liverpool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
liverpool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2014 Salı

Kaptan...


Kaptanın emekliliği yaklaşıyor. Bugün itibariyle milli takımı da bıraktı. Küçük hayranı da, sahalara veda etmeden önce fırsatını yakalamışken kaptana sevgisini böyle göstermiş. Güzel kare.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Marka Değeri...


Şunu bizim ülkede göremezsin hacı. Forma, eğer yamulmuyorsam Liverpool forması. Sırtta Manchester City'in uslanmaz adamı Balotelli'nin ismi.

Ben mesela, bir Galatasaray taraftarı olarak Alex'e büyük saygı duyarım ve severim de. Şimdi ben bir Galatasaray forması alacağım, arkasına Alex yazdıracağım ve onunla otobüse binip maça gideceğim ha.

Küfür edemiyorum, ayıp olur. Ama bir özdeyişle anlatayım olacakları. "Adamı 2'yle çarpıp 4'e katlayıp kaldırıp rafa koyarlar." Öyle bir dayak yersin ki bırak maça gitmeyi stadın yollarını unutursun. Biz de taraftar kültürü gelişmemiştir. Galatasaray'lı olup Fenerbahçeli bir oyuncuyu ya da Beşiktaş'lı olup Bursaspor'lu bir oyuncuyu sevemezsin. Bu liste böyle uzar gider.

Biz hala "marka değeri", biz hala "Avrupa'nın en iyi 6. ligi" diye kendimizi kandırmaya devam edelim.

27 Aralık 2012 Perşembe

Maşallah...


Brad Friedel'ı tüm Galatasaray'lılar bilir. 95-96 sezonunda sarı-kırmızılı formayı terleten ABD'li kaleci, bizde 30 maça çıkmış, kalesinde sadece 12 gol görmüş ve sezon sonunda Türkiye Kupasını kaldırma gururunu yaşamıştı. Sonraki sezon ülkesinin takımlarından Columbus Crew'a gitti. 1 sezon oynadıktan sonra Premier Lig'e giden başarılı eldiven, Liverpool, Blackburn Rovers, Aston Villa gibi üst düzey takımların kalesini korudu.

Son olarak 2011'de Tothenham'la sözleşme imzalayan Friedel, dün kulübüyle olan sözleşmesini 1 yıl daha uzattı. Liverpool dışında gittiği takımlarda 30'dan aşağı maça çıkmayan -ki orada da 25 maça çıktı- Premier Ligde üst üste 300'den fazla (tam sayıyı unuttum) maça çıkmak gibi müthiş bir rekoru elinde bulunduran Friedel'ın bu sözleşmesini ilginç kılan nokta ise ABD'li eldivenin 41 yaşında olması. Vazgeçmiyor, bırakmıyor ve tam anlamıyla saygıyı hak ediyor.


20 Mayıs 2012 Pazar

Will...


Futbol üzerine yapılmış çok az iyi film var dünya sinematografisinde. Şöyle bir düşündüğümde ilk aklıma gelenler, sayısız kez izlediğim (ve her yayınlandığında kesinlikle izleyeceğim); başrollerinde Michael Cain, Sylvester Stallone gibi oyuncuların yanısıra; Pele, Ardiles, Bobby Moore, Mike Summerbee ve daha pek çok futbolcunun rol aldığı Zafere Kaçış. 2. dünya savaşında işgal kuvvetlerinin elinden kaçma planları yapan ve bunun için futbolu kullanan bir grup esir askerin hikayesi anlatılır bu filmde. Filmin en etkili bölümü de işgal kuvvetleri yani Nazi Almanyası ile esir askerlerden oluşan takımın yaptığı maçtır.



Bir diğer etkili film ise 3 filmlik bir seriden oluşan Goal. Şimdi bunlara; hikayesi İstanbul'da, Olimpiyat stadında son bulan bir film eklendi. Will. Aslında geçen yılın sonlarında vizyona girdi ama nedense tanıtım konusunda biraz zayıf kaldılar.

Dünya futbol tarihine geçen ve İstanbul'da oynanan Milan-Liverpool Şampiyonlar Ligi finalini anlatan Will, oldukça hüzünlü bir hikayeye sahip. 11 yaşındaki Will Brennan, babasıyla birlikte İstanbul'da oynanacak olan finale 2 bilet alır ve yolculuk hayli güzel başlar. Ancak baba Gareth'ın birdenbire hayatını kaybetmesiyle yıkılan Will, babasının hayalini gerçekleştirmek için yolculuğuna devam eder ve İstanbul'a ulaşır. Kazanılan kupa, bir anlamda babasına gönderdiği bir hediyedir. Futbolun basit bir oyun olmadığını anlatan bir başka başyapıt.