüğü için, belki dans ettiğim plaklar kırıldığı için ya da annemin bütün önlemlerine rağmen babam yine de tutuklandığı için, işte tamamen böyle apolitik sebepler yüzünden apolitik oldum... Başkası çok benzer sebeplerden koyu militan olmuştur, olabilir. Bünye. Benimki böyle tepki verdi. Nasıl sen aynı benzer ve anlamsız sebeplerden Fenerbahçeli oldun, ben aynı ve anlamsız sebeplerden Galatasaraylı oldum, onun gibi. Anladın?
Sonra büyüdüm. Çocuğum oldu. Eskiden yine bir göz atardım ama çocuktan sonra (tanıdığım pek çok anne gibi) gazetelerin 3. sayfa haberlerini pas geçmeye başladım. İnsan, başka bir insanı koşulsuz ve sonsuz sevebilme kapasitesini ilk elden deneyimlerken, kalbi bu kadar nefreti kaldırmıyor. Başka annelerin çocuklarının, başka annelerin çocuklarına reva gördükleri şiddeti bilmek istemiyor. Küçük kutulara sığan bunca hayat, bunca ölüm, bunca şiddet, bunca vahşet, bunca tecavüz ağır geliyor.
Sen yaşı daha küçük üzülmesin diye klasik masalların sonunu değiştirirken “Yok yavrum, Pamuk Prenses’in annesi ölmedi, tatile gitti... Aa kurt babaannesini neden yesin? O dolaba saklandı” diye saçmalarken, çocuğa elinden geldiğince dostluğu, kardeşliği, spor sevgisini aşılamaya çalışırken televizyona bakıp “Volkan, Sabri’yi neden boğuyor?” diye sorunca afallıyorsun... El kadar çocukların gözüne sıkılan biber gazını seninkine sıkılmış gibi hissediyorsun... Onların gözyaşları, seninkinin gözünden akıyor...
Volkan Sabri’yi neden boğuyor bilmiyorum oğlum. Sabri Volkan’ı neden tırmaladı bilmiyorum. O muzu sallayanın, o şişeyi atanın, o küfrü edenin, o gazı sıkanın ruh halini anlamıyorum. Ama günün birinde biri, “Senin oğlunu bıçakladılar, öldü, Emre Melo’yu tahrik etmiş de” diye karşıma gelirse ona ne yapacağımı çok iyi biliyorum. Yeter be... Sizin erkek egemen kültürünüzden de, futbolunuzdan da, şiddetinizden de, sahte söylemlerinizden de... Siz kimin oğlunu öldürüyorsunuz? Bu böyle bilinsin, artık tarafım... Siz nerede duruyorsanız, tam karşınızdayım... Oğluma dokunanı yakarım..."
7 Mayıs 2013 Salı
Bursa Seni Unutmaz...
Hayat işte. Birileri geliyor, birileri gidiyor. Ama bazı insanlar, yaptıklarıyla "birileri" kavramının çok ötesine geçiyor. Televizyon'da son dakika haberi olarak geçtiklerinde şoke oldum resmen. O kadar beklemiyordum ki!
Sonra radyoda bir haber okudu spiker. "Trabzonspor başkanı Sadri Şener, yapılacak olağan genel kongrede aday olmayacağını açıkladı" diye. Aklımdan bir şeyler geçti şöylesine; "bak; bazıları zoru görünce, işler beklediği gibi gitmeyip karışınca nasıl kaçıyor. Sen kaçmadın. Bursaspor'un en zor zamanlarında hep ayakta ve en öndeydin. Ama sen de en olmadık zamanda gittin be başkan."
Rahmetli Özhan Canaydın ve Nejat Biyediç' den mütevellid severim Bursa'yı da Bursaspor'u da. Nur içinde yat başkan. Allah sevenlerine sabırlar versin.
Sonra radyoda bir haber okudu spiker. "Trabzonspor başkanı Sadri Şener, yapılacak olağan genel kongrede aday olmayacağını açıkladı" diye. Aklımdan bir şeyler geçti şöylesine; "bak; bazıları zoru görünce, işler beklediği gibi gitmeyip karışınca nasıl kaçıyor. Sen kaçmadın. Bursaspor'un en zor zamanlarında hep ayakta ve en öndeydin. Ama sen de en olmadık zamanda gittin be başkan."
Rahmetli Özhan Canaydın ve Nejat Biyediç' den mütevellid severim Bursa'yı da Bursaspor'u da. Nur içinde yat başkan. Allah sevenlerine sabırlar versin.
Etiketler:
Başkan,
bursa,
etti,
ibrahim,
nejat biyediç,
özhan canaydın,
rahmetli,
seni,
spor,
unutmaz,
vefat,
yazıcı
6 Mart 2013 Çarşamba
Hayat 2 Teker'de...
Çocukluğumdan beri sevmişimdir bisikleti ve bisiklete binmeyi. Yaşadığım ve büyüdüğüm yerler de coğrafi olarak bunu yapmaya müsait olunca, bisikletten aldığım keyif hep 2 katına çıkardı benim için. Ayıptır söylemesi ama, sünnetliyken dahi bisiklete binen, o keyiften vazgeçmeyen bir adamım en nihayetinde. Sarı renkte dolma tekerlekleri olan, kontrapedal bir BMX'im vardı o zamanlar. Bugün hala bisiklete binerim. Yazın, hem iş hem tatil yaptığım memleketim Bozcaada'da, arkadaşlarımla beraber yaptığımız bisiklet turları en keyifli aktivitelerimizden biri.
Bugün, gazetelere şöyle bir göz atarken, Star gazetesinin internet sitesinde aşağıdaki habere rastladım. Lafı daha fazla uzatmadan paylaşıyorum. Nice küçük çocuklara, gençlere, bir başka deyişle müstekbel bisikletçilere ilham olması dileğiyle. Keyifli okumalar.

Parmak kalınlığında iki teker hayatlarını değiştirdi!
Konya bisiklette tarih yazıyor, Türkiye’de bisiklet sporunun tarihi Konya’da başlıyor. 1955’ten bu yana yüzlerce sporcu yetiştiren Konya Torku Şekerspor’un bisiklet takımı uluslarası alanda madalya üstüne madalya kazanıyor. Bisiklet sayesinde hayatı değişen, üniversite mezunu gençlerle Konya’da buluştuk, başarı öykülerini dinledik.
Ahmet, Fehim, Nazım, Miraç, Serhat, Muhammet... Konya’da yaşayan bu gençlerin hayatını iki teker değiştirdi. Sokakta bisikletle gezen çocuklar, pedala basarak profesyonel sporcu olabileceklerini öğrendi. Parmak kalınlığında tekerin üzerinde en az 80 kilometre hızla gitmeye başladılar. Başarılar da hızlı geldi... Şimdi hepsi profesyonel sporcu ve madalya üstüne madalya kazanıyor.
Bu gençleri yetiştiren Konya, Türkiye’de bisiklet sporunun tarihini yazan kent aslında. İlk bisiklet yarışları 1923’te İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kuruluşuyla başladı. Şehrin düz yapısı, bisiklet sporunun gelişmesine katkı sağladı. Türkiye’de bu güne kadar milli formayı giyen bisikletçilerin yüzde 75’ini Konyalı sporcular oluşturdu. Sporcuları yetiştiren en önemli kulüplerden biri de 1955’te Konya Şeker tarafından kurulan takım. Bugüne kadar yaklaşık bin sporcu yetiştiren Konya Torku Şekerspor Bisiklet Takımı, Çin’den Portekiz’e ilklere imza atmaya başladı...
SIFIRDAN BUGÜNLERE
Kulüpteki her sporcunun öyküsü çok çarpıcı, umutları yeşertececek türden. Özellikle 20 yaşındaki Ahmet Örken’inki tam bir başarı hikayesi... Onu görenler çekik gözlerinden dolayı Kazak zannediyor. Ama Konya’nın Çumra ilçesinin Fethiye köyünden! Ailesinde Tatar olduğu için gözleri çekik. İlk bisiklet yarışına 14 yaşındayken katıldı. Pedal çevirmek onun hayatını tamamıyla değiştirdi. Babası annesi ayrı. Annesi üç çocuğunun geçimini tarlada çalışarak sağlayan bir kadın... Köyde tek göz odada yaşıyorlardı. Ahmet, bir gün gezmeye çıktı abisiyle. O sırada abisinin bisiklet sporu yapan bir arkadaşını gördüler ve Ahmet’in yaşını sorup bisikletçi olabileceğini söyledi. Çok küçükken bisiklete binmişti ama bir bisikleti yoktu: “Abimin arkadaşı fiziğimden dolayı önermiş. Stadyuma gittim, spora başladım. İlk yılımda 12 madalya kazandım. Oradaki başarılarımdan şu anki antrenörümüz Mehmet Şafakçı etkilenmiş. 2009’da Konya Torku Şekerspor Bisiklet Takımı’na geldim.”
Ahmet, bisiklete bindiği gün hayatının değişeceğinden eminmiş: “Hedeflerim vardı, kendime inanıyordum. Zorluklara alışkın olduğum için hazırdım. Anneme hep ‘Ben yurtdışına gideceğim, siz bana destek olun, beni spordan almayın’ derdim. Annem, tehlikeli bir spor olduğu için korkuyordu ama bana destek oldu. 2009’da Türkiye ve Balkanlar’da şampiyon oldum. 2010’da İsviçre’ye gittim. Bir buçuk yıl eğitim aldım.”
İki yıl önce Portekiz’deki Gençler Pist Bisikleti Avrupa Şampiyonası’nda altın madalya kazanan Ahmet’in gözü dünya şampiyonluğunda: “Üzerimde çok emeği olan Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk bana ‘Dünya şampiyonu olursan heykelini yaptıracağım’ dedi. Çok etkilendim. Başaracağım diye yola çıktım. Bisikletin üzerinde özgürüm. Tüm dertlerimi, sıkıntılarımı unutuyorum. Nefes aldığımı hissediyorum. Küçükken çok maddi sıkıntı çektim. O günlere tekrar dönmeye korkuyorum. Ama o korkular beni buralara getirdi.”
YOLDA KEŞFEDİLDİ
Fehim Özcan, 25 yaşında, 12 yıldır bisikletçi. Onu keşfeden ise kulübün antrenörü Mehmet Şafakçı: “12 yaşındaydım. Kuşlarım vardı, onların yemini almam gerekiyordu, bisikletle yola çıktım, acelem olduğu için hızlıydım. O sırada antrenman yapan bisiklet takımını geçmişim. Arkadan bana yetişti Mehmet Hocam, beni bisikletçi yapmak istediğini söyledi. O gün başladım. Sporun ne olduğunu bilmiyordum, bisikletim olacak heyecanıyla geldim aslında. Sonra Balkan şampiyonu, Türkiye şampiyonu oldum.” Peki ya bisikletçi olmasaydı? Fehim “Sanayide çalışırdım herhalde. Ama şimdi üniversiteyi bitirdim. Hayatım düzenli. Görgüm arttı” diyor.
27 yaşındaki Nazım Bakırcı, ilköğretim yedinci sınıfa giderken emanet bir bisiklet bulup okullar arasında düzenlenen bir yarışa katılmıştı. Kilosu olduğu için gittiği kulüpten bisiklet vermediler. Altı ay sürdü bu! Kulüp yetkilileri baktı ki gelip gitmeye devam edecek, sonunda pes etti. Nazım’ı takıma aldılar. 13 yıldır bisikletçi olan Nazım, Avrupa klasmanında 5 bin bisikletçi arasında 58’inci oldu.
HEPİMİZ KARDEŞ GİBİYİZ
Miraç Kal, Mustafa Sayar, Muhammet ve Serhat Sert de takımda iyi dereceler alan, bisikletle hayallerini gerçekleştiren sporcular arasında. Konya dışına hiç çıkmayan gençler, şimdi il il, ülke ülke geziyor, dereceye giriyorlar. “Bisiklet, bize bambaşka dünyalar açtı” diyen gençler, takımda aralarında rekabet olmadığını, kardeş gibi birbirlerini desteklediklerini söylüyorlar.
Şekerspor’un şeker gibi hocası
KONYA Torku Şekerspor Bisiklet Takımı’nın son beş yıldır antrenörlüğünü yapan Mehmet Şafakçı da bisiklete şu an antrenörü olduğu kulüpte başladı. “Burası bisikletin üniversitesi” diyen Şafakçı, takımdaki 35 sporcunun abisi ve babası gibi. Sporcuların eğitimlerinden sağlıklarına her şeyiyle ilgileniyor. Özellikle eğitim konusunda sporcuların yakasında, onların üniversite eğitimi almalarını adeta şart koşmuş. Çünkü eğitimin bir sporcunun olmazsa olmazı olduğunu düşünüyor. Onun bu desteği sonucu kulüpteki 19-39 yaşındaki sporcuların çoğu üniversite bitirmiş ya da hala okuyor. Şafakçı sporcuların hepsinin sigortasının olduğunu anlatıyor.
Mehmet Şafakçı, takımın aldığı iyi sonuçlar sonrası kulübe çok talep geldiğini söylüyor: “Her gün dört-beş mail alıyoruz Avrupa’dan. Önümüzdeki hafta Kazakistanlı ve İspanyol iki sporcu geliyor kulübümüze. Profesyonel sporcu bunlar, bizim genç sporcularımızın onların deneyiminden faydalanacağını düşünüyoruz. Buraya gelen çocukları deniyoruz, bazılarını başka spor branşlarına yönlendirdiğimizde ağlıyor, ‘Ne olur beni alın’ diyorlar. Şu an iki çocuk var, bisikletçi olamayabilirler ama gönderemiyoruz. Durmadan ağlıyorlar ‘Bizi göndermeyin’ diye.”
Peki bisikletçi olmanın püf noktası nedir? Şafakçı şöyle yanıtlıyor: “Güçlü olmanız yetmiyor. Çok zeki olmanız ve inanmanız gerekiyor. Zeki olmak rakibi ne zaman nerede geçeceğini bilmek açısından çok önemli. Acıya dayanıklı olmalılar... Istırap çekiyoruz. Soğukta, yağmurda, çok sıcakta, rüzgara karşı pedal çeviriyoruz. Bir anda dört mevsimi yaşıyoruz. Sıfır rakımdan başlıyoruz, bir bakıyoruz bin 500 metre yüksekliğe çıkmışız.”
Neden olimpiyat şampiyonumuz olmasın?
PANKOBİRLİK Genel Başkanı Recep Konuk, bisiklete binmeyi seven, sporcuya destek veren bir isim. Öyle ki Türkiye’nin ilk ilçe bisiklet takımını, 1997’de belediye başkanlığı döneminde Çumra’da kurmuş: “Coğrafi şartlardan dolayı Konya’nın ilçe ve köylerinde bisiklet kullanan kişi sayısı çok. Vatandaşı çağırdık geldiler, yarıştılar ve o takımdan Balkan şampiyonu bile çıktı! Gençlerin şampiyonalara katılımı, Fransa Bisiklet Turu ve Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu bu sporun cazibesini artırdı.” Konya Torku Şekerspor Bisiklet Takımı’nın şu an 35 sporcusu var. Konuk’un hedefi büyük ama imkansız değil: “Neden bir Türk sporcu olimpiyatlarda, Fransa Bisiklet Turu’nda birinci olmasın? İlkleri gerçekleştirmek istiyoruz.”
Röportaj : İnci Döndaş /idondas@stargazete.com
Etiketler:
2,
Bisiklet,
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu,
fransa bisiklet turu,
hayat,
konya,
miraç kal,
spor,
takım,
tekerde,
torku,
tour de france,
tour of turkey
21 Şubat 2013 Perşembe
Taraftar Baskısı...

“Bursa’da taraftar var. O arenaya çıktığın zaman Bursaspor taraftarı oynatıyor takımı. Sıkıysa oynama. Ankaragücü’nde de vardı o. İç sahadaki maçlarda futbolcu istemese de oynuyordu. Tribünden dehşet bir fırtına geliyor çünkü. Bu bir avantaj teknik adam için ama bazen de tabi dezavantaj olabiliyor. Atatürk Stadı arena. Ben o sahaya çıktığımda boks yaparım boks, kendime inanıyorum çünkü. Bursaspor niye büyük kulüp? Çünkü taraftar gücü var. İstanbul’daki takımlara bakıyorsun; o taraftar olmasa diğerlerinden farkı var mı? Bana göre yok.”
Böyle demiş Hikmet Karaman. En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Kendisi bu ülkede hazzetmediğim insanlardan biridir. Sebepleri ayrı bir yazı konusu. Onları da yarın öbür gün yazarız. Gelelim şu açıklamanın benim için ne anlama geldiğine.
Gaziantepspor'dan ayrılıp adı Bursaspor'la anılmaya başlandığında "eyvah" dedim. "Umarım Bursaspor yönetimi öyle bir hata yapmaz" diye temenni ederken resmi açıklama geldi. Aynı günlerde Bursaspor taraftarı kendisini istemediğini belirterek tesislerde bir protesto gerçekleştirmişti.
Ortada böyle bir durum varken, yani daha göreve gelmeden önce açıkça istenmeyen adam ilan edilmişken doğruca taraftara hitap eden ve onları öven bir açıklama yapmanın tek amacı, olası zor ve sinir bozucu günler öncesi tepkiyi önlemek, taraftarın ve tribünün gazını almak olabilir ancak. Tam da kendisine göre, kurnazca bir hareket.
13 Şubat 2013 Çarşamba
Radar...

Okumaktan keyif aldığım ve sol taraftaki Blog 11'in değişmez isimlerinden 3'ünün, radarıma takılan 3 yazısını önereceğim bu postta. 3'ünü de mutlaka okumanızı öneriyorum.
1 - Lucarelli Breitner / Yavuz Semerci, bir tetikçi portresi
"Elbette bu ülkenin insanlarının haber alma özgürlüğü her şeye, herkese ve her kuruma rağmen olmalıdır. Bunun aksini savunmak fikri bile düşünülemez olmalı. Bu fikri hepimiz en güçlü biçimde dile getirmeliyiz. Ancak medyada, Galatasaray aleyhindeki haberlere bakınca sanki bir el düğmeye bastı ve harekete geçmiş gibi.
Birkaç akşam önce Habertürk yazarı (Gazeteport'un sahibi) Yavuz Semerci, Beyaz TV'de Galatasaray'ın borsada manipülasyon yaptığını ve yatırımcılarını dolandırdığını dile getirdi. Bu iddiaları ilk kez söylemiyor, daha önce de köşesinde sık sık yazdı ve konu etti. Kale boşken gol atmak kolay geliyor olmalı ki, Sedat Doğan'ın yayına çıktığı akşam Yavuz Semerci canlı yayına bağlanma zahmetine katılmadı bile. Oysa iddiaları yenilir yutulur cinsten değildi.
Medyada olunca pek çok insanla tanışıyorsun, hatta birlikte çalışıyorsun. Benim de medya maceralarımın bir köşesinde Gazeteport yer aldı. O yüzden yazdıklarımı Yavuz Semerci'yi gerçekten iyi tanıyan birinin kaleminden döküldüğünü bilin diye söylüyorum.
Gazeteport, Türkiye'de kuruluş fikri açısından cidden başarılı ve doğru bir hamleydi. Gazeteciliğin ve televizyonculuğun internet mecrasına doğru yöneldiğini de göze alarak, NTV'den ayrılıp, Gazeteport'a geçtim. O güne dek, Yavuz Semerci hakkında en ufak bir fikrim yoktu, zaman içinde tanıdım. Anlatacaklarım şu açıdan önemli olacak; Yavuz Semerci'nin hayata bakışı, gazetecilik anlayışı.
Gazeteport yaklaşık 50 kişilik bir kadroyla yola koyuldu. Verilen maaşlar, medyanın epey üstündeydi. İnsan haliyle "bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye merak ediyor. Çünkü o dönem, Türkiye'nin en çok okunan internet portallarında ne insanlara oradaki maaş veriliyor, ne de o kadar sayıda insan çalışıyor. Ben sorup soruşturmaya başlayınca, kuruluş için gereken paranın Avrupa Birliği Fonu'ndan alındığını söylediler. Ama o imkan dahilinde değil böylesi yüklü bir para almaları. Fon'dan alınacak para en fazla 500 bin Euro'dur. Oysa anlaşmaların, harcamaların, maaşların karşılığı 500 bin Euro'nun çok fazla üstündeydi.
İnsan merak ettikçe ediyor ve o merak en nihayetinde sizi doğruya götürüyor..." Devamı >>>
2 - Lappappa / Salyangoz
" Dün akşam biraz kardeşimin gazı biraz da Ergin hocamın “taraftar gelsin” sözü sayesinde biletleri alıp maça gitme kararı aldık. Aslında kararımı etkileyen faktörlerden biri de Eskişehirspor taraftarının üstlerinde formalarla Efes’i desteklemeleriydi, o ortamı bir kez de kendi gözlerimle görmek istedim.
Maçla ilgili teknik taktik konulardan en sonda bahsetmek istiyorum, zira gerek twitter’da gerekse de başka bloglarda benden daha iyi gözlemci olan arkadaşlarımız pek çok güzel değerlendirmelerde bulundular. Benim değinmek istediğim konu Eskişehirspor ve Anadolu takımlarının taraftarlık olgusu.
Ben geçmişte de bu konu hakkında blog yazısı yazdım, “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız!!!” taraftarlığından nefret ettiğimi belirttim ama yine yazmasam olmayacak zira bu sefer konu bambaşka. Eskişehirspor taraftarı özelinde konuşuyorum cidden aidiyat olarak olsun, tribün baskısı olarak olsun güzel taraftarlardır. Şehrin yarısı da –bilenler bilir- şehrin takımını tutar ama sıkıntılı konu İstanbul takımlarına kafayı o derece takmışlardır ki yolda forma-atkı taktığın anda kim olduğuna ne olduğuna bakmadan sana karışma hatta daha da ileri gitme konusunda kendilerini haklı görürler..." Devamı >>>
3 - Ultras Movement / Galatasaray 2 - 0 Antalyaspor
"İngiltere Liginde maçlar hep aynı saatte oynandığından, insanlar kaçta TV başına geçeceğini, kaçta stadyumlara gideceğini ezbere bilir, planını ona göre yapar. Bizde ise bu haftasonu cumartesi günü öğle maçları 16:00'da iken pazar günü Mersin İ.Y.-Fenerbahçe maçı 16.30'da? Cumartesi akşam maçları 19:00'da iken pazar günü Galatasaray-Antalyaspor maçı ertesi gün okulların başladığı, İstanbul'da bir yerden bir yere gitmenin en az 1,5-2 saat olduğu bilindiği halde saat 20:00'de? Artık en azından kış günleri şu maçları lütfen öğle saatlerine alın..." Devamı >>>
9 Şubat 2013 Cumartesi
Yeni Başlangıç...
Galatasaray pazar günü, ligdeki en önemli maçlarından birine çıkıyor.
2. sırada ve kendisini 4 puan geriden takip eden MP Antalyaspor’a karşı hem oyun hem de fizik olarak çok iyi olmaktan başka şansımız yok. Galibiyetin yolu; hızlı atak, sert savunma, iyi paslaşma ve bulduğun pozisyonları değerlendirmekten geçiyor.
Fatih hoca’nın; Melo’nun yokluğunda orta alanda Sneijder’i sahaya sürebileceği beklenirken, aynı şekilde 2 haftadır kulübede olan Burak’ın da bu hafta 11′de yer alacağı tahmin ediliyor. Mutlak kazanılması gereken bir maçta Fatih hoca’nın, elindeki hücum gücünü maksimum oranda sahaya yansıtacak bir kadro seçiminde bulunacağını söylemek zor değil.
Bu noktada, bu düşüncesinin sahada doğru şekilde sergilenebilmesi için iş biraz da kanatlara kalıyor. Afrika Kupasından döndüğü için formasını geri alacak olan Eboue’nin Hamit’le, Riera’nın da önünde oynayacak olan Emre yada Amrabat’la yardımlaşarak sık sık hücumu desteklemesi çok önemli. Sadece orta alandan yapılacak baskı yeterli olmayacağı gibi, orta alanda mücadele eden oyuncularımızın beklenenden daha erken yorulmasına sebep olabilir.
Takımın bir an önce ortadan kaldırılması gereken sorunlarından biri de, golü ya da golleri bulduktan sonra istemsiz şekilde geriye çekilmesi. Yeni transferler Sneijder ve Drogba’nın, bu sorunun ortadan kalkmasında çok önemli bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Nedenine gelince. Her sorunun kaynağında 2. bir sorun vardır. Galatasaray’ın bu sorununun kaynağında ise, topu ileride tutmakta yaşadığı sıkıntı yatıyor.
Sneijder ve Drogba sahadayken, onlara katılacak Umut, Burak Elmander üçlüsünden 1 veya 2′sinin, yukarıda bahsettiğimiz orta saha ve kanat oyuncularının desteğiyle, 3. bölge dediğimiz hücum bölgesinde ortaya çıkacak muazzam pres gücü ve bunun zamanla sürekli kılınması sorunun tek çözümüdür. Bu maçla birlikte, bu yöntemin ilk ayağı diyebileceğim Sneijder’li kısmını 90 dk. nın en az 80 dk. sına yayabilirsek, çözüme yönelik büyük bir kalıcı adım atmış oluruz.
Saha içinde herşey normal gittiğinde ve saha dışında, masa başında ligin şampiyonu tayin edilmeye çalışılmadığı sürece Antalyaspor maçının, şampiyonluğa doğru koşmaya başlamadan önce atılan ilk adım olacağına ve bir seri başlatacağına inanıyorum. Bekleyip görelim.
İsmail ŞEN | GSfans.org
Etiketler:
antalya,
başlangıç,
futbol,
Galatasaray,
Medical Park,
spor,
spor toto,
süper lig,
yeni
18 Ocak 2013 Cuma
Cambaz Nuri...
"...Tarih 3 Kasım 2012...Coca Cola Akademi Ligi'nin 13. haftasında Eskişehirspor - Fenerbahçe maçı oynanıyor...Maçın 65. dakikası. Skor 2-2. Değişiklik haklarını kullanan Eskişehirspor bu dakikada büyük bir şanssızlık yaşıyor. Bir oyuncusu sakatlanıyor ve çıkıyor. Haliyle evsahibi takım maça 10 kişi devam etmek zorunda kalıyor. Kalıyor ama, Fenerbahçe kenar yönetimi hemen devreye giriyor. Federasyon yetkilileri ve maçın hakemi ile görüşen Fenerbahçe kenar yönetimi, 'rakibimizle adil şartlarda mücadele etmemiz gerekiyor. Bir oyuncumuzu çıkartmak istiyoruz' diyor.
Kabul ediliyor. Her 2 taraf da maça 10'ar kişi devam ediyor. İlerleyen dakikalarda bir gol daha atan Fenerbahçe maçı 3-2 kazanıyor. Bu olay kamuoyunda büyük ses getiriyor.
Ama bu örnek davranışın öncesi de vardı..."
Fenerbahçe Genç futbol takımı, Dünya Gençlik Fair Play Ödülünü kazandı geçtiğimiz günlerde. Habertürk gazetesinden Atilla Türker'de geçmişe dair güzel bir anıyla köşesine taşıdı bu olayı bugün. Yukarıda bir parçasını okuduğunuz yazının devamı şurada. Fenerbahçeli genç kardeşlerimizi kutlarken; bu gibi olayların, en alt amatör liglerden Süper Lig'e kadar her arenada, yeni ve daha güzel hareketleri özendirmesi dileğiyle yazıyı noktayalım.
Etiketler:
akademi ligi,
ankara,
atilla türker,
cambaz,
coca cola,
eskişehir,
fair play,
Fenerbahçe,
FİFA,
habertürk,
köşe yazısı,
nuri,
spor
3 Ocak 2013 Perşembe
Amerikan Kafası...
Böyle bir şey var hacı. Amerikan kafası. Adamların spor organizasyonları ile ilgili. Bakıyorsun; sadece başlama ve gol vuruşları ayakla yapılan, %90'ı elle oynanan bir oyuna "football" derken, gerçek futbol için "soccer" ifadesini kullanıyorlar. Football dedikleri oyunda bildiğin Rugby'den arak.
Öte yandan NBA diye bir organizasyonları var ki; dünyanın en çok izlenen 2 basketbol organizasyonundan biri. Ama kendi kuralları var. FİBA, NBA yönetimine kural kabul ettiremiyor. Misal, FİBA kurallarına göre bir periyot 10 dk. iken NBA'de 12 dk. Haliyle maç süresi 40 dk. değil 48 dk. Ayrıca saha ölçüleri ve faul sayıları da farklı. FİBA "5 faul alan oyuncu oyun dışı kalır" derken NBA'de bu 6 faul. Bir de bunların böyle acayip acayip istatistik hastalıkları var ki, onlardan birini şurada yazmıştık.
MLB'yi de unutmamak lazım tabii. Major League Baseball. Dünyanın kriket, curling vs gibi oyunlarıyla beraber, en tuhaf oyunlar listesinde zirveye oynar baseball. Ama ne tuhaftir ki ABD'nin en popüler sporu konumundadır. Böyle işte hacı. Amerikan kafası.
Etiketler:
amerikan,
baseball,
basketball,
curling,
FİBA,
kafası,
kriket,
mlb,
NBA,
rugby,
soccer,
spor
17 Aralık 2012 Pazartesi
Spor Hariç Vol 6...
Uzun süredir bu seriye bir şey yazmıyorduk. Ancak dün akşamki Fenerbahçe maçında, ultrAslan yine muhteşem bir koreografiye imza attı.
Kadıköy'de kaldırılan şampiyonluk kupası, geçen sezonki Süper Finalde, Kadıköy'de oynanan Trabzon maçında Fenerbahçe taraftarının yapmak istediği ama beceremediği kel adam koreografisi ve Kadıköy'ü yakan Fenerbahçe taraftarı gibi göndermelerle dolu koreografinin asıl güzel yanı kullanılan müzikti.
Mustafa Sandal'ın ilk albümünde yar alan Beni Ağlatma şarkısının introsu kullanıldı. E haliyle dün akşamdan sonra bu şarkıyı listeye eklemek de farz oldu. :)
Akıp giden sel gibi
Esip geçen yel gibi
Neden yoksun yanımda
Bir sen yoksun
Arar gözler hep seni
Neden yoksun yanımda
Bir sen yoksun
Sorar gönlüm hep seni
Bir gün gelip de karşıma çıkınca
Başkası varsa dilinin ucunda
Anlatma
Beni ağlatma
Etiketler:
ağlatma,
beni,
Derbi,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Hariç,
koreografi,
Mustafa,
sandal,
spor,
ultrAslan,
vol 6
14 Eylül 2012 Cuma
9 Haziran 2012 Cumartesi
Bir Spor Terimi Olarak Fişi Çekmek...
Beko Basketbol Ligi'nde play off finali inanılmaz heyecanlı geçiyor. Beşiktaş Milangaz ve Anadolu Efes arasındaki serinin son maçı dün akşam Sinan Erdem'de oynandı. Efes, pes etmediğini ve etmeyeceğini gösteren önemli bir galibiyet aldı ve seriyi 3-2'ye getirdi.
Maçın son anlarında yaşanan ve başrolünde sadece son 3 saniyede oyuna giren ve yapacağını yapan Doğuş Balbay'la, Lafayette, Hawkins, Savanovic ve Kerem Tunçeri'nin yer aldığı "basketbol ve son topa kadar" konulu bir kısa film festivali de yaşandı adeta. Maçın son anlarında yaşanan o muhteşem anları ve Doğuş Balbay'ın fişi çeken basketini gördüğünüzde bir kez daha basketbola aşık olacaksınız.
Etiketler:
Anadolu Efes,
Basketbol,
beko,
Beşiktaş,
bir,
çekmek,
doğuş balbay,
fişi,
hawkins,
lafayette,
ligi,
milangaz,
olarak,
Play-off,
savanovic,
spor,
terimi
8 Haziran 2012 Cuma
Spor Hariç Vol 5...
Tam, deplasmana giderken yada kazanılmış bir deplasmandan dönerken dinlemelik şarkı.
Berlin'den çıkan en iyi Türk rapçilerinden biri; Killa Hakan ve Kruezberg City...
Bir ara bir ara bir daha sor
Kreuzberg city Kottbusser Tor
Bir ara bir ara bir daha sor
Berlin Kreuzberg Küçük İstanbul
Yaşam ne kadar zor onu bana sor
Gözlerim mor çektiğim her duman kor
Yor kafanı boş yere hemde kaç kere
Paçaları sıvadım ama malesef boş çıktı dere
Koştur koştur dur it köpekle tartış
Yerinde iç konuş dur dedik ama o abartmış
Ye Aaa demeden dersin Bee
Aldın mı şimdi boruyu seni hergele
Ses çıkarma bakma gözümden akan yaşa
İnanma melül bakışı nazlı kaşa
Taşa yatırdı bütün varlığı servet para pulu
Kızma amcası yahu oda Allah kulu
Ben işte burdayım burda her zamanda varım
Bir gün Killa gelmediyse inanır gelir yarın
Sarın kafaları kırak trak trak
Yerinde iç otur dur yerinde bırak
Bir ara bir ara bir daha sor
Kreuzberg city Kottbusser Tor
Bir ara bir ara bir daha sor
Berlin Kreuzberg Küçük İstanbul
Pardon iki kart geldi birde karton
Ton ton yeşillik var üstüne bonbon
King Kong ismim Killa bunu bil ha
Yırtarım üstünü başını kimdir Killa
Binlerce rap sever var hepsi bekler
Bakarım mini roglu kızlar yanar etekler
Sen yerinde rahat ol rahat yat üstadım
Senin ruhunla oynayana ben düşmanım
İyi bir çekin bitmez ki işler
Her attığım yumruğa sandım düşecek dişler
Kişler atlar baksın ps*kopatlar
Kartlar ağzı açık bekler timsahlar
Gel gülüm gel yanaş yanıma ama akıllı ol
Yoksa gideceğin yer mezar yada karakol
Param bol değil ki susupta kalak
Şu kurtlar sofrasından bi parçada biz alak
Bir ara bir ara bir daha sor
Kreuzberg city Kottbusser Tor
Bir ara bir ara bir daha sor
Berlin Kreuzberg Küçük İstanbul
Kafam bozuldumu kızarım ısırırım hart
Parçalarımı okurum sıra sıra pat pat
Caddemde duvarlarda 36 yazar
Herkes birbirine bakar birbirine nazar
Bay Killa Hakan geldi susun la ooo
Killa Hakandan görünüşte harbi hiphop show
Bu yollar işte böyle tek tek çıktık
Kimi zaman tıkandık günlerce hıçkırdık
Bayrak yere düşmedi yüksek tuttuk havada
Kurtulan balık kaçar kurtulamayan tavada
Gel gülüm hele gel gelde seyret bak
Şimdi konuş hadi bakalım kimdedir hak
Temiz girer çıkarım aktır flow
Her dakka sağlam tek sağlam show
Killa Tuffdır Tuff ya her konuda mafya
Sihirli adam gibi büyüledi bizi hayret bak ya!!
Bir ara bir ara bir daha sor
Kreuzberg city Kottbusser Tor
Bir ara bir ara bir daha sor
Berlin Kreuzberg Küçük İstanbul
2 Haziran 2012 Cumartesi
Spor Hariç Vol 4...
Nereden baksanız 15 gündür, her gün açıp arka arkaya onlarca kez fasılasız dinlediğim bir şarkı. İnsan aşık olunca kulağa bir başka geliyor böyle şarkılar. Yorum da tek kelimeyle enfes.
Daha önceki Spor Hariç başlığıyla paylaştığımız şarkıları görmek için de şöyle alayım sizi.
Keyifli dinlemeler. Şarkının sözleri de şu şekilde;
Ayrı ayrı uyusak uyansak
Yaz gelse açılsak
Ayrı ayrı iki yarımdan
Bir tamam olsak
Sizi yalnız severken
Birden sen ve ben olsak
Beni sensiz bırakmasan hatta
Sevgili olsak
Mandalinalar tezgahta
Kokusu girse kanıma
Beni uyandırsa seni kandırsa
Tamamdır aşık olsak
Tamamdır aşık olsak
Yeniden taşınır gibi
Yeni bir yere alışır gibi
Yeni doğmuş bebek gibi
Olursun diyorlar
Sevenler biliyorlar
Yeniden taşınır gibi
Yeni bir yere alışır gibi
Yeni doğmuş bebek gibi
Olursun diyorlar
Biliyorlar
Etiketler:
can,
Deplasman,
enfes,
fettah,
Galatasaray,
Hariç,
mandalinalar,
spor,
şarkı,
vol 4,
yorum
25 Nisan 2012 Çarşamba
Duble...
Şu bir. Açıklama resmi siteye girildiğinde saat 20:02.
Şu da iki. Açıklama resmi siteye girildiğinde saat 22:08
2 saat arayla 2 yalanlama. Eskiden, bir nebze gün aşırı gelirdi yalanlamalar. Şimdi açıklama sıklığı saat aşırıya kadar indi. 3 Temmuz'dan bu yana devam eden süreçte, çirkin ilişkileri sayfa sayfa ortaya dökülen spor basınının dinozorları, (ama kendileri ama düzenin ayak işlerini yapmak için yetiştirdikleri tetikçileri) halen direnerek korumaya çalıştıkları düzeni, Galatasaray'ı bu sürecin içine çekmeye çalışmak için kullanmaya devam ediyorlar. Her seferinde suratlarına yedikleri cevap niteliğindeki tokatlar sağolsun, suratları artık hissizleşmiş, yüz olma özelliğini kaybetmiş olacak ki; düşünmeden, utanmadan böyle haberler yapmaya devam ediyorlar. Ne diyelim? Yolları açık olsun. :)
Etiketler:
açıklama,
basın,
dinozor,
Duble,
duyuru,
Galatasaray,
kamuoyu,
resmi site,
spor,
yalanlama
17 Nisan 2012 Salı
Kör Taraf...
Gördüğünüz kare bugünkü Habertürk spor gazetesinden. Biliyorsunuz, Habertürk spor servisinin başında Fenerbahçeli oluşuyla bilinen Halil Özer var. Halil Özer'in bu durumu, ne yazık ki son zamanlarda Habertürk spor gazetesinin futbol harici branşların haberlerinin verildiği sayfaları sıkça etkilemeye başladı. Basın ve medya dahil, hangi meslek grubunda olursanız olun bir takımın taraftarı olabilirsiniz elbette. Bunda bir sakınca yok. Ancak taraftarlığınız zaman içinde giderek taraflığa dönüşürse, işte o noktada ne kadar dil dökerseniz dökün, insanları art niyetli olduğunuz dışında birşeye inandıramazsınız. Yazıyı, yine yakın zamanda Habertürk spor sayfalarında gördüğüm bir kareyle bitiriyorum. Alttaki karede, Yenilmez Armada ünvanıyla manşetlenen takım Fenerbahçe Üniversal kadın voleybol takımı.
Etiketler:
armada,
branşlar,
Fenerbahçe,
futbol,
Galatasaray,
habertürk,
halil,
harici,
kör,
özer,
spor,
taraf,
Taraftar,
voleybol,
yenilmez
9 Mart 2012 Cuma
Tik Tak...
Tik tak tik tak...Geri sayım bitti ve Dünya Salon Atletizm Şampiyonası nihayet bugün başladı. Büyük bir heyecanla beklenen, düzenlenebilmesi için rekor sürede yepyeni bir salon inşa edilen şampiyonada, Yelena Isinbayeva, Dayron Robles, Blanka Vlasic, Meseret Defar, Carmelita Jeter, Teddy Tamgho gibi dünyaca ünlü sporcular mücadele edecek. Şampiyona bugün itibariye resmen başladı ve daha ilk günden sporcularımız adına iyi dereceler gelmeye başladı. Erkekler 400 metre'de 6. seride yarışan Ali Ekber Kayas adını yarı finale yazdırdı.
Şampiyonada bugün ve yarın da mücadeleler devam edecek. Şampiyonanın final günü 11 Mart Pazar. Bu süre içinde, Hüseyin Atıcı, Burcu Ayhan, Sevim Sinmez, Halit Kılıç, Dudu Karakaya, Karin Melis Mey ve daha pek çok sporcumuz çeşitli kategorilerde mücadele edecekler. Şampiyona TRT Spor / TRT HD kanallarından ve www.trtspor.com.tr internet sitelerinden canlı yayınlanacak. Şampiyonayla ilgili diğer tüm detay ve bilgilere, salon bilgilerine, ulaşım, bilet fiyatları, şampiyona programı ve müsabaka sonuçlarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Yerinizde olsam; evde oturmak yerine keyifli, heyecanlı ve değişik bir haftasonu organizasyonu için, yarın ve pazar günü Ataköy'ün yolunu tutardım. Sabah seansı biletleri 12, akşam seansı biletleri 20 TL. "Yok tek seans izlemek beni kesmez" derseniz, tüm günü kapsayan biletler yalnızca 25 TL. Şimdiden iyi seyirler.
İlgili Linkler
Türkiye Atletizm Federasyonu İnternet Sitesi | Şampiyona Programı Sayfası
Dünya Salon Atletizm Şampiyonası Resmi İnternet Sitesi
Tesisler ve Ulaşım ile İlgili Bilgiler
Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF) İnternet Sitesi | Şampiyona Sayfası
Bilet almak isterseniz de gerekli bilgiler burada.
Etiketler:
atletizm,
blanka,
defar,
dünya,
hd,
isinbayeva,
meseret,
salon,
spor,
şampiyonası,
Tak,
tamgho,
teddy,
Tik,
TRT,
vlasiç,
yelena
Kaydol:
Yorumlar (Atom)










