Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2014 Pazar

2014 Spor Takvimi


2013' ü öyle böyle bitirdik, 2014' ün ilk ayını da yarıladık nerdeyse. Peki 2014' te bizi bekleyen spor organizasyonları neler? Açıklanmış ve takvimi belli olanları aşağıya listeledik. Sabırlı beklemeler.


Ocak: Bizde Süper Lig tatile girdi ama bu ay İngiltere, İtalya ve İspanya'da yarış tam gaz devam edecek. Türkiye Kupası'nda ise ocak ayında yoğun mesai var. Ay ortasından itibaren iki gruptaki tüm zorlu mücadeleleri atv ve a Haber ekranlarından takip edebilirsiniz. Ayın en görkemli spor organizasyonu ise kuşkusuz Avustralya Açık Tenis Turnuvası. 13 Ocak'ta başlayacak olan turnuva, 26 Ocak'ta sona erecek.

Şubat: Bizle beraber Almanya, Fransa da futbola geri dönecek. Dünyanın en görkemli spor organizasyonlarından biri olan ve kurallarını bilmeseniz bile sizi ekran başına kitleyen NFL'in SuperBowl finali 2 Şubat'ta New Jersey'de oynanacak. Ayın en önemli organizasyonu şüphesiz, komşu Rusya'daki Kış Olimpiyatları. 7-23 Şubat arasında Soçi'de yapılacak Kış Olimpiyatları için Putin kesenin ağzını açtı ve 50 milyar dolar harcadı. Açılış töreninin büyük bir gövde gösterisine dönmesi bekleniyor. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea ile oynayacağı ilk maç ise 26 Şubat'ta. Trabzonspor da Avrupa Ligi'nde 20 Şubat'ta Juventus deplasmanında. Rövanş 27 Şubat'ta Trabzon'da.

Mart: Atletizmde Dünya Salon Şampiyonası 7-9 Mart arasında Polonya'da. Paralimpik Kış Olimpiyatları ise 7-16 Mart arasında yine Soçi'de. Galatasaray, 18 Mart tarihinde Londra'da Chelsea ile rövanş maçına çıkacak. Formula 1 sezonu Melbourne'da açılacak. Avustralya Grand Prix'si 16 Mart'ta, Malezya ise 30 Mart tarihinde.

Nisan: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde çeyrek final maçları da ayın ilk 10 gününde oynanacak. 13 Nisan tarihinde Londra Maratonu koşulacak. Formula 1'de nisan ayının durakları Bahreyn, Çin ve Teksas. Ay sonunda ise Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı final maçları var.

Mayıs: Atletizm tutkunları 9 Mayıs tarihini ajandalarına yazsın. Doha'da Diamond Lig var. Ay boyunca bisikletseverlerin gözü İtalya Bisiklet Turu'nda olacak. Avrupa Ligi finali, 14 Mayıs tarihinde Torino'da. İngilizler FA CUP finalini Wembley'de 17 Mayıs tarihinde oynayacak. Dünya Kupası nedeniyle geçen sezondan daha erken sona erecek olan lig maratonlarının kreması, 24 Mayıs'ta Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finali olacak. Roland Garros Tenis Turnuvası 25 Mayıs'ta başlayacak ve 8 Haziran'a kadar sürecek.

Haziran: Biz yine yokuz ama Dünya Kupası, Brezilya'da bir başka güzel olacak. Kumandanıza sahip çıkın, çünkü 12 Haziran'da başlayacak olan Dünya Kupası'nın finali 13 Temmuz'da. Formula 1 sevenler için Kanada, Avusturya Grand Prix'leri haziran ayında. Atletizmde Diamond Lig, 14 Haziran'da New York'ta. Tenisseverlerin olmazsa olmazı Wimbledon Açık ise 23 Haziran'da başlayacak ve 6 Temmuz'da sona erecek.

Temmuz: Dünya Kupası'nın 13 Temmuz'daki finali en önemli gün ama 5-27 Temmuz arasındaki Fransa Bisiklet Turu ekran başında görsel bir şölen vaat ediyor. 5 Temmuz'da Paris'te, 18 Temmuz'da ise atletizm meraklıları için Monako'da Diamond Lig var. Almanya ve Macaristan Grand Prix'leri de temmuz ayında.

Ağustos: Avrupa'da tüm futbol ligleri yine bu ayda start alacak. İngiltere Premier Lig'de ilk hafta maçları 16 Ağustos'ta. 18-24 günleri arasında Berlin'de Avrupa Yüzme Şampiyonası var. Zürih ise 12-17 Ağustos günleri arasında Avrupa Atletizm Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. 23 Ağustos-14 Eylül arasında ise İspanya Bisiklet turu var. Belçika Grand Prix'si 24 Ağustos'ta. 24 Ağustos'ta Birminhgham'da ve 28 Ağustos'ta Zürih'te Diamond Lig var. Amerika Açık Tenis Turnuvası da ayın son haftasında, 25 Ağustos'ta başlayacak ve finali 8 Eylül tarihinde.

Eylül: Sonbaharla birlikte Şampiyonlar Ligi heyecanı yine başlayacak. Eylül ayında İspanya Santander'deki Dünya Yelken Şampiyonası dışında büyük organizasyon yok. Formula 1'in durakları İtalya, Monza (7 Eylül) ve Singapur'da (21 Eylül).

Ekim: Ayın 3'ünde Çin'de başlayacak ve dokuz gün sürecek Dünya Jimnastik Şampiyonası'nı kaçırmayın. Futbolda Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde grup maçlarının yanı sıra milli maçlar da ekim ayında yoğunlaşacak. 5 Ekim'de Japonya'da, 12 Ekim'de Kış Olimpiyatları'na da ev sahipliği yapan Soçi'de Formula 1 yarışları var. MotoGP ay boyunca, Japonya, Avustralya ve Malezya'da koşulacak.

Kasım: 2014'te belki de en kısır ay. Spor takviminde kasım ayında büyük bir şampiyona yok ama her dalda liglerde yarış kızışacak. Basketbolda Euroleague maçları kaçmaz. 2 Kasım'da Austin'de, 9 Kasım'da Sao Paolo'da, 23 Kasım'da ise Abu Dabi'de Formula 1 yarışları var.

Aralık: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde 2015 yılında yola devam eden takımlar belli olacak. 3-7 Aralık arasında Doha'da Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası var.(Pazar Sabah)


Kaynak: Aceto Balsamico Blog

29 Mart 2013 Cuma

KRISTJAN NIKOLOV...



GALATASARAY ALT YAPISINDA BİR MAKEDON.KRISTJAN NIKOLOV.

Kristijan Nikolov, 1996 Makedonya doğumlu. Galatasaray'ın alt yapısında oynayabilmek için Türkiye'ye yerleşmiş. Makedonya'da gelecek vaadeden yıldızlar arasında gösterilen Nikolov, bundan bir kaç yıl önce Galatasaray alt yapı hocaları tarafından keşfedilir. Bu teklifle beraber Nikolov'un Türkiye ve Galatasaray macerası başlar.

14 yaşında Türkiye'ye gelen Nikolov guard mevkisinde görev yapıyor. U-16 Avrupa şampiyonası'nda 25.9 sayı ortalaması tutturarak, bütün dikkatleri üzerine çekti. Galatasaray, Nikolov'u Türk yapmak için Makedonya ile sürekli görüşmeler halinde. Ama Türkiye Basketbol Federasyon'undan görüşmeler konusunda en ufak bir yardım bile alamıyor.

Türk Milli Takımı'na karşı oynamış Preldizc'i Türk yapmak için adeta seferber olanlar, konu Galatasaray'a gelince görmedim - duymadım - bilmiyorum modunda dolaşıyor. Nikolov, yerli statüsünde oynayamadığı için 3 yıldır lig maçlarına çıkamıyor. Türk basketbol'u belki de büyük bir yıldızı kaybediyor. Yetkililerin bilgisine.

Şu adreste kendisiyle kapsamlı bir röportaj yapılmış. Röportajda önemli bir bilgiyi de aktarmış Kristjan. O'nu Galatasaray'a transfer edenin Oktay Mahmuti olduğunu.

21 Şubat 2013 Perşembe

Senden Daha Güzel...



Anadolu Grubu ve Anadolu Efes yöneticileri, Euroleague'de gümbür gümbür ilerleyen, son maçında Real Madrid'i Abdi İpekçi'nin parkelerine gömen ve son 16'da mücadele ettiği grubunda 2. sırada bulunan Efes'li oyunculara şakayla karışık harika bir sürpriz yapmış.

Konuyu bilenler videoyu izler izlemez mevzuyu anlayacaktır ama bilmeyenler için de belirtelim, hikayenin ilham kaynağı şuradan geliyor. Zaten koltuklardaki seyirci patlayıp "senden daha güzel" diye şarkıya başladığında, onlara ilk eşlik eden de Kerem Tunçeri oluyor. Güzel iş. :)

13 Şubat 2013 Çarşamba

Radar...



Okumaktan keyif aldığım ve sol taraftaki Blog 11'in değişmez isimlerinden 3'ünün, radarıma takılan 3 yazısını önereceğim bu postta. 3'ünü de mutlaka okumanızı öneriyorum.

1 - Lucarelli Breitner / Yavuz Semerci, bir tetikçi portresi

"Elbette bu ülkenin insanlarının haber alma özgürlüğü her şeye, herkese ve her kuruma rağmen olmalıdır. Bunun aksini savunmak fikri bile düşünülemez olmalı. Bu fikri hepimiz en güçlü biçimde dile getirmeliyiz. Ancak medyada, Galatasaray aleyhindeki haberlere bakınca sanki bir el düğmeye bastı ve harekete geçmiş gibi.

Birkaç akşam önce Habertürk yazarı (Gazeteport'un sahibi) Yavuz Semerci, Beyaz TV'de Galatasaray'ın borsada manipülasyon yaptığını ve yatırımcılarını dolandırdığını dile getirdi. Bu iddiaları ilk kez söylemiyor, daha önce de köşesinde sık sık yazdı ve konu etti. Kale boşken gol atmak kolay geliyor olmalı ki, Sedat Doğan'ın yayına çıktığı akşam Yavuz Semerci canlı yayına bağlanma zahmetine katılmadı bile. Oysa iddiaları yenilir yutulur cinsten değildi.

Medyada olunca pek çok insanla tanışıyorsun, hatta birlikte çalışıyorsun. Benim de medya maceralarımın bir köşesinde Gazeteport yer aldı. O yüzden yazdıklarımı Yavuz Semerci'yi gerçekten iyi tanıyan birinin kaleminden döküldüğünü bilin diye söylüyorum.

Gazeteport, Türkiye'de kuruluş fikri açısından cidden başarılı ve doğru bir hamleydi. Gazeteciliğin ve televizyonculuğun internet mecrasına doğru yöneldiğini de göze alarak, NTV'den ayrılıp, Gazeteport'a geçtim. O güne dek, Yavuz Semerci hakkında en ufak bir fikrim yoktu, zaman içinde tanıdım. Anlatacaklarım şu açıdan önemli olacak; Yavuz Semerci'nin hayata bakışı, gazetecilik anlayışı.

Gazeteport yaklaşık 50 kişilik bir kadroyla yola koyuldu. Verilen maaşlar, medyanın epey üstündeydi. İnsan haliyle "bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diye merak ediyor. Çünkü o dönem, Türkiye'nin en çok okunan internet portallarında ne insanlara oradaki maaş veriliyor, ne de o kadar sayıda insan çalışıyor. Ben sorup soruşturmaya başlayınca, kuruluş için gereken paranın Avrupa Birliği Fonu'ndan alındığını söylediler. Ama o imkan dahilinde değil böylesi yüklü bir para almaları. Fon'dan alınacak para en fazla 500 bin Euro'dur. Oysa anlaşmaların, harcamaların, maaşların karşılığı 500 bin Euro'nun çok fazla üstündeydi.

İnsan merak ettikçe ediyor ve o merak en nihayetinde sizi doğruya götürüyor..."
Devamı >>>

2 - Lappappa / Salyangoz

" Dün akşam biraz kardeşimin gazı biraz da Ergin hocamın “taraftar gelsin” sözü sayesinde biletleri alıp maça gitme kararı aldık. Aslında kararımı etkileyen faktörlerden biri de Eskişehirspor taraftarının üstlerinde formalarla Efes’i desteklemeleriydi, o ortamı bir kez de kendi gözlerimle görmek istedim.

Maçla ilgili teknik taktik konulardan en sonda bahsetmek istiyorum, zira gerek twitter’da gerekse de başka bloglarda benden daha iyi gözlemci olan arkadaşlarımız pek çok güzel değerlendirmelerde bulundular. Benim değinmek istediğim konu Eskişehirspor ve Anadolu takımlarının taraftarlık olgusu.

Ben geçmişte de bu konu hakkında blog yazısı yazdım, “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız!!!” taraftarlığından nefret ettiğimi belirttim ama yine yazmasam olmayacak zira bu sefer konu bambaşka. Eskişehirspor taraftarı özelinde konuşuyorum cidden aidiyat olarak olsun, tribün baskısı olarak olsun güzel taraftarlardır. Şehrin yarısı da –bilenler bilir- şehrin takımını tutar ama sıkıntılı konu İstanbul takımlarına kafayı o derece takmışlardır ki yolda forma-atkı taktığın anda kim olduğuna ne olduğuna bakmadan sana karışma hatta daha da ileri gitme konusunda kendilerini haklı görürler..."
Devamı >>>

3 - Ultras Movement / Galatasaray 2 - 0 Antalyaspor

"İngiltere Liginde maçlar hep aynı saatte oynandığından, insanlar kaçta TV başına geçeceğini, kaçta stadyumlara gideceğini ezbere bilir, planını ona göre yapar. Bizde ise bu haftasonu cumartesi günü öğle maçları 16:00'da iken pazar günü Mersin İ.Y.-Fenerbahçe maçı 16.30'da? Cumartesi akşam maçları 19:00'da iken pazar günü Galatasaray-Antalyaspor maçı ertesi gün okulların başladığı, İstanbul'da bir yerden bir yere gitmenin en az 1,5-2 saat olduğu bilindiği halde saat 20:00'de? Artık en azından kış günleri şu maçları lütfen öğle saatlerine alın..." Devamı >>>


19 Ocak 2013 Cumartesi

Cevher...


Önceki gece, Beşiktaş – Barcelona Regal maçının tekrarını izlerken, uzun süredir dikkatimi çeken bir noktanın takrarlandığını fark ettim. Yerli koçların, yerli oyunculara karşı sergilediği güvensiz tavır. Bu tuhaf huy, bilhassa Eurolague maçlarında daha da ortaya çıkıyor. Galatasaray’da bu sorunu Ergin Ataman – Boniface N’Dong – Furkan Aldemir üçgeninde görüyoruz. N’Dong geldiğinden bu yana Furkan’ın aldığı sürelerde ciddi azalma var. Bu, son zamanlarda Furkan’ın oyununu da etkilemeye başladı.

Neyse, biz asıl konumuza dönelim. Dün geceki maçta, 4. çeyreğin başlarında (ya da 3. çeyreğin sonlarında da olabilir, net hatırlamıyorum) Gasper Vidmar, hücum sırasında komik ve yorgunluk belirtileri gösteren bir faul yaptı. Bu faulün ardından zorunlu (ve aslında E. Kunter tarafından gayet isteksiz) bir Vidmar – Cevher değişikliği gelirken, kenarda oyuna girme tutkusuyla bekleyen Cevher, bir anda, Galatasaray MP günlerinden de hatırladığımz o patlayıcı ritmini ortaya koydu. Ardı ardına bulduğu sayılar ve rakip pota altında aldığı fauller, Beşiktaş’ı neredeyse maça ortak olmaz noktasına getirdi; ki sayı farkı da çok fazla değildi bu dakikalarda.

Bu bana şunu hatırlattı. 2011 yılında GSFans.org için Murat Özyer’le yaptığım söyleşide, kendisine şöyle bir soru yöneltmiştim; " Alt liglerde oynamak daha mı zor hocam? Sonuçta imkânlar biraz daha kısıtlı. Hem maddi bakımdan hem oyuncu havuzu bakımından."

Kendisinin yanıtı açık ve netti. "Tabii daha zor. Çünkü burada ortam daha farklı. Mücadele, sistem hep farklı. Aradığın tipte oyuncu bulmak çoğunlukla zor. Size yok mesela. 5 numara yok. 4 numara bazen 5 numara gibi, 3 numara 2 numara gibi oynuyor mesela mecburen."

Sorun böylesine ciddi boyutlarda. Düşünün, ben bu söyleşiyi yapalı 2 sene olmuş ama değişen bir şey yok. Alt liglerden en üst lige kadar, giderek daralan hareketli ve şutu olan uzun oyuncu rotasyonunda çok önemli bir yere sahip Cevher ve tarzı oyuncuların. Emre Bayav’ ın bugün ligin baş altı takımlarından birinde oynuyor olmasının sebeplerinden biri de budur. Kızılyıldız’dan Efes Pilsen’e döndüğünde neredeyse hiç şans tanınmadı ve Pertevniyal, Darüşşafaka vs kiralandı durdu. "Kızılyıldız’da oynamış, benim takımımda mı oynayamayacak?" demedi o dönem Oktay Mahmuti. Emre sadece yakın zamandan bir örnek. İsimleri çoğaltabiliriz.

Bugün; EuroBasket 2001′de ortaya çıkan 12 Dev Adam ekolü ve o ekoldeki uzun rotasyonunun son bulmaya başladığı yıllarda, aşağıdan gelen yeni nesilden, ligi domine eden bir yerli oyuncu rotasyonu yaratılamadıysa, ve Bora Hun Paçun, Barış Hersek, Melih Mahmutoğlu, Altay Özurgancı vb gibi bu sınıfa giren gençler adeta havada kapılan oyuncular olamadılarsa bu; zamanında bu oyunculara gerekli güvenin gösterilmemesi, bir başka deyişle gereken özgüvenin aşılanmaması yüzündendir.

Şimdi yeni bir nesil yetişiyor. Doğuş Balbay, Birkan Batuk, İlkan Karaman, Can Maxim Mutaf, Doğukan Sönmez, İzzet Türkyılmaz, Sertaç Şanlı, Samet Geyik, Kenan Sipahi, Dusan Cantekin, Can Korkmaz ve daha niceleri. Aynı tutum bu oyunculara karşı da sergilenmesin. Furkan Aldemir ve Göksenin Köksal, gereken özen gösterildiğinde neler yapabileceklerinin en iyi örnekleri.

Avrupa’da parmakla gösterilen ve ekol olarak görülen pek çok ülkenin çıkaramadığı kadar iyi yerli koçlara sahibiz. Ama o noktaya gelip "tamam artık ben oldum" dememeliler. Türk basketboluna sadece yeni oyun tarzları, yeni idman şekilleri, savunma rotasyonları kazandırmak işlerini yaptıkları düşüncesi uyandırmamalı kendilerinde. Bu ülkeye asıl katkıyı, alt yapılardan gelen yeni nesile gereken önemi verdiklerinde ve onları kalıcı şekilde basketbola kazandırdıklarında yapmış olurlar benim nazarımda.


İsmail ŞEN | GSFans.org

#Idontfeeldevotion...


Önceki gün Facebook'ta bir arkadaşım yayınladı şu görseli. Olay tam da başlıkta yazdığımızla özetlenecek türden.

Zaten fotoğrafın altına da "Öyle deme. Onların birinin Pianigiani'si var; öbürünün de 3 tane kupası..." yazdım yorum olarak. Daha da birşey demem, diyemem.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Show Respect the Legends...


Soldan sağa Fatih Solak, Cüneyt Erden, Cemal Nalga, Erdem Türetken, Hüseyin Beşok, Charles Gaines, Cris Owens, Dee Brown, Murat Kaya.

Galatasaray'ın, koç Murat Özyer önderliğinde müthiş bir ivme ve başarı yakaladığı, BBL Playoff ve Eurocup'ta yarı final oynadığı, bugünkü, Euroleague'de son 16'ya giden takımın ve o yolun temellerini atan, Yenilmez Armada ruhunu yeniden ortaya çıkaran efsane kadro.

Birde Cenk Akyol, Tufan Ersöz ve Robert Hite vardı ama onlar fotoya yetişememiş herhalde. :)

Fotoğraf için çok değerli Galatasaray'lı Yunus Dinç'e (twitter > @btsdgtsk) teşekkür ederim.


21 Aralık 2012 Cuma

A.C.A.B


Sizin polis gibi Allah bin 500 kere belanızı versin. Mübarek günde beddua ettiriyorsunuz insana. Olayın savunulacak bir yanı yok kesinlikle.

Görüntüler aşağıda. Gayet açık ve net. Olin Edirne - Mersin BŞB maçında, maçın bitimine 2 dakika kala tribünde olaylar çıkıyor. O esnada tribünde bulunan astım hastası bir genç nöbet geçiriyor.

Ancak, üzerinde polis yeleği olan ama polis olduğuna inanmak istemediğim biri gelip, o gence 2 kez jopla vuruyor. Hem de öyle acımasızca vuruyor ki, görüntüleri izlerken o darbeleri kendi bedenimde hissettim resmen. Zaten nöbet yüzünden çektiği acıların, jopu yedikten sonra ikiye katlanmasıyla attığı çığlıklar kulaklarımdan gitmiyor.

Bu kadarı artık çok fazla. Umarım Emniyet yetkilileri o şahısla ilgili etkili bir cezai yaptırım uygular.



15 Kasım 2012 Perşembe

Tribünler Neden Boş?


Futbol: galibiyet, erkek basketbol: galibiyet, kadın basketbol: galibiyet, erkek voleybol: galibiyet, kadın voleybol: galibiyet, sutopu: üst üste 2 galibiyetten sonra mağlubiyet

Yukarıdaki maç sonucu durumu bilgileri, şube takımlarımızın, oynadıkları son Avrupa kupası mücadelelerinde elde ettikleri sonuçlar. Futbol'da Şampiyonlar Ligi'nde Cluj'u yendik, erkek basketbolda Eurocup mücadelesinde BC Donetsk'i, kadın basketbolda Euroleague'de USO Mondeville'i, erkek voleybol CEV Challenge Cup'ta UNICEF Bratislava'yı, kadın voleybol CEV Şampiyonlar Liginde Yamamay Busto Arsizio'yu yendik; ki kendileri şampiyon adaylarından. Son olarak su topu takımımız LEN şampiyonlar liginde, grubunda aldığı üst üste 2 önemli galibiyetten sonra, geçtiğimiz günlerde oynadığı 3. maçını ancak 11-8 kaybetti.

Hala anlayamadıysanız, özetle ve daha yalın şekilde yazıp sorayım. Toplamda 6 branşta, Avrupa kupalarında mücadele ediyoruz ve önemli galibiyetler alıyoruz. Kimi takımlarımız gruptan çıkma şanslarını sürdürürken kimileri de gruplarında namağlup lider durumda. Peki, hal böyleyken sevgili Galatasaray taraftarı;

FUTBOL HARİCİNDE O TRİBÜNLER NEDEN BOŞ KALIYOR?


Not : Görsel temsilidir.

6 Eylül 2012 Perşembe

Vakit geldi...


Oldukça uzun bir zamandır, iş güç yoğunluğundan dolayı bloga vakit ayıramadık. Olimpiyatlar geldi geçti, paralimpik oyunları sürüyor. Transfer dönemi bitti. Basketbolda 12 dev adamın 2013 Avrupa Şampiyonası için mücadelesi sürüyor. Galatasaray'ımızın şampiyonlar ligi gurubu beli oldu ve ManU yıllar sonra yeniden Sami Yen'e geliyor...Ve daha yazılacak pek çok şey. Hepsini, yarından itibaren yazmaya başlıyoruz. Bekleriz.

10 Temmuz 2012 Salı

Bu Ülkeden Bir McRae Geçti...


Tarih, 17 Ocak 1971. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bir hastane odasında, geleceğin en önemli basketbolcularından biri dünyaya geldi o gün. Ailesi ona Conrad dedi. Syracuse'ten çıkan pek çok basketbolcu gibi o'da merakla ve ilgiyle takip edildi. Vakti gelip NBA adım attığında Washington Bullets o'na kapılarını açtı. Conrad McRae artık NBA oyuncusuydu. Ancak o seçimini Avrupa'dan yana kullandı ve Türkiye'ye geldi.

Önce Fenerbahçe'ye transfer oldu. 2. sezonunda, antreman sırasında kalp spazmı geçirince sözleşmesi fesh edildi. Ama durmadı. Fransa'ya; Pau Orthez'e gitti. Orada geçirdiği 1 sezonun ardından, kendisini yeniden ait olduğunu hissettiği topraklarda, Türkiye'de buldu. Bu kez durak, efsane kadroyla birlikte efsaneleşeceği Efes Pilsen'di.

Efes o sıralar yakıp kavuruyor ortalığı. Mirsad, Ufuk Sarıca, Murat Evliyaoğlu, Petar Naumoski. Ve tabii ki; o sıralar Türk basketbolunun geleceğine damga vuracağının sinyallerini vermeye başlayan Hüseyin Beşok, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur'da kadroda. Bana o dönemki; Michael Jordan, Scottie Pippen, Dennis Rodman ve Toni Kukoç'lu efsane Chicago Bulls'la birlikte basketbolu sevdiren 2 takımdan biriydi Efes. Ve Conrad da o takımın bir parçasıydı.

Conrad, 10 Temmuz 2000 günü, yani 12 yıl önce bugün ayrıldı aramızdan. Yine kalbi ihanet etmişti o'na. Daha önce de kalp spazmı geçirmiş olmasına rağmen basketbol sevgisi yüzünden sporu bırakmayan Conrad, basketbol salonunda hayatını tamamladı. Bu gözler, böyle bir basketbolcuyu izlemiş olma şansına erişti. Bir zamanlar, Türkiye'de semt spor sahaları bazı şehirlerde lükstü. Bizde o lükse sahiptik. Hafta sonları arkadaşlarla beraber Belediye'nin basketbol tesislerinde sabahtan akşama kadar basketbol oynar, her şutta, her drive'da, her turnike'de birer Conrad olurduk. Öyle sevmiştik bu adamı. R.İ.P Conrad.


23 Haziran 2012 Cumartesi

Hoşçakal Reis...



Şu sözlerin üzerine söylenecek söz yok. Hoşçakal Reis. Yolun açık olsun.
Şunu unutma ki; bu taraftar seni asla ama asla unutmayacak.




Video Yapım : Emre Elmalıdereoğlu ( Twitter | Johan_PRD)

11 Haziran 2012 Pazartesi

Air...


"Lakoviç...şut şansı...soluna vurdu, Lakoviiiç...Lakooooviiiiçç.
Bravo Lakoviç, harikasın Lakoviç, İyi ki varsın Lakoviç..."


Tanıdık geldi mi? Galatasaray Medical Park'ın Sloven yıldızı Jaka Lakovic'in en ilginç özelliği, 3 sayı çizgisinin gerisinden şutu göndermeden önce topu soluna vurması. Soluna vurduğunda kesinlikle kaçırmıyor.

İşte o şut anlarından birini bir foto muhabiri böyle tepeden yakalamış. Fotoğrafın açısından dolayı nasıl çekildiği konusunda en ufak bir fikrim yok ama yine de "vay yanına koysunlar ya, vizörüne kurban arkadaş" diyesim geldi resmen.






9 Haziran 2012 Cumartesi

Bir Spor Terimi Olarak Fişi Çekmek...


Beko Basketbol Ligi'nde play off finali inanılmaz heyecanlı geçiyor. Beşiktaş Milangaz ve Anadolu Efes arasındaki serinin son maçı dün akşam Sinan Erdem'de oynandı. Efes, pes etmediğini ve etmeyeceğini gösteren önemli bir galibiyet aldı ve seriyi 3-2'ye getirdi.

Maçın son anlarında yaşanan ve başrolünde sadece son 3 saniyede oyuna giren ve yapacağını yapan Doğuş Balbay'la, Lafayette, Hawkins, Savanovic ve Kerem Tunçeri'nin yer aldığı "basketbol ve son topa kadar" konulu bir kısa film festivali de yaşandı adeta. Maçın son anlarında yaşanan o muhteşem anları ve Doğuş Balbay'ın fişi çeken basketini gördüğünüzde bir kez daha basketbola aşık olacaksınız.


17 Mayıs 2012 Perşembe

Gerçek "Yenilmez Armada"...


Önceki gün oynanan Galatasaray MP - Beşiktaş Milangaz play-off yarı final maçında çok özel misafirleri vardı Abdi İpekçi'nin. Galatasaray erkek basketbol takımına son şampiyonluklarını yaşatan efsane kadro oradaydı. Üzerlerinde "Galatasaray Ruhtur" yazılı tişörtlerle, o günleri yeniden yaşattılar salondaki binlere. Paul Dawkins hala o kadar bizden, hala o kadar genç ve fit'ti ki; "1 hafta idman yapsın yine oynar" diyenler vardı. O ruh o gece güç verdi Galatasaray'a. Son bölümünde sıkıntı yaşadığı maçı, "son topa kadar" felsefesini Galatasaray ruhuyla birleştirerek kazandı belki de Mahmuti'nin aslanları. Şimdi 2. maç zamanı. Bu akşam Galatasaray finale doğru sağlam bir adım atmak için çıkacak parkeye. Attıkları her şut sayı olsun.

19 Nisan 2012 Perşembe

BU HAFTA 3 DEV MAÇ OYNANACAK


    Bu hafta Galatasaraylılar ve Fenerbahçeliler adına çok önemli bir hafta,bu hafta tam 3 tane Galatasaray - Fenerbahçe derbisi var.3 maçda çok önemli ve çok çok krıtik,Allah herkese kolaylık versin.Futbolda olan maç malumunuz.Süper Final maçı Galatasaray kazanırsa şampiyonlugu neredeyse garantileyecek.Bayan basketbolda bir final serisi var.Galatasaray'ın bu maçı kazanması lazım.Yoksa şampiyonluk kaybedecek.Erkek voleybolda da yarı final maçı var.3'de şampiyonluk için çok büyük virajlar.3 maçıda kimin kazanacagı belli değil.Bu hafta herkesin tansiyonu bir hayli yükselecek gibi duruyor.Birde maç programını vereyim...   

    19 Nisan Persembe, saat 20:00   
Galatasaray MP - Fenerbahce (TBKL Final Serisi 4. Mac)   

     20 Nisan Cuma, saat 20:00   
Galatasaray YK - Fenerbahce Grundig (Erkekler Voleybol Yari Final Maci)   

     22 Nisan Pazar, saat 19:00   
Galatasaray - Fenerbahce (Futbol, Süper Final 2. Maci)    



    Ben şöyle bir maçlara baktıgımda,hak eden ve galibiyete yakın olan tarafın Galatasaray oldugunu düşünüyor.Sadece bir tek Voleybolda ki maçtan şüpheliyim.Çünkü daha oturmuş bir kadro,daha iyi oyuncular.Yinede sonuçları bekleyecegiz.Ben Bayan baskletbol takımı hariç 2 maçıda izleyecegim.Neden bayan basketbol takımını izlemedigimi daha ilerki günlerde yazacagım yazıda elbet göreceksiniz.Gönlüm Galatasaray'dan yana hiç yapmacık ve samimiyetsiz olmadan "iki takımada başarılar" demeyecegim.Galatasaray'a başarılar diyecegim.

    BAŞARILAR GALATASARAY,ZAFERLER SENİN RUHUNDA VAR HAYDİ BASTIR GALATASARAY !  

16 Mart 2012 Cuma

BASKETBOL MİLLİ TAKIMIMIZ - 2 - Guard Sıkıntısı


    Basketbolda milli takımımızla ilgili bir seri yazı yazacagım demiştim.İlkini yazdık.Şimdi sıra ikincisinde,daha önceki blogda'da demiştim.Yanlış gördügüm ve sıkıntılı olan yerler var.En azından kendimce onları yazagım diye,neyse geçelim yazıya...   

    Biliyorsunuz.Basketbol milli takımımızda çok iyi bir jenarasyon var.Her pozisyonda fazlamız bile varken,Guard konusunda sıkıntılıyız.Kerem Tunçeri'nin yaşlanması,Ender Arslanın formdan düşmesi gerçi en son milli takımda ve Galatasaray'da iyidi.Lakin tekar geçirdigi sakatlık bir kez daha formdan düşürdü.Engin Atsür gibi bir yetenegin uzun bir sakatlık geçirmesinin ardından neredeyse guardsız bir milli takım kaldı.Bu sıkıntı şuan için en azından 2,3 senelirk bu sıkıntının bitmesi için tek yok devşirme bir guard'dı.O hakda Preldzic'e harcandı.Bilindigi üzere,Milli takımlara resmi müsabakalarda sadece 1 tane devşirme oyuncu hakkı veriliyor.3 numara pozisyonunda Hidayet ve Ersan gibi oyuncularımız olmasına ragmen bir 3 numra devşirmek.Tamamen mantıksızlık ve yanlıştır.Tabi birde arkasında başka bir "torpil" vardır.Onu söylemeyim gerekte yok zaten.Amerika milli takımında oynamayan lakin üst seviyede bir guard bulunup.Milli takıma kazandırmak varken,bu hak heba edildi.Gerçi hala olabilir.Sonuç olarak 1 tane hakkımız var.O hakkıda guard pozisyonuna ayırırız.Bu seferde Preldzic dışarda kalır.Kimse yanlış anlamasın Peldzic'i begenmedigimden veya milli takımımızın kalitesinde olmadıgı düşüncesinde değilim.Tam tersine çok begendigim,iyi bir oyuncu,lakin ihtiyaç yoktu.Preldzic gerçekten Türk olup.Devşirme hakkını almasa kesinlikle milli takımda oynamalı.Benim deginmek istedigim açık,sadece devşirme oyuncuyu eksik bölgemize almak.Sonuç olarak guard bir takımın herşeyidir.Hatta bu konuyu net anlatan bir deyiş vardır."Guardın kadar takımsındır" diye.   

    Sonuç olarak eger devşirme guard kazandırılmazsa.Biz bu sıkıntıyı en az 2,3 sene çekecegiz.Çok daha fazla olabilir.Çünkü alttan gelen oyuncular üst seviye oyuncular olabilecek mi ? Bu tamamen soru işareti.Hadi çok iyi bir oyuncu var.Geliyor deseler en az 3 senesi var.En kısa yol ve kısa vade de çözüm devşirmedir.Uzun vade de başka çalışmalar yapılır.O ayrıdır.Birde Kaan Kural hariç kimse bu sıkıntıyı dile getirmemeye başladı.Niyeyse tabi,niyesini ben çok iyi biliyorum.Aslında söylemeyecektim.Yanlız olmaz.Söyleyecegim.Fenerbahçeli Preldzic devşirme oyuncu olarak alınınca hoop bir anda eleştiriler durdu.Eminim bunu bir Galatasaraylı söylüyor diye yanlış anlaşılacak ama olsun.Bu gerçegi degiştirmez.Milli takım bu sıkıntıyı Hidayetle kapatmaya çalışacak.Hidayette nereye kadar oyun kuruculuk yapar.O da başka bir tartışma konusu,oyun içi lider olduguna,basketbol zekasına asla söz söylenemez.Birde şu var.İyi bir guard mı,yoksa iyi bir 3 numaramı derseniz.Basketboldan biraz nasibini almış herkes kesinlikle guard der.En yakın örnek Anadolu Efes Savanovic,Vujacic ve Ersan vardı.Hepside çok iyi 3 numaralar ama Efes'in hali ortada.Ersan sonradan gitti.Lakin Ersan gitmese bile bu durum degişmezdi.Çünkü Ersan'a da topu hazırlayan guard'dır.Özellikle Ersan gibi kendi hazırlamayan,hazır bekleyip bitirici bir oyuncuya,guard çok daha fazla önemlidir.Örnek vermek açısından başka konulara daldım.Lakin tam anlatabildim sanıyorum.  

    Son olarak.Bu guard sıkıntısı bu altın jenarasyon dedigimiz kadroyla alabilecegimiz.Çok kupadan edecek.Bir an önce çözüm bulunmalıdır.    

15 Mart 2012 Perşembe

Amatör...



Bir süredir, futbol dünyasını derinden sarsan şike soruşturmasını tüm ülke olarak takip ediyoruz. Hatta dış basın dahi soruşturmaya büyük ilgi gösteriyor. Bu süreçte ortaya çıktı ki; Türk futbolu yıllardır bir bataklığın içindeymiş. Şike soruşturmasıyla birlikte ortaya çıkan skandalların ardından göreve gelen Mehmet Ali Aydınlar başkanlığındaki federasyondan, sorunu kısa sürede çözmesi ve Türk futbolunu bu kirli ortamdan çıkarması beklendi. Ancak beklenenin tam tersi oldu ve Mehmet Ali Aydınlar federasyonu, akıl almaz bir yönetim beceriksizliği göstererek futbolumuzu çözümü imkansız bir kaosa sürükledi. Haluk Ulusoy başkanlığındaki federasyondan bu yana görev yapan başkanların tamamının dönemlerinde, futbol ve yönetimi paraşütsüz düşüşe geçti ve başarısızlığa sürüklendi. Bunun bir türlü önü alınamadığı gibi, önlenebilmesi adına hiç bir çaba sarfedilmedi. Sonuç olarak geldiğimiz nokta ortada.

Buna benzer bir durumu basketbol federasyonu için de söyleyebiliriz. Görünürde Avrupa'nın en iyi (kimilerine göre en iyi 2.) ligine sahip olsakta, derinlere indiğinizde sinir bozucu başarısızlıklar söz konusu. Basketbol federasyonunun başarısızlıkları daha çok vizyonsuzluk, plansızlık ve yönetimsel sorunlar. Bugün bu ülkede voleybol 1. ve 2. liglerinin (kadın - erkek) her ikisi de, hentbol 1. ve 2. liglerinin her ikisi de tv'den canlı yayınlanıyorken, basketbolda yalnızca Beko Basketbol Ligi'nin, o'nunda dijital platformdan şifreli kanaldan yayınlanması kabul edilebilir birşey değil. Kadınlar basketbol ligi'nin bir isim sponsoru yok. Düne kadar 12 takımla oynanıyordu ve Kayseri'den ötede takım yoktu bu ligde. Dün alınan kararla, gelecek yıldan itibaren ligin 14 takımla oynanması kararlaştırıldı. Çok geç kalmış bir karar. Hakemlerin yetersizlikleri, salon kriterlerinin olmayışı, seyirciyi kadın basketbolu için salona çekecek projelerin (yıllardır) üretilemeyişi. Neresinden bakarsanız bakın safi başarısızlık. Çok iyi milli takımlar oluşturmak, arka arkaya çok büyük organizasyonları ülkeye kazandırmak kolay değil ancak tüm bu önemli işlerin arkasından, insan vizyonun daha da gelişmesini, beklenen hamlelerin yapılmasını istiyor. Neyse postun girişi çok uzadı aslında. Bu yazıda, en çok göz önünde olan, ilgi gören futbol ve basketbol sporlarının gölgesinde kalmış, kağıt üzerinde amatör, ama gerek başkan ve yöneticileri, gerek yönetim biçimleri, gerekse kısıtlı imkan ve düşük bütçelerine rağmen muazzam başarılı işlere imza atan Voleybol, tenis, satranç ve atletizm federasyonlarından bahsedeceğiz.

Voleybol federasyonu başkanı Erol Ünal Karabıyık, göreve geldikten sonra ilk iş olarak voleybol'u ülkenin dört bir yanına yayma planını uygulamaya koydu. Bu bağlamda, federasyona bağlı bir spor lisesi kurarak, genç ve gelecek vaad eden sporcuların eğitimlerinin de aksamamasını sağladı. Aynı zamanda spor lisesine ait bir voleybol takımı kurularak, gençlerin lig tecrübesinden geri kalması önlendi. TVF Spor Lisesi takımları bugün 2. ligde mücadele ediyor ve takımların neredeyse tamamı yıldız milli takım oyuncularından oluşuyor. TVF'nin diğer önemli hamlesi ise tesisleşme oldu. Önce İstanbul'daki Burhan Felek Spor Salonu'nu yeniden inşa etti, ardından'da başkent Ankara'da yepyeni bir voleybol salonu inşa edildi. Ve TVF Spor Lisesi'nin kullanımı için bir voleybol kampüsü de inşa edildi. Sporcu yetiştirilmesi konusunda geliştirilen ve uygulamaya koyulan yeni programlarsa kısa sürede meyvesini vermeye başladı. Bugün voleybol altyapı dünyası, Rida, Arelya, Ecem, Melisa gibi sporcuları konuşuyorsa, voleybol'da takımlarımızın Avrupa'daki başarıları ve zaferleri giderek artıyorsa, Avrupa kupalarındaki kontenjan sayımız her geçen yıl artıyorsa bunda TVF'nin katkısı çok büyük.

Gelelim Tenis Federasyonuna. Ayda Uluç'un başkanlığa gelmesiyle birlikte teniste atılıma geçen federasyon, kısa sürede lisanslı sporcu sayısını arttırdı. Kadınlarda, genç oyuncu kategorisinde Çağla Büyükakçay ve Pemra Özgen dışında sporcu bilinmezken, bugün o kategorinin ilk 5'ini zorlayan 3 genç sporcumuz daha var. Melis Sezer, Hülya Esen ve Lütfiye Esen. Aynı şey erkek tenisçilerimiz için de geçerli. Marsel İlhan ilk kez bu dönemde Wimbledon'da ilk 100'e kalıp ana tablo maçı oynayacak seviyeye geldi. Şüphesiz bunda Marsel'e sponsor bulunması ile birlikte imkanlarının arttırılması, yeni bir çalışma ekibi kurulması çok etkili oldu. Tüm bunların yanı sıra TTF'nin geçtiğimiz yıl ilkini düzenlediği ve önümüdeki 3 yıl boyunca düzenleyeceği, ülkemize kazandırdığı dünya çapında bir organizasyon var ki, değinmeden olmaz. Daha önce "Kadın Tenisinin G-8'i Geliyor" başlıklı yazımızda bahsettiğimiz WTA Championship. Kadınlarda dünya sıralamasının ilk 8'nin katıldığı ve tam bir tenis şöleni olan şampiyona Sinan Erdem Spor Salonunda düzenlenmiş, Türk halkı ve tenis severler, federasyonun 10 üstünden 10 alan, aylarca süren tanıtım faaliyetlerinin ardından tribünleri tamamen doldurmuştu. Göz kamaştırıcı bir başarı.

Yazıya burada ara verelim istiyorum zira satranç ve atletizm federasyonları ile ilgili düşüncelerimi de yazarsam çok uzun olacak ve okurken sıkılacaksınız. Bunu istemem, çünkü tüm bu konular oldukça önemli. Bu bir nevi yazı dizisi olsun ve geri kalanına yarın devam edelim. Şimdilik bu kadar. Keyifli okumalar.


14 Mart 2012 Çarşamba

BASKETBOL MİLLİ TAKIMIMIZ - 1 - Yeni Coaching


    Basketbol milli takımımızla ilgili yapılan bazı yanlışlar üzerine bir kaç seri yazı yazacagım... 

    Basketbol milli takımımız ülkemizde düzenlenen 2010 dünya kupasında 2. Olarak gümüş madalya alma başarısını gösterdi.Bundan sonraki evre bana göre dogru yönetilmedi.Ben şimdilik en önemlisini ve ilkini yazacagım.Tanjevic sağlık sorunları nedeniyle milli takımdaki coach görevini bıraktı.Yerine onun yadımcılıgını yapan Orhun Ene getirildi.Açık söyleyeyim.Ben Orhun hocadan çok ümitliydim.Başarılı olacagınada emindim.Yanlız yanıldım.Benim gibi yanılanda çok,Orhun hoca bu milli takımın coach'u degil.Milli takımımıza daha iyi bir coach ve yardımcı grubu lazım.Çünkü bizim bu jenarasyonumuz.Bana göre yakaladıgımız en iyi jenarasyon bunu Orhun hocanın elinde heba edemeyiz.Orhun hocanın bu takımda beraber oynadıgı oyuncular var.Artı Orhun hoca iyi bir coach olmasına ragmen daha üst seviye bir coach değil.Bizim milli takımımızın,ihtiyacı oldugu coach degil.Zaten Orhun hocada bu takımı iyi yönetemiyor.Düzgün bir oyun sisteminde de oynatamıyor.Kesinlikle görevine son verilmeli.Onun yerine... 

    Şimdi onun yerine kim gelmeli onu biraz yazayım.Böyle o gitsin,bu gitsin demekle olmuyor.Aslında daha dogrusu tüm antrenörlerin degişmesi lazım.Yeni bir ekip kurulmalı.Kim olmalı bana göre isimler belli.Yeni head coach'umuz Erman Kunter,yardımcıları Hakan Demir ve Selçuk Ernak olmalı.Üçününde ortak özellikleri antrenörlük kariyerlerinin ve kimliklerinin milli takımımıza uymasıdır.Üçüde sistem adamıdır.Etkili savunma yaptırırla takımlarına ve bir düzen,tertip getirirler takımlara.Birde tabikide oyunculardan maksimumu almayı bilirler.Yani oyuncular onlarla he zaman oynayabileceginin en üstünü oynar.Şimdi gelelim tek tek degerlendirmeye...  

    Erman Kunter : Türk milli takımını daha önce 97 - 00 dönemlerinde çalıştırmış.Başarılar yakalamış ve milli takıma çıta atlatmış bir hocadır.Gerçi gitti her takımda bunu görebiliriz.Sonrasında Galatasaray'a gelip atlattıgı çıtada ortada.Erman hoca P&R hücumlarınıda çok iyi oynatır.Tek tek başarılarında bahsetmeyecegim.Nasıl iyi ve üst düzey bir coach oldugu herkesce biliniyor.Ortak özelliklerde yazdım ama Savunmaya,sisteme çok fazla önem veren biri işte tamda bu yüzden milli takıma gelmeli.Bizim milli takımımız.Çok iyi savunma yapan kimligiyle,oyunuyla vaar olan bir takımdır.Kesinlikle sistemli ve yaptıgı çok iyi savunmadan sonra gelen hücum organizasyonlarıyla başarıya ulaşıldı.Yani kısaca savunma bizim milli takımımız için temeldir.Erman Kunter'de bunun hakkıyla yapar.Cholet'de yaptıkları ortada.

    Hakan Demir : Karşıyakada yaptıkları ortada,Elindeki bütçe ile ortaya koydugu oyun ortada.O da sistemci ve savunmacı bir coach,senelerdir zaten ligimizden tanıyoruz.Kesinlikle böyle bir rütbeyi hak etmiş biridir.Kendisi zaten başlı başına iyi bir coach'dur.Erman Kunter ile beraber neler yapabilecegini düşünmek bile beni heyecanlandırıyor.Türk oyuncusu biraz okşanmayı her zaman sever ve ister.Bu iki coach'da bunu yapar. 

    Selçuk Ernak : Selçuk hocayı basketbolu yakından takip edenler bilir.Ligimizde ve alt yapılarda uzun yıllar görev yapmış çok tecrübeli bir coach.Kendisi 2. Yardımcılık görevinde aynı zamanda genç milli takımların sorumlusu olabilir.Aynı zamanda milli takımlar düzeyinde de Çin milli takımında da görev almıştır.Basketbolumuz için önemli bir degeridir.Her zaman sistem ve düzen adamıdır.Savunma konusunada çok önem verir.Oyunculardan maksimum performansı almayıbilir. 

    Bu üç isim temel olarak milli takıma getirilmelidir.Ondan sonrasını keyifle izleyebiliriz.Sonra orada kendi sistemlerini yapılarını kurarlar.Bu üç isminde basketbol bilgisini zaten yazmaya gerek yok.Ki zaten haddimede düşmez o kadarı... 

13 Mart 2012 Salı

ENGİN ATSÜR'E YAPILAN AYIP TÜRK BASKETBOL SEVERLERİNE YAPILDI


    Olayı görünce şoke oldum.Aslında yazıyı daha önce yazacaktım.Lakin araya kupa ve bilgisayarımın bozulması girince kısmet bugüne oldu.Spahija'nın Engine yaptıkları ayıbın daniskasıdır.Görünce olayı sinirden küplere bindim.Böyle bir terbiyesizlik olamaz.Bunu Engin gibi efendi bir oyuncuya degilde,karşılık verebilecek bir oyuncuya yapsaydı.Orada kavga çıkardı.Kanalın yayınladıgı ve seyircilerin oldugu bir yerde sen hiç bir oyuncuna "get out" diye bagıramazsın.Soyunma odasında olsa sorun yok.Soyunma odalarında neler oluyor.Çok daha agır küfürler,tokatlar falan ama bunlar soyunma odası mahremiyetinde kalır.Soyunma odasında oyuncuyu kendine getirir bu bagırışlar ve tokatlar.Abartılmadıkçada iyidir.Yanlız sen bench'de oyuncuna DEFOL diye bagırırsan o zaman hem o oyuncuyu kaybedersin,hem diger oyuncuları,tamamen yanlışlar ve ayıplar silsilesidir. 

    Gelelim neden bagırdıgına,Engin Atsür bir savunma hatası yaparak adamını kaçırmış.Bak bak basketbolda savunma yaparken adam mı kaçırılır.Büyük ayıp,Spahija fermanı versin asalım Engini nasıl olur.Çileden çıkmamak elde değil.Yahu spahija sen ıslık çala çala savunma yapan Gist'e ses çıkarma.Oynadıgı 30 dk içinde sadece 2 dk savunma yapan Bogdanovice ses çıkarma.Gel Engine savunmada adamını kaçırdıgı için bunları yap.Spahija kendinden utanmalı.E tabi onlara kızamaz,kızmaz.Çünkü onlar kendi getirdigi oyuncular onlar ne yaparsa yapsın büyük hata sayılamaz.Yanlız aynı hatayı ondan önce takıma gelmiş.Herhangi bir oyuncu yaparsa cezası büyük olur.Sezon başından beri Oğuz'a,Vidmar'a,Preldzic'e yaptıgı çifte standart ortada.Sakatlıgından dönüşüyle beraber takımı toparlayan Enginede dün yaptıgı ayıp belli.Fenerbahçe taraftarını bir konuda tebrik edeyim.Spahijanın o ayıbına karşılık olarak anında tepki verdi.Spahijada gidip Enginle bir konuşma yaptı.Takım içinde adaleti kurmadan,çifte standart olmadıgını hissettirmeden,oyuncularla sevgi ve saygı içinde kalmadan psikolojik anlamda o takımı başarıya taşıyamazsınız.Ki psikolojide bu iş insanlarla yapıldıgı için,bu işin %70'dir. 

    Kısacası ben bu hareket bana yapılmış kadar üzüldüm.Engin çok degerli bir oyuncudur.İstemiyorsanda sezon sonu bırakırsın bak bakalım kaç tane takım tranfer etmek için ugraş veriyor.Maçın sonunda ilahi adalet devreye girdi.Maçı kazandıran basketi Engin Atsür attı.Fenerbahçe galibiyetlerine sevinmesemde Enginin maçı almasına çok sevindim.Spahija'yada en güzel cevap oldu.