futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Mart 2014 Çarşamba
MANCİNİ’ Yİ ANLAYAMAMAK...
Her şey Fenerbahçe ile puan farkının azaldığı ve fikstüre bakıldığında, ilerleyen haftalarda daha da azalacağı düşüncesinin yavaş yavaş benimsendiği günlerde gelen beklenmedik puan kayıplarıyla başladı. Ardından, gerçekten çok kötü bir oyunla deplasmanda Chelsea’ ye yenilerek şampiyonlar liginden elenmek, adeta fitili ateşledi.
Haftalardır, takımın inişli çıkışlı performansının üstüne birde, Mancini hakkında ardı arkası kesilmeyen yalan haberlerle gerilen taraftarın, bu elenişin ardından takıma yönelik tepkilerinde de ton yükseldi. Chelsea maçının ve lig sonuncusu Kayserispor’a da son dakikada yenilen golle yenildiğimiz maçın ardından Mancini’ nin sarf ettiği “bu takımı ben kurmadım” ifadesi ipleri iyice gerdi. Yazının başlığı olan ifadenin alt yazısı da, tamda burada ortaya çıkıyor.
Mancini’ nin bu ifadesini basının anlamasını zaten beklemiyorum ama, taraftarın da bu açıklamayı anlamaya çalışmadan, irdelemeden, başta Mancini olmak üzere teknik heyete, takıma ve yönetime yönelttiği otomatik protestolar görüldü. Çünkü ilk başta akıllara, doğal olarak, devre arasında yapılan onca transfer geldi. “Bu takımı ben kurmadım” ifadesinin daha iyi anlaşılabilmesi için, Mancini’ nin dün akşam ki Bursaspor maçından sonra söylediği “Buraya geleceğin takımını kurmaya geldim” ifadesiyle devre arasındaki transferleri paralel şekilde düşünmek gerek.
Önce şunu açıklayayım; kulüplerde transfer 2 türlü yapılır. Birinde, teknik direktör bir liste yapar, bu listeyi yönetime verir ve yönetimde o listedeki oyuncuları önceliklerine göre transfer etmeye çalışır. Diğer transfer şeklinde ise kulüp, scout ve izleme ekipleri aracılığıyla tespit edilen ve transfer edilmek istenen oyuncuları teknik heyete önerir. Teknik heyetin onay verdiği isimler alınır. Özetle; bir teknik direktörün doğrudan istediği, birde kendisine önerilip onayladığı transferler vardır. Bu öneri sonrası onaylanıp alınan oyunculardan bazıları kiralık da gönderilebilir.
İşte burada, Mancini’ nin ne demek istediği ortaya çıkıyor. Devre arasında yapılan transferlerden sadece ikisinin Mancini’ nin istediği oyuncular olduğunu, 2 buçukuncu diyebileceğim Burdisso’ nun ise, Mancini’ nin stoper bölgesine yapılabilecek transferler listesinde 3. alternatif olduğunu utmayalım. Diğer transferler, işte o bahsettiği “geleceğin takımına” yönelik “onay verdiği” transferler.
Son tahlilde, takımın son birkaç haftadır, iç saha ve dış saha performansları arasında inanılmaz bir fark olması, bazı oyuncuların gerçekten kötü performansı, dünkü Bursaspor maçında biri açıkça ortaya çıkan bazı yerli ve yabancı oyuncular arasındaki sorunlar, yukarıda bahsettiğim basit nüansları gözden kaçırmamıza, Mancini’ yi anlayamamıza ve tepkileri yanlış yerlere ve kişilere yöneltmemize sebep oldu.
Galatasaray bu tip sorunları ilk kez yaşamıyor. Dikkat edin; kriz demiyorum. Sorun. Kriz daha çok “amacı belli” olan basının kullanmayı sevdiği bir ifade. Ve Galatasaray bu sorunun altından da, daha öncekilerde olduğu gibi yine birlik ve beraberlik kültürü sayesinde, “bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte sevinip, hep birlikte üzülmeyi bilenlerin” oluşturduğu camia kültürü sayesinde kalkacaktır. Bu süreçte asıl görevse, son günlerde yanlış noktalara yanlış tepkiler gösteren, bilhassa en büyük hatayı, yönetimi istifaya davet ederek yapan biz taraftara düşüyor. Yeni sistem ve düzen ancak oturmuşken, son derece önemli bir bütünsel yapılanma sürecinin tam ortasında girişilecek olası bir yönetim ve teknik heyet değişikliğinin hiçbir faydası olmaz.
Bu ülkede yerli- yabancı neredeyse bütün büyük teknik direktörler, haklarında yapılan kasıtlı yalan haberler yüzünden zaman zaman delirme noktasına geldi. Dünkü basın toplantısı da Mancini’ nin bunun sınırında olduğunu gösteriyor. Ve bu teknik direktörlerin çoğu yapmak istediklerini yapamadan, takımlarını istedikleri seviyeye çıkaramadan ayrılmak zorunda kaldı. “Bilinen bazı çevrelerce” bunlara izin verilmedi. Bir teknik heyeti, teknik direktörü ve yönetimi daha bu saçma düzene kurban vermeyelim. Mancini’ yi anlamaya başlasak iyi olur.
Etiketler:
anlayamamak,
futbol,
Galatasaray,
heyet,
istifa,
mancini,
Taraftar,
teknik,
yönetim
12 Ocak 2014 Pazar
2014 Spor Takvimi
2013' ü öyle böyle bitirdik, 2014' ün ilk ayını da yarıladık nerdeyse. Peki 2014' te bizi bekleyen spor organizasyonları neler? Açıklanmış ve takvimi belli olanları aşağıya listeledik. Sabırlı beklemeler.
Ocak: Bizde Süper Lig tatile girdi ama bu ay İngiltere, İtalya ve İspanya'da yarış tam gaz devam edecek. Türkiye Kupası'nda ise ocak ayında yoğun mesai var. Ay ortasından itibaren iki gruptaki tüm zorlu mücadeleleri atv ve a Haber ekranlarından takip edebilirsiniz. Ayın en görkemli spor organizasyonu ise kuşkusuz Avustralya Açık Tenis Turnuvası. 13 Ocak'ta başlayacak olan turnuva, 26 Ocak'ta sona erecek.
Şubat: Bizle beraber Almanya, Fransa da futbola geri dönecek. Dünyanın en görkemli spor organizasyonlarından biri olan ve kurallarını bilmeseniz bile sizi ekran başına kitleyen NFL'in SuperBowl finali 2 Şubat'ta New Jersey'de oynanacak. Ayın en önemli organizasyonu şüphesiz, komşu Rusya'daki Kış Olimpiyatları. 7-23 Şubat arasında Soçi'de yapılacak Kış Olimpiyatları için Putin kesenin ağzını açtı ve 50 milyar dolar harcadı. Açılış töreninin büyük bir gövde gösterisine dönmesi bekleniyor. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea ile oynayacağı ilk maç ise 26 Şubat'ta. Trabzonspor da Avrupa Ligi'nde 20 Şubat'ta Juventus deplasmanında. Rövanş 27 Şubat'ta Trabzon'da.
Mart: Atletizmde Dünya Salon Şampiyonası 7-9 Mart arasında Polonya'da. Paralimpik Kış Olimpiyatları ise 7-16 Mart arasında yine Soçi'de. Galatasaray, 18 Mart tarihinde Londra'da Chelsea ile rövanş maçına çıkacak. Formula 1 sezonu Melbourne'da açılacak. Avustralya Grand Prix'si 16 Mart'ta, Malezya ise 30 Mart tarihinde.
Nisan: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde çeyrek final maçları da ayın ilk 10 gününde oynanacak. 13 Nisan tarihinde Londra Maratonu koşulacak. Formula 1'de nisan ayının durakları Bahreyn, Çin ve Teksas. Ay sonunda ise Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı final maçları var.
Mayıs: Atletizm tutkunları 9 Mayıs tarihini ajandalarına yazsın. Doha'da Diamond Lig var. Ay boyunca bisikletseverlerin gözü İtalya Bisiklet Turu'nda olacak. Avrupa Ligi finali, 14 Mayıs tarihinde Torino'da. İngilizler FA CUP finalini Wembley'de 17 Mayıs tarihinde oynayacak. Dünya Kupası nedeniyle geçen sezondan daha erken sona erecek olan lig maratonlarının kreması, 24 Mayıs'ta Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finali olacak. Roland Garros Tenis Turnuvası 25 Mayıs'ta başlayacak ve 8 Haziran'a kadar sürecek.
Haziran: Biz yine yokuz ama Dünya Kupası, Brezilya'da bir başka güzel olacak. Kumandanıza sahip çıkın, çünkü 12 Haziran'da başlayacak olan Dünya Kupası'nın finali 13 Temmuz'da. Formula 1 sevenler için Kanada, Avusturya Grand Prix'leri haziran ayında. Atletizmde Diamond Lig, 14 Haziran'da New York'ta. Tenisseverlerin olmazsa olmazı Wimbledon Açık ise 23 Haziran'da başlayacak ve 6 Temmuz'da sona erecek.
Temmuz: Dünya Kupası'nın 13 Temmuz'daki finali en önemli gün ama 5-27 Temmuz arasındaki Fransa Bisiklet Turu ekran başında görsel bir şölen vaat ediyor. 5 Temmuz'da Paris'te, 18 Temmuz'da ise atletizm meraklıları için Monako'da Diamond Lig var. Almanya ve Macaristan Grand Prix'leri de temmuz ayında.
Ağustos: Avrupa'da tüm futbol ligleri yine bu ayda start alacak. İngiltere Premier Lig'de ilk hafta maçları 16 Ağustos'ta. 18-24 günleri arasında Berlin'de Avrupa Yüzme Şampiyonası var. Zürih ise 12-17 Ağustos günleri arasında Avrupa Atletizm Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. 23 Ağustos-14 Eylül arasında ise İspanya Bisiklet turu var. Belçika Grand Prix'si 24 Ağustos'ta. 24 Ağustos'ta Birminhgham'da ve 28 Ağustos'ta Zürih'te Diamond Lig var. Amerika Açık Tenis Turnuvası da ayın son haftasında, 25 Ağustos'ta başlayacak ve finali 8 Eylül tarihinde.
Eylül: Sonbaharla birlikte Şampiyonlar Ligi heyecanı yine başlayacak. Eylül ayında İspanya Santander'deki Dünya Yelken Şampiyonası dışında büyük organizasyon yok. Formula 1'in durakları İtalya, Monza (7 Eylül) ve Singapur'da (21 Eylül).
Ekim: Ayın 3'ünde Çin'de başlayacak ve dokuz gün sürecek Dünya Jimnastik Şampiyonası'nı kaçırmayın. Futbolda Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde grup maçlarının yanı sıra milli maçlar da ekim ayında yoğunlaşacak. 5 Ekim'de Japonya'da, 12 Ekim'de Kış Olimpiyatları'na da ev sahipliği yapan Soçi'de Formula 1 yarışları var. MotoGP ay boyunca, Japonya, Avustralya ve Malezya'da koşulacak.
Kasım: 2014'te belki de en kısır ay. Spor takviminde kasım ayında büyük bir şampiyona yok ama her dalda liglerde yarış kızışacak. Basketbolda Euroleague maçları kaçmaz. 2 Kasım'da Austin'de, 9 Kasım'da Sao Paolo'da, 23 Kasım'da ise Abu Dabi'de Formula 1 yarışları var.
Aralık: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde 2015 yılında yola devam eden takımlar belli olacak. 3-7 Aralık arasında Doha'da Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası var.(Pazar Sabah)
Kaynak: Aceto Balsamico Blog
Etiketler:
2013,
2014,
Basketbol,
F1,
futbol,
kış,
Olimpiyat,
spor,
Şampiyonlar Ligi,
takvimi,
Tenis,
yelken
4 Nisan 2013 Perşembe
UEFA, Platini ve Kapitalist Futbol Hastalığı

Dün gece, Avrupa'nın kulüpler düzeyindeki en büyük kupası olan Şampiyonlar liginde bir maç oynandı. Real Madrid - Galatasaray.Galatasaray maçı 3-0 kaybetti. Yenilmek, 3 gol yemek sorun değil. Sonuçta bu Real Madrid ve böyle bir skor bir hayli ihtimal dahilinde.Beni sinirlendiren ve zoruma giden, hakemin aleni şekilde Real Madrid'i kollaması. Bu tamamem Platini'nin yarattığı bir sistem.
Büyük finallerde büyük takımlar olmalı, daha fazla bilet, daha pahalı yayın hakkı satışları, daha çok ve paralı sponsor, daha çok bahis geliri mantığının yarattığı sonuç, dün akşam sahada rezaletin de ötesinde bir hakem performansı izlememize sebep oldu.
Avrupa'da, uluslar arası kategoride organizasyonlar düzenlenmeye başlandığından beri değişmeyen acı bir gerçeğin, "Türk takımlarına karşı Avrupa'lı rakip takımı kollayan yabancı hakem" gerçeğinin, olabilecek en iğrenç şekliyle yüzleştik dün gece.
Verilmeyen 2 penaltı, yanlış kararlar, tarihe geçecek nitelikte bir ters kararın sebep olduğu 3. gol. Ve daha fazlası. Platini'nin; Barcelona, Real Madrid, Borussia Dortmund, Bayern Münih' li yarı final rüyasının(!) gerçekleşmesi için her şey yapıldı. 3. golü yememize sebep olan yanlış kararı doğru vermiş olsaydı o pozisyonun gereği aynı zamanda sarı kart olacaktı.Böylece Ramos, son dakikada gördüğü 2. sarı karttan dolayı kırmızı kartla oyun dışı kalacak ve daha fazla ceza alacaktı.
Dünya; dün akşamdan sonra bu maçı Real Madrid' in zaferi olarak hatırlamamalı. UEFA ve Platini' nin utancı olarak hatırlamalı.
Maça ve Galatasaray'ın performansına gelecek olursak. Çok kötü oynadığımızı söyleyemeyiz. Zaman zaman istediklerimizi yaptık.Kendi oyunumuzu sahaya yansıtabildik. Pozisyonlar bulduk, bolca şut denedik ama bir türlü ihtiyacımız olan golü bulamadık.Özellikle ilk 20-25 dakikada, ceza sahası içinden ve yakın çevresinden bulduğumuz 4-5 şut şansı vardı ki; rakip kaleciye ve savunmaya "her an vurabilirim" mesajı vermek adına önemliydi. O tedirginliği sürekli yaşamaları gerekliydi.
Ancak oyunun geneline bakıldığında, devamlılık gerektiren işlerde eksik kaldığımızı görmek zor değil. Daha hızlı düşünmeli, daha çabuk pas yapmalı ve gol bulmalıydık. İşin savunma yönünde de zaman zaman kritik hatalar yaptık. Real Madrid' in forvet arkasındaki üçlüsü Ronaldo - Mesut - Di Maria üçgeninin, kusursuz uyguladığı "değişken" hücum anlayışı karşısında bazen ne yapacağımızı şaşırdık. İlk 2 golü de bu sebeple yedik zaten.
Olmadı. Sağlık olsun. Sezon başında da söylediğim gibi; neredeyse baştan sona yeni kurulmuş ve çoğu oyuncusunun şampiyonlar ligi tecrübesi olmayan bir takım içinşampiyonlar liginde gidebildiği son nokta başarıdır. Biz bunun ötesine geçtik ve ilk senemizde çeyrek finale yükseldik.
Yine de henüz herşey bitmiş değil. Oynanmamış olan 2. maçın sonucunun ne olacağını söyleyemeyeceğimiz için, çok küçük bir ihtimal de olsa şansımız var. Arena'daki maçı 3-0 kazanıp maçı uzatmalara götüremeyeceğimizi söyleyemeyiz. Tıpkı aksini söyleyemeyeceğimiz gibi.
İsmail ŞEN
GSFans.org / Galatasaray Blog
Etiketler:
3-0,
champions,
futbol,
Galatasaray,
Hakem,
hastalığı,
kapitalist,
League,
michel,
platini,
Real Madrid,
referee,
Şampiyonlar Ligi,
UEFA
6 Mart 2013 Çarşamba
Dodo...

Dünyanın en şanslı çocuklarından biri o. Tafo'nun oğlu Dodo. Galatasaray tribünlerinde büyüdü. Babasının, aşağı yukarı kariyerinin son zamanlarına denk gelen, saha içindeki en başarılı zamanlarına tanık oldu. Babası en özel kupayı kaldırırken o'da omuzlarındaydı. Şimdiyse; yine Galatasaray için ama bu kez saha kenarında ter döken babasını omuzlara alma zamanı ona gelmiş olmalı ki; Tafo'yla birlikte bu pozu vermiş.
1 Mart 2013 Cuma
Carlos Gelsin...

Futbol tutkusu insanlara ilginç şeyler yaptırabiliyor. Yıllar önce bu ülkede bir baba, yeni doğan çocuğuna Fenerbahçe ismini vermek istemişti. E haliyle nüfus idaresinde kabul görmemişti bu istek. Bugün, buna benzer bir olay daha yaşandı bu ülkede. Ama bu kez aile, isteğine kolayca ulaşmış.
Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldesinde yaşayan ve dünya futbolunun efsane isimlerinden Arjantinli Maradona'nın hayranı olan bir baba, üç çocuğuna "Diego", "Armando" ve "Maradona" isimlerini verdi.
Almanya'da doğan ve uzun yıllar gurbetçi olarak bu ülkede kalan Tekin Şentürk (32), eşi Sevcan ve çocuklarıyla, yaklaşık 6 ay önce kesin dönüş yaptıkları Altınoluk'ta yaşamını sürdürüyor. Halen Almanya ile bağlarını koparmayan Şentürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, küçüklükten beri Arjantinli futbol yıldızı Maradona'nın hayranı olduğunu belirterek, elinden geldiğince bütün maçlarını izlediğini söyledi.
Avrupa'da yaşadığı için birçok ünlü futbolcuyla tanıştığını ancak Maradona'nın yerinin başka olduğunu anlatan Şentürk, şunları kaydetti:
"Maradona, çok sevdiğim, gerçekten 10 numara oyuncu. Evlenmeden önce çocuklarımın ismini Maradona koyacağıma karar verdim. Allah dualarımı kabul etti, 3 erkek çocuğum oldu. Şu anda 7 yaşında olan ilk oğluma 'Diego Mohammed', 2 yaşındaki ikinci çocuğuma 'Armağan Armando', henüz 20 günlük olana da 'Alptekin Maradona' ismini koydum. Üçünün de doğumu Almanya. 20 günlük bebeğin doğumu için Almanya'ya gittik. Duyanlar önce şaşırıyor, sonra çok hoşlarına gidiyor. Bir Türk olarak bu isimleri koymak çok güzel diye yorumlar alıyorum. Şu ana kadar kötü bir tepki hiç almadım. Birçok kişi, 'bunu yapmak cesaret ister' diyor."
Şentürk, Türkiye'de kimlikleri çıkarırken de birçok kişinin ilgisini çektiğini belirterek, "Pişman olup olmadığımı soruyorlar. Halen Maradona hayranıyım. Pişman da değilim. Çocuklarımın çok güzel isimleri var" dedi.
Haber Kaynak : Mynet / "Diego, Armando, Maradona" kardeşler...
23 Şubat 2013 Cumartesi
U 20...

Güzel ve önemli bir etkinlik vardı bugün İstinye Park'ta. Daha önce, "2013 Bizim" başlığıyla mutlu haberini verdiğimiz U20 dünya kupası için son aşama olan resmi top ve şarkı lansmanı yapıldı. 21 Haziran - 13 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek FIFA U20 Dünya Kupası'nın resmi maç topu Cafusa, Gece grubunun imzasını taşıyan resmi şarkı ise, Yıldızlar Buradan Yükseliyor adını taşıyor.
Etkinliğe, FIFA Başkan Vekili Jim Boyce, FIFA İcra Kurulu Üyesi, UEFA 1. Başkan Vekili ve TFF Onursal Başkanı Şenes Erzik, Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekilleri Ufuk Özerten, Servet Yardımcı, TFF Yönetim Kurulu Üyeleri Cengiz Zülfikaroğlu, Ergün Tekin, Hakan Kanık, Prof. Dr. Mete Düren, Ali Düşmez, Genel Sekreter Prof. Dr. Emre Alkin, U20 Teknik Diröktörü Feyyaz Uçar, Antrenör Emre Aşık, FIFA Müsabakalar Departmanı Direktörü Mustapha Fahmy, Müsabakalar Departmanı Direktör Yardımcısı ve Turnuva Direktörü Inaki Alvarez, Eski Milli futbolcular Rıdvan Dilmen, Rüştü Reçber, basın mensupları ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Tüm ziyaretçilere açık olan etkinlikte, ilk olarak U20 Teknik Direktörü Feyyaz Uçar ve eski Milli Futbolcu Rıdvan Dilmen mini panelde konuştu. Uçar, turnuva hazırlıklarının istedikleri gibi geçtiğini belirterek, kurayı heyecanla beklediklerini söyledi. Dilmen ise, U20 Dünya Kupası'nın sporseverlerin ayağına geldiğini vurgulayarak, turnuvada oynayacak futbolcuları kıskandığını, çünkü kendisinin genç milli takımlarda yer almadığını ifade etti.
Resmi Şarkı: ''Yıldızlar Buradan Yükseliyor''
Daha sonra FIFA'nın resmi sponsoru Sony Müzik sanatçılarından Gece Grubu'nun bu turnuva için bestelediği ''Yıldızlar Buradan Yükseliyor'' isimli FIFA U-20 Dünya Kupası Türkiye 2013 resmi turnuva şarkısı, ilk kez kamuoyuyla paylaşıldı.
Resmi şarkının Gece Grubu tarafından seslendirilmesinin sonrasında panelin ikinci bölümüne geçildi. Genel Sekreter Prof. Dr. Emre Alkin, ''Eğlenceden bahsettiğimiz zaman aklımız ilk olarak futbol ve müzik gelir. Bugün; hem eğlenceyi, hem futbolu, hem müziği, hem de gençliği bir araya getiren harika bir etkinliğe tanık oluyoruz. Bunun yanı sıra; turnuvanın başlamasına yaklaşık 4 ay kala resmi top Cafusa da ilk kez kamuoyuna tanıtıyoruz. Top ve şarkı lansmanına olan yoğun ilgi, turnuva tanıtımını da ateşledi. Gece Grubu'nun düzenlemiş olduğu resmi şarkı da turnuvanın dinamizmi hakkında bize sinyal verdi. Cafusa'nın tanıtılması ile de daha şimdiden turnuvadaki futbolun kalitesi konusunda heyecan duymaya başladık'' dedi.
U20 Antrenörü Emre Aşık ise, öncelikli hedeflerinin gruptan çıkmak ve ardından iyi bir sonuç elde etmek olduğunu söyledi. Eski Milli Futbolcu Rüştü Reçber de, teknik kadroda tecrübeli isimlerin bulunduğuna değinerek, gruplardan çıkıldığında gerisinin geleceğine inandığını ifade etti. Reçber, ev sahibi olmanın futbolcular üzerinde bir baskı ve sorumluluk oluşturabileceğine dikkat çekerek, ancak bu durumun lehe çevrilmesi durumunda başarının geleceğini kaydetti.
Turnuvanın resmi topu Cafusa
Panelin ardından resmi sponsor adidas'ın turnuva için özel olarak hazırladığı şampiyonanın resmi maç topu Cafusa'nın tanıtımına geçildi. FIFA Başkan Vekili Jim Boyce, FIFA İcra Kurulu Üyesi Şenes Erzik, Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Servet Yardımcı ve adidas yetkilisi Serdıl Gözelekçi, Cafusa'nın örtüsünü açarak turnuvanın resmi topunu ilk kez kamuoyuyla paylaştı.
Turnuva öncesi tek bilet alma fırsatı
Futbolseverler, aynı zamanda gün boyunca etkinlik alanında açılan Biletix gişesinden, turnuvanın Kayseri Kadir Has Stadyumu'ndaki açılış maçı, U20 Milli Takımımızın Trabzon ve Rize'de oynayacağı 3 grup karşılaşması ile İstanbul'da Ali Sami Yen Arena'daki final maçı için hazırlanan paket dışı tek biletleri de satın aldı.
Etkinlikte dünya rekoru kırıldı
Bunun yanı sıra etkinlikte, Jeremy Lynch ve Bill Wingrove tarafından ''free-style'' futbol gösterisi sergiledi. ''Sırt sırta top sektirme'' dalında 90 sayı ile Guiness Dünya Rekoru'nu kıran ikili, gösterileri sırasında 125 top sektirme ile yeni bir dünya rekoruna imza attı.
Cafusa'nın teknik özellikleri
FIFA U20 Dünya Kupası'nın resmi maç topu Cafusa, UEFA EURO 2012'de büyük beğeni toplayan Tango 12'yi tasarlayan ekip tarafından yaratılan ileri adidas teknolojileri ile üretildi.
32 panelden oluşan ve termal birleştirme işlemi ile üretilen adidas Cafusa'nın teknolojisi, Tango 12 ile benzerlik taşıyor. Topun havada kontrollü bir şekilde uçuşunu sağlamak için termal birleştirme yöntemi ile birbirine eklenmiş bir dizi üçgen panel tamamlıyor. Topun her panelini, krampon-top temasını destekleyen ve top kontrolünü artıran bir doku kaplıyor. Resmi maç topları için belirlenmiş olan tüm FIFA Onay Standartları'nı karşılayan adidas Cafusa, çok sıkı testleri de başarıyla tamamladı.
Gece grubu hakkında
FIFA Resmi Sponsoru Sony ile çalışan Gece grubu, Can Baydar ile Eren Çilalioğlu'nun lise yıllarında başladıkları müzik çalışmalarına 2000 yılında Gökçe Balaban'ın dahil olmasıyla kuruldu, 2004 yılında Erdem Başer'in katılımıyla da son halini aldı. İsmini üyelerinin baş harflerinden alan grubun üyeleri gecenin kozmik bir enerjisi olduğunu düşündükleri ve ''Gece'' isminde bir şarkıları olduğu için de bu ismi benimsedi.
Gece'nin lansmandaki canlı performansı aşağıda. Keyifli dinlemeler.
Kaynak : Tribün Dergi
Etiketler:
buradan,
cafusa,
Dünya Kupası,
FİFA,
futbol,
gece,
grubu,
istinye park,
lansman,
resmi,
şarkı,
top,
Türkiye,
U20,
yıldızlar,
yükseliyor
9 Şubat 2013 Cumartesi
Yeni Başlangıç...
Galatasaray pazar günü, ligdeki en önemli maçlarından birine çıkıyor.
2. sırada ve kendisini 4 puan geriden takip eden MP Antalyaspor’a karşı hem oyun hem de fizik olarak çok iyi olmaktan başka şansımız yok. Galibiyetin yolu; hızlı atak, sert savunma, iyi paslaşma ve bulduğun pozisyonları değerlendirmekten geçiyor.
Fatih hoca’nın; Melo’nun yokluğunda orta alanda Sneijder’i sahaya sürebileceği beklenirken, aynı şekilde 2 haftadır kulübede olan Burak’ın da bu hafta 11′de yer alacağı tahmin ediliyor. Mutlak kazanılması gereken bir maçta Fatih hoca’nın, elindeki hücum gücünü maksimum oranda sahaya yansıtacak bir kadro seçiminde bulunacağını söylemek zor değil.
Bu noktada, bu düşüncesinin sahada doğru şekilde sergilenebilmesi için iş biraz da kanatlara kalıyor. Afrika Kupasından döndüğü için formasını geri alacak olan Eboue’nin Hamit’le, Riera’nın da önünde oynayacak olan Emre yada Amrabat’la yardımlaşarak sık sık hücumu desteklemesi çok önemli. Sadece orta alandan yapılacak baskı yeterli olmayacağı gibi, orta alanda mücadele eden oyuncularımızın beklenenden daha erken yorulmasına sebep olabilir.
Takımın bir an önce ortadan kaldırılması gereken sorunlarından biri de, golü ya da golleri bulduktan sonra istemsiz şekilde geriye çekilmesi. Yeni transferler Sneijder ve Drogba’nın, bu sorunun ortadan kalkmasında çok önemli bir role sahip olduğunu düşünüyorum. Nedenine gelince. Her sorunun kaynağında 2. bir sorun vardır. Galatasaray’ın bu sorununun kaynağında ise, topu ileride tutmakta yaşadığı sıkıntı yatıyor.
Sneijder ve Drogba sahadayken, onlara katılacak Umut, Burak Elmander üçlüsünden 1 veya 2′sinin, yukarıda bahsettiğimiz orta saha ve kanat oyuncularının desteğiyle, 3. bölge dediğimiz hücum bölgesinde ortaya çıkacak muazzam pres gücü ve bunun zamanla sürekli kılınması sorunun tek çözümüdür. Bu maçla birlikte, bu yöntemin ilk ayağı diyebileceğim Sneijder’li kısmını 90 dk. nın en az 80 dk. sına yayabilirsek, çözüme yönelik büyük bir kalıcı adım atmış oluruz.
Saha içinde herşey normal gittiğinde ve saha dışında, masa başında ligin şampiyonu tayin edilmeye çalışılmadığı sürece Antalyaspor maçının, şampiyonluğa doğru koşmaya başlamadan önce atılan ilk adım olacağına ve bir seri başlatacağına inanıyorum. Bekleyip görelim.
İsmail ŞEN | GSfans.org
Etiketler:
antalya,
başlangıç,
futbol,
Galatasaray,
Medical Park,
spor,
spor toto,
süper lig,
yeni
7 Şubat 2013 Perşembe
Sıfır...
ÇÖKÜŞ
Daha aday kadrolar açıklandığında belli oldu yine bir saçmalık olduğu. 22 kişilik aday kadroda sadece 1 sağ bek, 1 ön libero ve 1 sol kanat oyuncusu vardı. Maç başladığında ilk sorduğum soru şu oldu; '' Arda ve Nuri nerede oynuyor?'' Sahaya çıkan 11'e ve taktik düzene baktığında, tekli forvetin arkasında hücum alanını destekleyen ikili olarak oynamaları
gerekirken, ikisi de sağ çizgiye gömülmüş, varyasyonlar ve 2'ye 1'lerle topu dip çizgiye indirip, rakip savunmanın göbeğinde ikili markajda olan Mevlüt'e top çıkarmaya çalışıyorlardı.
Sağ ve sol bekler çalışmıyor, topu ileride tutması için sahada olan oyuncular çizgide oynayıp beklerin yapması gereken işi yapıyorlardı. İşin daha kötüsü, bu durumu düzeltmek için kenardan uzun süre müdahale gelmedi. Abdullah Avcı'nın milli takım seviyesini kaldıramadığının ve sınıfta kaldığının en son göstergesiydi bu.
İkinci yarıda yapılan değişiklikler oyunun hücum alanında daha dinamik oynamamızı ve bir kaç önemli pozisyon bulmamızı sağlasa da; bu soyunma odasında iyi taktikler verildiğinden değil, o pozisyonları yaratan oyuncular olan Arda, Selçuk, Hamit, Burak, Umut'un birbirlerini çok iyi tanıyor olmalarındandır. Tamamen kendi takımlarında yakaladıkları uyum, ve o 5'liden 4'ünün çok uzun süredir birlikte oynuyor olmasının yarattığı avantajı kullanma düşüncesidir o hareketliliğin sebebi.
Özetleyecek olursak; 2008 Avrupa Şampiyonasına müthiş şekilde sirayet eden ''sahada kim oynarsa oynasın biz bir takımız'' diyen ve kaybetmeyi asla kabullenmeyen takımdan eser kalmadı. Hiddink sonrası dönem doğru yönetilemedi ve acele edildi. ''Revizyon yapmak gerek'' deyip, nerede revizyon yapılması gerektiğine, ve ''Abdullah Avcı'nın tecrübesi bu süreci doğru yönetmek için yeterli mi?'' diye bakılmadan höngürlös işe girişildi. Haluk Ulusoy'dan sonraki süreçte federasyonu sürekli parmağında oynatan ve işaret ettiklerini seçtiren siyasi irade hep olduğu gibi yine ortaya çıktı ve işini (!) yaptı.
Sonuç; Avcı dönemiyle başlayan ve önlenemeyen kontrolsüz bir düşüş. Sürekli kaybediyoruz ve ''nasıl kazanabiliriz?'' e dair hiçbir planımız yok. Zaman ne gösterecek bilmiyoruz. Şimdilik; bazı insanlar olmamaları gereken mevkilerde olmaya, yanlışlarında ve hatalarında ısrar etmeye devam edecekler. Birileri sesini yükseltmediği sürece biz de seyretmeye devam edeceğiz.
İsmail ŞEN
Etiketler:
2-0,
A milli,
Abdullah,
Avcı,
Çek Cumhuriyeti,
çöküş,
futbol,
hazırlık,
maç,
mağlubiyet,
sıfır,
takım,
Türkiye
5 Şubat 2013 Salı
48...
''Sergen; buraya gel, hiç acele etme. Ben şimdi topu sana yuvarlayacağım.
Sen topa basacak ve geri kaçacaksın. Tamam mı, anlaştık mı?''
Kazanılan bir frikik öncesi, yanındaki kişi bu ülkenin en iyi sol ayaklı ve en iyi frikik kullanan yerli oyuncularından biri; Sergen olsa dahi komuta hep ondaydı. O bu yüzden "comandante" idi. Görülemeyeni görür, tahmin edilemeyeni gerçekleştirirdi.
Ve o; Gheorghe Hagi bugün 48 yaşına girdi. İyi ki doğdun Hagi.
Etiketler:
48,
comandante,
efsane,
frikik,
futbol,
Galatasaray,
gheorghe,
hagi,
iyi ki doğdun,
sergen,
usta,
yaş günü
3 Şubat 2013 Pazar
Gelecekten İşaret...
Bugünkü Bursaspor - Galatasaray maçından bloga taşınabilecek tek şey belki de şu kare. Sahalarda sık sık görmek istediğimiz türden anlar. Kim bilir? Belki de yakında gerçekleşmesi muhtemel bir takım arkadaşlığına doğru atılan adımlardır bunlar. :)
Etiketler:
Aziz,
bursaspor,
dostluk,
futbol,
Galatasaray,
gelecekten,
işaret,
kare,
maç,
Serdar,
sneijder,
spor toto,
süper lig,
wesley
22 Ocak 2013 Salı
Wesley...
"Bu videonun hazırlanma amacı, sözüm ona sanal truva adı altında Galatasaray taraftarıyla dalga geçme cüretini kendinde bulan, Fenerbahçe taraftarları olduklarını iddia eden fakat bizce taraftarlıktan yoksun, çocukça hareketler sergileyen (ve) herkesçe bilinen zat'ın maaşlı elemanlarına ithafen hazırlanmıştır.
Bizim, Galatasaray taraftarları olarak takip ettiğimiz, kendi takımımızla ilgili olan Sneijder transferiyle hiç alâkadar olmuyor gibi gözüken bazı Fenerbahçeli arkadaşlarımızın gözünden bu transferi sizlere göstermek istedim.
Onların Galatasaray taraftarını kandırmak için yaptıklarına SANAL TRUVA diyerek gülen bazı gruplar, bu videoyu izledikten sonra, bizim Fenerbehçe taraftarlarına gülmek için kandırmamız gerekmediğini çok açık bir şekilde anlayacaktır.
Bu video tamamen şahsıma ait olup; taraftar gruplarını ve Galatasaray Kulübünü hiçbir şekilde bağlamamaktadır.
BÜYÜK GALATASARAY TARAFTARINA ARMAĞAN OLSUN. ANDAÇ AYTAÇ."
Galatasaray'lı kardeşim Andaç Aytaç (twitter > @andacaytac) Sneijder transferi sürecini çok farklı bir açıdan gören harika bir video hazırlamış. Süreç boyunca medyanın ve basının Khalkedon güdümlü paralı askerlerinin yaptığı yorumlar ve haberleri bir araya derlemiş. Evladiyelik. Daha da sesini çıkarmaya kalkan Fenerbahçe'li olursa çarp yüzüne.
Hiç üşenmeyin, tıklayın play'e ve tadını çıkarın. Hatta video oynarken sırayla ekrana gelen screenshot'lar esnasında videoyu pause'layıp o sayfalarda yazılanları tek tek okuyun. Sadece bir oyuncu transfer edilmediğini, çok daha ötesinde bir zafer kazanıldığını göreceksiniz. İyi seyirler.
Etiketler:
andaç,
asker,
aytaç,
Fenerbahçe,
futbol,
Galatasaray,
khalkedon,
paralı,
sneijder,
süreç,
to,
transfer,
video,
welcome,
wesley
21 Ocak 2013 Pazartesi
İnce...Çok İnce!
Uzun, yorucu, bazen sinir bozucu ama keyifli süreç mutlu bitti. Wesley Sneijder resmen Galatasaray'da.
Bu "bir transferden çok öte" olan transferi ilerleyen günlerde futbol çerçevesinde değerlendireceğiz tabii ama, önce şunları bir paylaşalım ki kayıtlara geçsin. İlerleyen şampiyonluklarda görüşmek üzere...
28 Aralık 2012 Cuma
Türkiyedir Galatasaray Protesto Hareketi
GSFans.org olarak az önce, Tahkim Kurulunun Meireles'in cezasını 4 maça indirmesiyle ilgili bir protesto hareketi başlattık. Özgür arkadaşımızın hazırladığı metni yayınladık ve harekete geçtik. İlgili tüm kişi ve kurumlara mailler göndererek, konuyu kişisel facebook, twitter, google plus ve diğer tüm sosyal ağ sayfalarımızdan paylaşarak hareketi duyurabildiğimiz kadar duyurup tepkimizi ortaya koymamız gerek.
Özel Protesto Hareketi sayfasına ulaşamak için tıklayın. Protesto metnini de aşağıya ekliyorum. Desteğinizi bekliyoruz.
_______________
Bu ülkede bir Fenerbahçe aymazlığı, yüzsüzlüğü aldı başını gidiyor. Ne yaparsak yapalım ceza almayız yaklaşımının artık suyu çıktı. Bu ülkede sadece Fenerbahçe varmış gibi davranan Fenerasyon şu sıralar birde orman kanunlarıyla ülke futbolunu yönetmeye başladı.
Şike olayında mahkeme kararlarına ve kendisinin kişilere verdiği cezalara rağmen, insanların gözünün içine baka baka, herkesi hiçe sayarak, "sahaya yansımadı" saçmalığını öne sürerek ceza veremeyenler, artık kölesi haline geldikleri bir camia ve onun hükümlü başkanı karşısında bir rezilliğe daha imza attılar. Bu yüzsüz insanlar, Fenerasyonun bu çaresiz ve teslim olmuş tavrı karşısında o hale geldi ki; yayıncı kuruluşun görüntülerini tahrip edip milletten hesap soracak kadar gözleri dönmüş durumda.
Görüntülerde açıkça görülen el hareketi ile hakaret, çıldırmış gibi bağırıp çağırmak suretiyle sözlü ifade ile hareket ve tahrip edilen videonun aslı ortaya çıkınca açıkça görülen tükürüğe, hatta hakem raporuna rağmen Meireles denilen futbolcunun cezasını hangi hukuku göz önünde bulundurarak indirdiniz çok merak ediyoruz.
Cemal Nalga olayında, herkesten önce tepki veren Galatasaray camiası kendi kulübünden kelle istemiş, basketbolcunun ve antrenörün kulüple ilişkisi derhal kesilmiş, takım (-) puanlarla lige başlatılmış ve o takım 2 senede kendini zor toparlamasına rağmen Galatasaraylı sesini çıkarmamış, bu olaydan hicap duymuştur. Yine Engin Baytar olayında, sinirlerine hakim olamayıp hakemin yakasına 1-2 sn. kadar yapışıp bırakan futbolcumuza daha ceza bile verilmeden "takımdan yollansın, kulüp kendisi de ceza versin" diye önce Galatasaraylı ayaklanmıştır.
Ne acıdır ki; takip eden süreçte, bir hazırlık maçında antrenörün sistemi görmek için cezalı oyuncusuna takım arkadaşının formasını giydirip oynatması karşısında şahin kesilip, anında ve etkili kararlar ile cezaları anında yapıştırılmış ve Galatasaraylının ses çıkarmamasından cesaret alınmışken, Türk futbolunun kara lekesi bir şike davasında, bir kulüp ve ikinci yarının tamamında şike yapanlara ceza vermek şöyle dursun neredeyse ülkece özür dileyecek hale getirilmiştik.
Yine Engin olayında, Galatasaraylıların "cezası neyse çeksin" tavrından cesaret alıp 11 maç cezayı anında verip onayanlar, bir de üzerine yine milad masalları anlatmışlardı. Tıpkı sahaya su atılmasıyla, stad yakıp polis arabası devirmeyi, polis yaralamayı bir tutup 5 maç ceza verenlerin daha önce anlattıkları milad masalları gibi. Ne gariptir ki; bu milad denilen olgu sadece Galatasaray için geçerli olmakta.
Görünen o ki; artık kontrolden çıkmış ve kanunsuzluğu kanun haline getirmiş bu camia karşısında sinen, korkan ve çaresiz kalan Fenerasyon Galatasarayın kudretinin farkında değil. Galatasaray karşısında derhal, en sert tedbirleri anında alanlar, bu sahte kabadayı camiadan o kadar korkmuş durumdalar ki, Fenerasyonun kurullarının ceza verdiği Şekip Mosturoğlu gelip Fenerasyon binasında hesap sorabiliyor. Yine mahkemece şike yaptığı tespit edilmiş hükümlü bir başkan gelip Fenerasyonun binasında asıp kesiyor ve ceza indirimi yapıyor.
Bu doğrultuda Galatasaray yönetimi, teknik ekibi ve futbolculardan beklentimiz şudur. Türkiye Süper Liginin ikinci yarısındaki ilk maç olan Kasımpaşa maçında, hakemin başlama düdüğü ile birlikte, gol yeme hatta maçı kaybetme pahasına santra ile birlikte 1 dk. boyunca hareketsiz kalmak ve ruhunu teslim etmiş bu futbol federasyonun anısına 1 dk. lık saygı duruşunda bulunmak. Hatta bir adım ileri gidiyor tüm branşlarda eş zamanlı olarak bu protestonun yapılmasını talep ediyoruz.
Görüyoruz ki; Galatasaraylı bu kudretini demokratik protestolar ile göstermez ise, bazıları bu ülkede kendini yegane güç olarak görmeye devam edecek ve bu tavırları dahada vahimleşip artarak devam edecek. Bu vesile ile dosta düşmana bir kez daha haykırıyoruz "Türkiyedir Galatasaray"
Metin için, Özgür (besyOzgur) arkadaşımıza teşekkür ederiz.
Etiketler:
ceza,
fenerasyon,
futbol,
Galatasaray,
GSFans.org,
hareketi,
indirim,
kurulu,
meireles,
protesto,
tahkim,
tepki,
TFF,
Türkiyedir
20 Aralık 2012 Perşembe
Gelsenkirchen...
Şampiyonlar Ligi'nde son 16 kuraları çekildi. Rakibimiz Schalke 04. Hamit'in evine bir dost ziyareti yapacağız gibi görünüyor.
Son 16'ya kalanlar belli olduğundan ve kuralar konuşulmaya başlandığından beri, başta Fatih Terim olmak üzere takımdaki pek çok kişinin, yöneticilerin ve tabii ki taraftarın gönlünden de Schalke 04 geçiyordu. Allahtan başka birşey istesek olacakmış yani.
Programın belli olan kısmı ise şöyle;
ilk maç, 12-13 Şubat 2012 tarihlerinde, Ali Sami Yen Spor Kompleksi TT Arena'da oynanacak. Deplasmanda oynanacak maç da pek deplasman havasında olmayacak zaten.
Etiketler:
Ali Sami Yen,
fatih,
futbol,
Galatasaray,
gelsenkirchen,
Schalke 04,
son 16,
Şampiyonlar Ligi,
Şubat,
terim,
TT Arena
12 Aralık 2012 Çarşamba
Melekler ve Kumarbazlar...
Bir film geleceği görebilir mi? Ya da başka bir şekilde soralım. Bir yönetmen, bir yapıtında geleceği ve olacakları işaret edebilir mi? Söz konusu Türk futboluysa, olacaklara dair, gerçekleşme ihtimali yüksek tahminlerde bulunmak kimse için zor değil artık.
Ertekin Akpınar 2009 yılında bir film çekti. Adı; Melekler ve Kumarbazlar. Başrollerini Cem Davran, Hakan Gerçek, Hakan Meriçliler, Bülent Şakrak, Macit Sonkan gibi son derece deneyimli ve başarılı tiyatrocu/oyuncuların paylaştığı film, 17 Ağustos depreminden sonra Adapazarı'nda dört yakın arkadaşın yaşadığı buhranları, geleceğe dair kaygılarını, umutlarını, arayışlarını ve beklentilerini beyazperdeye aktarıyordu. Filmde, Hakan Gerçek'in hayat verdiği Selami karakterinin hayata tutunmak için seçtiği yol ise Sakaryaspor'uydu. Hem kendisi hem de Sakaryaspor için durum ne kadar içinden çıkılmaz gibi görünse de, o Sakaryaspor'unu desteklemekten ve geleceğin güzel günler getireceğine dair umudunu taze tutmaktan vazgeçmiyordu.
Gel gelelim; o güzel günler bir türlü gelmedi. Sakaryaspor gerçek hayatta da hala o filmde anlatıldığı kadar zor durumda ve yalnız. Son durumları şu. Özetle, eğer bugün yapılan kongre için bir başkan adayı çıkmadıysa (son durumla ilgili her hangi bir bilgi gelmedi henüz) Sakaryaspor'u kurtarmak için sadece 20 gün var. Hiç kimse, tıpkı Ankaragücü'nde olduğu gibi, tıpkı Ankaraspor'da olduğu gibi kulübe sahip çıkmıyor. Türk futbolu bir efsanesini daha kaybetmek üzere.
Etiketler:
17 ağustos,
ankara,
ankaragücü,
bülent şakrak,
cem davran,
film,
futbol,
gelecek,
gerçek,
hakan,
kumarbazlar,
macit sonkan,
melekler,
meriçliler,
sakaryaspor,
tiyatro,
ve
4 Aralık 2012 Salı
NORMALİZMA...
Şampiyonlar liginde grup maçları sona eriyor bugün ve yarın. Galatasaray’da son grup maçında Braga deplasmanında. Hatırlayacağınız üzere, Portekiz temsilcisi TT Arena’da ki maçta Galatasaray’ı kimsenin beklemediği şekilde 2-0 mağlup etmiş ve Galatasaray için işlerin epey karışmasına sebep olmuştu. Kuralar çekildiğinde, “Galatasaray bu gruptan kesin 2. çıkar. Hatta lider çıkma şansı dahi var” diyen (ben dahil) çoğu insanın düşüncelerini alt üst etmiş ve yine hesap kitap işlerine dalmamıza sebep olmuşlardı. Bizim için “normal olmayan” gerçekleşmişti.
Akabinde yine arena’da oynadığımız ve yine “normal olmayan” hava koşulları altında "oynatılan" maçta Cluj’la da berabere kalınca, “normal olmayan” ihtimaller konuşulmaya başlanmış, “biz bu gruptan çıkamayız, 3. olup UEFA’ya gidelim bari” cilerin sesleri “normal olmayan” şekilde yükselmeye başlamıştı. Ama; Galatasaray’ın pek çoklarına anormal gelen lakin biz inananlar için artık bir “normalizma” halini almış olan “Avrupalı karakteri” Manchester maçında ortaya çıkınca ipleri yeniden elimize aldık. O maçta özellikle takım savunmasında sergilenen performans ve orta sahanın hücuma olan müthiş desteği galibiyeti getirmişti.
Yarın akşam da aynı tarz oyunu beklediğimi söylemeliyim. Hafta başından bu yana konuşulan, Fatih Terim’in maça tek forvetle çıkma ihtimali ise beni en çok umutlandıran şey. Özellikle Gaziantepspor maçında, orta alanın ve kanatların “normal olmayan” şekilde hücuma neredeyse hiç destek vermemesi, üstüne forvet oyuncularının da top almak için orta alana gelmemesi bize belki de 3 puana mâl oldu. Tek forvetli bir oyun tarzı, orta alanın 1 fazla olması demek. Son maçlarda Melo ve Selçuk 2’lisinden istediğimiz verimi alamıyoruz. Bu 2’linin yanına eklenecek Engin, Yekta, Emre Çolak ya da Aydın’dan biri takımın hücum gücüne müthiş bir artı katacaktır. Yerine göre Melo ya da Selçuk’un yükünü azaltacak, böyle ce bu 2 oyuncunun gerektiğinde savunmaya da yardım etmesini sağlayacaktır.
Son maçlarda epey şikayet ettiğimiz beklerin hücuma katkı verememesi sorununun temelinde yatan şey de bu. Bekler hücuma gittiklerinde kademelerine stoperler girer. Sağ bek hücumdaysa sağ stoper kademe de, sol bek hücumdaysa sol stoper kademededir. Stoper’in boşalttığı alan da ön libero kademe yapar. Ancak Melo bazen savunmaya yardım etmeyi “normal olmayan” şekilde o kadar unutuyor ki, stoper’ler mecburen beklere “çıkmayın” demek zorunda kalıyor. Kendim futbol oynadığım dönemlerde de bu sorunu zaman zaman yaşardım. İşte tek forvetli kalabalık orta saha bunu ortadan kaldıracak. “Normal olan” gerçekleşecek.
Galatasaray; alıştığımız, bildiğimiz baskılı ve Fatih Terim jargonuyla söyleyecek olursak “en iyi savunma hücumdan başlar” oyununu oynarsa bu akşam sahadan galip ayrılması sürpriz olmaz. “NORMALİZMA” gerçekleşir. Galatasaray “kendi liginde” yoluna kaldığı yerden devam eder.
İsmail ŞEN
GSfans.org
Etiketler:
aydın,
braga,
Deplasman,
emre çolak,
futbol,
Galatasaray,
melo,
normalizma,
Selçuk,
Şampiyonlar Ligi,
yekta
15 Kasım 2012 Perşembe
Tribünler Neden Boş?
Futbol: galibiyet, erkek basketbol: galibiyet, kadın basketbol: galibiyet, erkek voleybol: galibiyet, kadın voleybol: galibiyet, sutopu: üst üste 2 galibiyetten sonra mağlubiyet
Yukarıdaki maç sonucu durumu bilgileri, şube takımlarımızın, oynadıkları son Avrupa kupası mücadelelerinde elde ettikleri sonuçlar. Futbol'da Şampiyonlar Ligi'nde Cluj'u yendik, erkek basketbolda Eurocup mücadelesinde BC Donetsk'i, kadın basketbolda Euroleague'de USO Mondeville'i, erkek voleybol CEV Challenge Cup'ta UNICEF Bratislava'yı, kadın voleybol CEV Şampiyonlar Liginde Yamamay Busto Arsizio'yu yendik; ki kendileri şampiyon adaylarından. Son olarak su topu takımımız LEN şampiyonlar liginde, grubunda aldığı üst üste 2 önemli galibiyetten sonra, geçtiğimiz günlerde oynadığı 3. maçını ancak 11-8 kaybetti.
Hala anlayamadıysanız, özetle ve daha yalın şekilde yazıp sorayım. Toplamda 6 branşta, Avrupa kupalarında mücadele ediyoruz ve önemli galibiyetler alıyoruz. Kimi takımlarımız gruptan çıkma şanslarını sürdürürken kimileri de gruplarında namağlup lider durumda. Peki, hal böyleyken sevgili Galatasaray taraftarı;
FUTBOL HARİCİNDE O TRİBÜNLER NEDEN BOŞ KALIYOR?
Not : Görsel temsilidir.
Etiketler:
Avrupa,
Basketbol,
boş,
CEV,
challenge cup,
erkek,
eurocup,
Euroleague,
futbol,
Galatasaray,
kadın,
kupa,
neden,
sutopu,
Şampiyonlar Ligi,
Tribün,
voleybol
12 Kasım 2012 Pazartesi
Hangisi Daha Önemli?
Mersin maçıyla birlikte, GSFans.org için maç yazıları yazmaya başlayacağımı söylemiştim önceki gün, kendi twitter hesabımdan. İlk yazımı bugün yazdım ve siteye ekledim. Aynı yazıları burada da yayınlayacağım elbette. Blogu epey bir süre boş bırakmak durumunda kaldık elde olmayan sebeplerden dolayı. Yavaş yavaş yeniden hareketlendirmekte fayda var. İşte ilk yazı. Keyifli okumalar.
Hangisi Daha Önemli?
Uzun süren kötü gidişatın ardından alınan Cluj galibiyetinin pozitif etkisiyle gitti Galatasaray Mersin’e. Puan sıralamasındaki pozisyonları gereği, her 2 takım için de galibiyetle sahadan ayrılmaları gereken bir maçtı. Galatasaray, önceki gün oynadığı maçtan aldığı puanlarla liderliğe oturan Antalyaspor’dan liderliği geri almak ve farkı yeniden 2 puana çıkarmak, Mersin’se, 8 puanla bulunduğu alt sıralardan biraz olsun yukarıya tırmanmak için oynayacaktı.
Ancak daha 5. dk geride kalırken bunun böyle olmayacağı ortaya çıktı. O dakikalardan itibaren, sosyal medyada da epey tepki alan Mersin’in “Çanakkale geçilmez” tarzı oyunu, bizi zor bir maçın beklediğini göstermişti. Buna rağmen, henüz 15. dk geride kalmadan oyununu rakip sahaya yıkan ve savunma hattını rakip yarı sahanın ilk metrelerine kadar çıkaran bir Galatasaray vardı. Bu yakın mesafe oyun tarzı, ilk yarıda Galatasaray’ın istatistik hanelerine birkaç pozisyon ve direkten dönen 2 top olarak yansıdı.
Lakin, ihtiyaç olan asıl şeyi, golü bulamadık. Galatasaray’ın oyunu umut veriyor ancak Mersin, o hep söylediğimiz, şikayet ettiğimiz “Türk futbolunun gelişmesini önleyen (ki gerçekten öyle)” futbol tarzını sahaya yansıtmakta inat ediyordu. 2. yarıya aynı kadroya çıktı Galatasaray. Bu; Terim’in ilk yarıdaki oyun tarzından ve hem takım bazında hem de bireysel bazda performanslardan memnun olduğunu gösteriyordu. Nitekim bu tercih, 2. yarının başlarında gelen golle ne kadar doğru olduğunu gösterdi. Gol gelmişti ancak, Mersin aşılması zor savunma oyununa devam ediyordu.
İlerleyen dakikalarda Mersin, kısa bir süre puana yönelik hamleler yapmaya karar verdi ve açık oynamaya başladı. Bu dakikalarda kazanılan bir korner sonrası, Galatasaray’ın baş belası Nobre, ön direkte topa yükselerek, bizim defansın adeta uyumasını da fırsat bilerek golü attı. Maç bu skorla (1-1) biterken, bize de Mersin’in oynadığı futbol temelinde biraz kritik yapmak kaldı.
Mersin dün oynadığı futbolla, bir nevi kendini sahadan mağlup ayrılmaya, ya da en iyi ihtimalle, maçın da tamamlandığı şekliyle, beraberliğe mahkum etti aslında. Eğer Mersin dün açık bir futbolu tercih etseydi, hem kendisinin hem de rakibinin maçı kazanma şansı değişecekti. Mersin belki de sahadan 3 puanla ayrılacak ve puan sıralamasında kısmen de olsa rahatlayacaktı.
Özetle; her 2 takım için de, sezon sonuna 2 yönlü etki edecek bir sonuç alındı. Mersin bu maçta kazandığı 1 puanla, belki sezon sonu hedefine ulaşacak, ligde kalma mücadelesi verenlerden olursa belki de ligde kalacak. Ya da tam tersi, bu maçta kaybettiği 2 puanla belki sezon sonu hedefinin dışında kalacak. Belki de ligden düşecek. Aynı şey Galatasaray için de geçerli. Alınan 1 puan belki Galatasaray’ı şampiyon yapacak, ya da kaçan 2 puan şampiyonluğa mal olacak. O zaman yazıya başlık olarak attığımız soruyu tekrar soralım. Hangisi daha önemli? Alınan 1 puan mı kaçan 2 puan mı?
İSMAİL ŞEN
GSFans.org.com
NOT : Yazının GSfans.org'taki sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
Hangisi Daha Önemli?
Uzun süren kötü gidişatın ardından alınan Cluj galibiyetinin pozitif etkisiyle gitti Galatasaray Mersin’e. Puan sıralamasındaki pozisyonları gereği, her 2 takım için de galibiyetle sahadan ayrılmaları gereken bir maçtı. Galatasaray, önceki gün oynadığı maçtan aldığı puanlarla liderliğe oturan Antalyaspor’dan liderliği geri almak ve farkı yeniden 2 puana çıkarmak, Mersin’se, 8 puanla bulunduğu alt sıralardan biraz olsun yukarıya tırmanmak için oynayacaktı.
Ancak daha 5. dk geride kalırken bunun böyle olmayacağı ortaya çıktı. O dakikalardan itibaren, sosyal medyada da epey tepki alan Mersin’in “Çanakkale geçilmez” tarzı oyunu, bizi zor bir maçın beklediğini göstermişti. Buna rağmen, henüz 15. dk geride kalmadan oyununu rakip sahaya yıkan ve savunma hattını rakip yarı sahanın ilk metrelerine kadar çıkaran bir Galatasaray vardı. Bu yakın mesafe oyun tarzı, ilk yarıda Galatasaray’ın istatistik hanelerine birkaç pozisyon ve direkten dönen 2 top olarak yansıdı.
Lakin, ihtiyaç olan asıl şeyi, golü bulamadık. Galatasaray’ın oyunu umut veriyor ancak Mersin, o hep söylediğimiz, şikayet ettiğimiz “Türk futbolunun gelişmesini önleyen (ki gerçekten öyle)” futbol tarzını sahaya yansıtmakta inat ediyordu. 2. yarıya aynı kadroya çıktı Galatasaray. Bu; Terim’in ilk yarıdaki oyun tarzından ve hem takım bazında hem de bireysel bazda performanslardan memnun olduğunu gösteriyordu. Nitekim bu tercih, 2. yarının başlarında gelen golle ne kadar doğru olduğunu gösterdi. Gol gelmişti ancak, Mersin aşılması zor savunma oyununa devam ediyordu.
İlerleyen dakikalarda Mersin, kısa bir süre puana yönelik hamleler yapmaya karar verdi ve açık oynamaya başladı. Bu dakikalarda kazanılan bir korner sonrası, Galatasaray’ın baş belası Nobre, ön direkte topa yükselerek, bizim defansın adeta uyumasını da fırsat bilerek golü attı. Maç bu skorla (1-1) biterken, bize de Mersin’in oynadığı futbol temelinde biraz kritik yapmak kaldı.
Mersin dün oynadığı futbolla, bir nevi kendini sahadan mağlup ayrılmaya, ya da en iyi ihtimalle, maçın da tamamlandığı şekliyle, beraberliğe mahkum etti aslında. Eğer Mersin dün açık bir futbolu tercih etseydi, hem kendisinin hem de rakibinin maçı kazanma şansı değişecekti. Mersin belki de sahadan 3 puanla ayrılacak ve puan sıralamasında kısmen de olsa rahatlayacaktı.
Özetle; her 2 takım için de, sezon sonuna 2 yönlü etki edecek bir sonuç alındı. Mersin bu maçta kazandığı 1 puanla, belki sezon sonu hedefine ulaşacak, ligde kalma mücadelesi verenlerden olursa belki de ligde kalacak. Ya da tam tersi, bu maçta kaybettiği 2 puanla belki sezon sonu hedefinin dışında kalacak. Belki de ligden düşecek. Aynı şey Galatasaray için de geçerli. Alınan 1 puan belki Galatasaray’ı şampiyon yapacak, ya da kaçan 2 puan şampiyonluğa mal olacak. O zaman yazıya başlık olarak attığımız soruyu tekrar soralım. Hangisi daha önemli? Alınan 1 puan mı kaçan 2 puan mı?
İSMAİL ŞEN
GSFans.org.com
NOT : Yazının GSfans.org'taki sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
Etiketler:
daha,
Deplasman,
futbol,
Galatasaray,
GSFans.org,
hangisi,
maç,
Mersin,
önemli,
yazısı
17 Ekim 2012 Çarşamba
Abdullah...
Bu bir sesleniştir. Milli takım dün akşam Brezilya 2014 Dünya Kupası grup maçlarında Macaristan'la karşılaştı ve Romanya maçından sonra bu maçı da kaybetti. Üstelik 3-1. O kadar canım sıkkın, o kadar kafam bozuk ki, doğrudan Abdullah Avcı'ya seslenme gereği duydum. Hoş; bunlardan, bu yazdıklarımdan o'nun haberi bile olmayacak ama ben içimi dökmek, düşüncelerimi yazmak, sorularımı sormak istiyorum.
Avcı, maç sonrası açıklamasında "İstifayı düşünmüyorum" demiş. Tamam, istifa etme. Hakikaten çok sık tek. dir. değişikliği ciddi manada istikrarsızlık yaratıyor. Eğer kendine güveniyorsan, "ben bunu başaracağım arkadaş" diyorsan devam et. Ama, Allah aşkına; kadro ve oyuncu seçimlerini, sistemini, teknik-taktik düzenini, oyun planını, çalışma tarzını, idman programını gözden geçir. Rotasyon deyip duruyorsun. Rotasyona önce kendinden başla o zaman.
Bu ülkede herkesin, her şey hakkında söyleceği bir şey vardır. Herkes her şeyi (bilhasa futbolu) çok iyi bilir(!), sende buna kızgınsın. Bir tek bu konuda haksız sayılmazsın. "Ağzı olan konuşuyor" modundasın şu an. Anlıyorum. Ama, kusura bakma hocam, bu kez o "herkes" haklı. Maalesef öyle.
İnatlaştın, "ben miyim tek. dir. siz misiniz?" dedin. Selçuk dedik, yedek bırakman yetmedi, bir iğneyle oynayabileceği sakatlığını bahane edip kadro dışı bıraktın. Semih'i kestin Macaristan maçında (ki bana göre Galatasaray cephesine güç gösterisi yapmaktı bu) yerine oynayan Egemen kırmızı görmediyse, bu maçın hakeminin çok kötü olmasındandır. Adım gibi eminim ki; Gökhan Gönül sakat olmasaydı Hamit'i de oynatmazdın, sırf Galatasaray'lı olduğu için.
Seni bu tartışmaların ortasına atanların, "Selçuk neden yok? Onur , Tolga varken neden Mert Günok?" sorularıyla tartışmaları başlatan Galatasaray cephesi olduğunu düşündüğün için. Evet hocam öyle. Biz o tartışmaları başlattık çünkü şanslıydık, hatalarını ve olabilecekleri daha en baştan görme şansımız oldu. Peki soruyorum ben şimdi. HAKSIZ MI ÇIKTIK HOCAM?
Etiketler:
2014,
3-1,
A milli,
Abdullah,
Avcı,
brezilya,
Dünya Kupası,
düşünce,
eleme,
futbol,
grup,
İstifa,
macaristan,
malubiyet,
sesleniş,
soru
17 Eylül 2012 Pazartesi
Tribün Cümleleri 1...
"Dinim Boca,
Tanrım Maradona,
Mabedim La Bombonera."
Boca Juniors taraftarlarının, takımlarına ve efsanelerine bağlılıklarını anlatan müthiş bir vecize. Ayrıca La Bombonera'ya girerken bu sözleri söylemek zorunluymuş. Maradonian adında da bir tarikat mevcut Arjantinde.
Etiketler:
Arjantin,
boca,
cümleleri,
dinim,
efsane,
futbol,
juniors,
la bombonera,
mabedim,
maradona,
maradonian,
tanrım,
tarikat,
Tribün
Kaydol:
Yorumlar (Atom)















