22 Temmuz 2014 Salı
Kaptan...
Kaptanın emekliliği yaklaşıyor. Bugün itibariyle milli takımı da bıraktı. Küçük hayranı da, sahalara veda etmeden önce fırsatını yakalamışken kaptana sevgisini böyle göstermiş. Güzel kare.
26 Mart 2014 Çarşamba
MANCİNİ’ Yİ ANLAYAMAMAK...
Her şey Fenerbahçe ile puan farkının azaldığı ve fikstüre bakıldığında, ilerleyen haftalarda daha da azalacağı düşüncesinin yavaş yavaş benimsendiği günlerde gelen beklenmedik puan kayıplarıyla başladı. Ardından, gerçekten çok kötü bir oyunla deplasmanda Chelsea’ ye yenilerek şampiyonlar liginden elenmek, adeta fitili ateşledi.
Haftalardır, takımın inişli çıkışlı performansının üstüne birde, Mancini hakkında ardı arkası kesilmeyen yalan haberlerle gerilen taraftarın, bu elenişin ardından takıma yönelik tepkilerinde de ton yükseldi. Chelsea maçının ve lig sonuncusu Kayserispor’a da son dakikada yenilen golle yenildiğimiz maçın ardından Mancini’ nin sarf ettiği “bu takımı ben kurmadım” ifadesi ipleri iyice gerdi. Yazının başlığı olan ifadenin alt yazısı da, tamda burada ortaya çıkıyor.
Mancini’ nin bu ifadesini basının anlamasını zaten beklemiyorum ama, taraftarın da bu açıklamayı anlamaya çalışmadan, irdelemeden, başta Mancini olmak üzere teknik heyete, takıma ve yönetime yönelttiği otomatik protestolar görüldü. Çünkü ilk başta akıllara, doğal olarak, devre arasında yapılan onca transfer geldi. “Bu takımı ben kurmadım” ifadesinin daha iyi anlaşılabilmesi için, Mancini’ nin dün akşam ki Bursaspor maçından sonra söylediği “Buraya geleceğin takımını kurmaya geldim” ifadesiyle devre arasındaki transferleri paralel şekilde düşünmek gerek.
Önce şunu açıklayayım; kulüplerde transfer 2 türlü yapılır. Birinde, teknik direktör bir liste yapar, bu listeyi yönetime verir ve yönetimde o listedeki oyuncuları önceliklerine göre transfer etmeye çalışır. Diğer transfer şeklinde ise kulüp, scout ve izleme ekipleri aracılığıyla tespit edilen ve transfer edilmek istenen oyuncuları teknik heyete önerir. Teknik heyetin onay verdiği isimler alınır. Özetle; bir teknik direktörün doğrudan istediği, birde kendisine önerilip onayladığı transferler vardır. Bu öneri sonrası onaylanıp alınan oyunculardan bazıları kiralık da gönderilebilir.
İşte burada, Mancini’ nin ne demek istediği ortaya çıkıyor. Devre arasında yapılan transferlerden sadece ikisinin Mancini’ nin istediği oyuncular olduğunu, 2 buçukuncu diyebileceğim Burdisso’ nun ise, Mancini’ nin stoper bölgesine yapılabilecek transferler listesinde 3. alternatif olduğunu utmayalım. Diğer transferler, işte o bahsettiği “geleceğin takımına” yönelik “onay verdiği” transferler.
Son tahlilde, takımın son birkaç haftadır, iç saha ve dış saha performansları arasında inanılmaz bir fark olması, bazı oyuncuların gerçekten kötü performansı, dünkü Bursaspor maçında biri açıkça ortaya çıkan bazı yerli ve yabancı oyuncular arasındaki sorunlar, yukarıda bahsettiğim basit nüansları gözden kaçırmamıza, Mancini’ yi anlayamamıza ve tepkileri yanlış yerlere ve kişilere yöneltmemize sebep oldu.
Galatasaray bu tip sorunları ilk kez yaşamıyor. Dikkat edin; kriz demiyorum. Sorun. Kriz daha çok “amacı belli” olan basının kullanmayı sevdiği bir ifade. Ve Galatasaray bu sorunun altından da, daha öncekilerde olduğu gibi yine birlik ve beraberlik kültürü sayesinde, “bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte sevinip, hep birlikte üzülmeyi bilenlerin” oluşturduğu camia kültürü sayesinde kalkacaktır. Bu süreçte asıl görevse, son günlerde yanlış noktalara yanlış tepkiler gösteren, bilhassa en büyük hatayı, yönetimi istifaya davet ederek yapan biz taraftara düşüyor. Yeni sistem ve düzen ancak oturmuşken, son derece önemli bir bütünsel yapılanma sürecinin tam ortasında girişilecek olası bir yönetim ve teknik heyet değişikliğinin hiçbir faydası olmaz.
Bu ülkede yerli- yabancı neredeyse bütün büyük teknik direktörler, haklarında yapılan kasıtlı yalan haberler yüzünden zaman zaman delirme noktasına geldi. Dünkü basın toplantısı da Mancini’ nin bunun sınırında olduğunu gösteriyor. Ve bu teknik direktörlerin çoğu yapmak istediklerini yapamadan, takımlarını istedikleri seviyeye çıkaramadan ayrılmak zorunda kaldı. “Bilinen bazı çevrelerce” bunlara izin verilmedi. Bir teknik heyeti, teknik direktörü ve yönetimi daha bu saçma düzene kurban vermeyelim. Mancini’ yi anlamaya başlasak iyi olur.
Etiketler:
anlayamamak,
futbol,
Galatasaray,
heyet,
istifa,
mancini,
Taraftar,
teknik,
yönetim
14 Ocak 2014 Salı
Rubens...
İnternet dünyasında son yıllarda popülerliği giderek artan liste siteleri var. Çeşitli kategorilerde, çeşitli konularda listeler hazırlayıp, işin içine biraz da komiklikler şakalar falan :) ekleyip takipçilerinin beğenisine sunuyorlar. Bunlardan en popüleri ise listelist.com adlı site. Benim de hemen hemen hergün uğradığım listelist.com' da bugün denk geldiğim, "İkinci Adamların En Güzeli Rubens Barrichello’yu Sevmeye Sebep 19 Nokta" başlıklı listeyi görünce bloga taşımadan edemedim. Fanatik bir Ferrari taraftarı olarak Formula 1' i artık eskisi kadar yakından takip edemesem de, Rubens' li Ferrari yılları benim için her zaman unutulmaz kalacaktır. Bu güzel listeyi aşağıya aynen aktarıyorum.
____________________________________________________________________________________________
Gelmiş geçmiş en iyi ikinci adam olarak hafızalarımıza kazınan, adeta mahalleden bir ağabeyimiz gibi sempatik bir ifade sahibi efsane pilot Rubens Barrichello! Brezilyalı ağabeyin aşağı yukarı hayatımıza girişi Ferrari’de yarıştığı 2000-2005 sezonlarına denk gelir. O yıllarda motor sporlarına daha çok ilgi vardı ülkede, bazı kanallar sırf Formula 1 ya da Dünya Rallisi’ni değil neredeyse Nascar’ı, IndyCar’ı bile yayınlardı. Hey gidi günler.
Brezilya denilince çoğumuzun aklına artık sadece futbol gelse de sadece Barrichello değil belki de gelmiş geçmiş en efsane pilotlardan Ayrton Senna’yı da çıkartmış bir ülkeden bahsediyoruz.
F1 tarihinin en tecrübeli pilotu
Barrichello’nun en büyük başarısı istikrar ve sabrından gelir. Formula 1 tarihinin en tecrübeli pilotu ünvanını neredeyse kırılamayacak derecede yüksek rakamlarla elinde tutmaktadır.
F1 kariyeri 1993′te Jordan’da başladı.
Ardından Stewart, Ferrari, Honda, Brawn ve Williams gibi takımlarda devam etti, 2012′de ise IndyCar’a geçerek Formula 1 serüvenini tamamladı. “F1 benim için çok erken bitti” cümlesini kuran Brezilyalı arkasında şu imzayı bırakmıştır: 326 yarış, 658 puan, 11 galibiyet, 68 podyum, 14 pol pozisyonu, 17 en hızlı tur zamanı.
F1 tarihinin en çok üçüncülük alan ismi
Sanılanın aksine Formula 1 tarihinin en çok ikincilik değil en çok üçüncülük alan pilotu ünvanına sahip, çünkü Michael Schumacher hem en çok birinci hem de en çok ikinci olan pilot ünvanını elinde tutuyor.
Schumacher’e yol ver…
Kendisiyle ilgili hafızalara en çok kazınan olaylardan biri 2002 Avusturya Grand Prix’inde takımdan gelen talimat üzerine kendisi 1. sıradayken Schumacher’e yol vererek 2. olmasıdır.
Bu senin hakkındı
Schumacher ise podyumda onu birinci sıraya ittirerek, kendisine edilen milyonlarca küfrün etkisini azaltmaya çalışmıştır.
Yağmur çamur fark etmez
Kendisiyle ilgili en güzel hatıralarımızdan biri herkesin yağmur lastikleri taktığı bir yarışta lastik değiştirmeden yarışı sürdürüp kazanması.
Doğru düzgün sürün şunu
Isınma turlarında lastikleri ısıtacağım diye sürekli zikzak çizmeden sakin sakin gitmesi de onun ağırbaşlı tavrını ortaya koyar.
İnanın çocuklar
18. başladığı yarışı ilk sırada, 21. başladığı yarışı da ikinci sırada bitirmişliği vardır.
Önce sağ ayakla gireceksin
Kendisiyle ilgili bir diğer enteresan nokta ise F1 pilotları arasında sağ ayağıyla fren yapan tek isim olması.
“Rubens’le seyahat edene kadar otomobil kullanmayı bildiğimi düşünüyordum. Artık bu konuda hiçbir şey bilmediğimi biliyorum.”
Bu sözler 360 Modena ile atılan bir turun ardından F1 Racing Team’den Tom Clarkson’a ait.
Katıldığı 11 Brezilya Grand Prix’ini tamamlayamadı
Konu memleketi Brezilya’ya gelince ise yarışçının talihsizlikleri diz boyu.
Tamamladıklarında da sadece bir kere üçünü olup podyuma çıkmış.Tahmin ediyoruz ki bu Ayrton Senna’ya duyduğu saygıdan.
Söker atarım o direksiyonu! 2010′da Monaco’daki yarışta yaptığı kazanın ardından direksiyonu araçların geçtiği yola atması çok tepki toplamıştır.
Konuyla ilgi dediği şey:
“Senna kaza yaptığında tek istediğimiz direksiyonu fırlatıp atmasıydı.” olmuştur.
“Buradan F1 pilotu çıkar mı?”
Geçtiğimiz günlerde bir vesileyle Antalya’ya yolun düşen yarışçı, gazetecilerin “Buradan F1 pilotu çıkar mı?” sorusuna, “Gelirken ters yöne girmiş bir kamyon gördüm, buradan da yarışçı çıkar.” diye cevap vermiştir.
Seni seviyoruz Barrichello!
İstikrar timsali, kalender, gönüllerin birincisi.
Kaynak: Listelist.com
Etiketler:
Barrichello,
efsane,
Ferrari,
Formula 1,
İkinci Adamların En Güzeli,
listelist.com,
rubens
13 Ocak 2014 Pazartesi
Hasta la Victoria Siempre...
Olay oldukça ilginç ve dikkat çekici. Bugüne dek, tüm Latin Amerika topraklarındaki hiç bir ülkede (Küba dahil) hiç bir takımın böyle bir şeye kalkışmamış olması da şaşırtıcı aslında. Olayı benim için dikkat çekici kılan noktalardan biri de; aynı fotoğrafın poster haline getirilmiş kocaman bir versiyonunun da benim odamın duvarını süslemesi.
Brezilyalı futbol takımının formasında Che fotoğrafı
Formalarında Che Guevara portreleriyle sahaya çıkan bir takımın futbolcularını görseniz, onların Küba milli takımı oyuncuları olduğunu düşünmeniz pek de şaşırtıcı olmaz. Ancak, bu futbolcular Rio de Janeiro banliyösünde küçük bir Brezilya futbol takımının, Madureira Esporte Clube'nin oyuncuları.
Bu yılın başlarında Madureira yeni formalarından birinin tasarımında devrimci liderin Alberto Korda tarafından çekilmiş ünlü fotoğrafına yer vermeye karar verdi.
Şimdiye kadar bu forma sadece kulübün minyatür saha futbol liginde mücadele eden 7 oyuncudan oluşan takımı tarafından giyildi.
Bu yeni formayı giyen takım da, Brezilya'da yedi oyunculu lig şampiyonluğunu kazandı.
Dünyada futbol taraftarları ve Che Guevara destekçileri arasında etkisi o kadar olumlu oldu ki, kulüp Brezilya üçüncü liginde oynayan as futbol takımı kadrosuna da bu formayı giydirmeyi düşünüyor.
Formadaki Che Guavera'yla ilgili semboller fotoğraftan ibaret değil. Ünlü liderin sloganlarından biri de forma numaralarının hemen üstüne işlenmiş: Hasta la Victoria Siempre (Zafere kadar daima).
Özel forma, kulübün futbol takımının Küba'yı ziyaretinin 50. yıldönümünü anmak üzere hazırlanmış.
1963 yılında gerçekleştirilen ziyaret sırasında futbolcular, Arjantin doğumlu ünlü gerilla komutanıyla da bir araya gelmişti.
Küba ziyareti
Küba diktatörü Batista'ya karşı zaferle sonuçlanan gerilla mücadelesinde, Fidel Castro'nun yanında savaşmıştı Che Guevara.
Futbolcular ülkeyi ziyaret ettiklerinde de Küba devriminin üzerinden sadece dört yıl geçmişti.
Küba'da kaldıkları sürede beş maç yaptı Madureira ve beşini de kazandı. 18 Mayıs 1963'te Havana'daki son maçı izleyenler arasında spora çok meraklı bir isim de vardı: O sırada Sanayi Bakanlığı görevini üstlenmiş olan Che Guevara.
Madureira'nın 3-2 zaferiyle sona eren maçın ardından Che oyuncularla tokalaştı, birlikte resim çektirdi.
Garrincha ve Pele önderliğinde, 1958 ve 1962 yıllarında İsveç ve Şili'deki dünya kupalarında zafere ulaşan Brezilya milli takımının başarısının ardından, futbolseverler için Brezilyalı futbol takımlarını izlemek büyük bir olay haline geldi.
Madureira'nın o dönemdeki başkanı Jose de Gama'nın aklına da takımını bir dünya turuna çıkarma fikri geldi.
Dünya turu, Brezilyalı büyük kulüpler için önemli bir gelir kapısıydı, özellikle de sponsorluk anlaşmaları ve televizyon gelirlerinin pek gündemde olmadığı bir dönemde.
Dolayısıyla, Jose de Gama için Kolombiya, Kosta Rica, El Salvador, Meksika ve Küba'yı da kapsayan bir tura çıkmanın iyi bir adım olarak görünüyordu.
Brezilya'da yayımlanan Extra gazetesinin sorularını yanıtlayan tarihçi Ronaldo Luiz Martins, ''Girişimci bir ruha sahipti. Piyasaların yönelimini, başkalarından önce görüyordu'' sözleriyle değerlendiriyor Gama'yı.
İkonik imge
Che'nin fotoğrafları her zaman futbol hayranları arasında popüler olmuştur, birçoğu tişört ve bayraklarının üzerinde ünlü liderin resmini taşır.
Hatta Arjantinli futbol efsanesi Diego Armando Maradona'nın sağ kolunda bir Che dövmesi var.
Ama Barcelona Üniversitesi'nden Prof. Carles Vinas göre, bir profesyonel kulüp ilk kez resmi forması için Che'nin görüntüsünü seçmiş oldu.
Che de futbol oynadı
Aynı zamanda bir spor yazarı olan Vinas, Che Guevara'nın futbol ile bağlarının çocukluk yıllarına kadar uzandığını söylüyor.
İlk kez ülkesi Arjantin'de okulda futbol oynamaya başlayan Che Guevara, astım hastası olduğu için kullandığı solunum spreyini yakınında tutabileceği bir pozisyonu, kaleciliği seçmiş.
Ancak tarihçi Vinas, Che'nin asi karakterinin kendini ilk kez o sıralarda gösterdiğini söylüyor. Sağlığı için kötü olacağını düşünen ailesinin ısrarlarına rağmen futbol oynamaya devam etmiş Che.
Motorsikletle Güney Amerika'da gerçekleştirdiği seyahat sırasında da bir kaç kez futbol oynamış. Maç yaptıkları kişiler arasında Peru'daki cüzzam hastaları da var. Daha sonra babasına yazdığı mektupta şöyle diyor gerilla lideri:
''Manasız bir gösteriş gibi görünebilir belki, ama genelde bir hayvan muamelesi görenler için kendilerine normal birer insan gibi davranılmasının psikolojik yararları paha biçilemez.''
Madureira'nın yeni "devrimci" forması sayesinde, futbol ile Che'nin bağlantıları ölümünden 40 yıl sonra yeniden canlanmış oldu.
Kaynak: BBC Türkçe İnternet Sitesi
Brezilyalı futbol takımının formasında Che fotoğrafı
Formalarında Che Guevara portreleriyle sahaya çıkan bir takımın futbolcularını görseniz, onların Küba milli takımı oyuncuları olduğunu düşünmeniz pek de şaşırtıcı olmaz. Ancak, bu futbolcular Rio de Janeiro banliyösünde küçük bir Brezilya futbol takımının, Madureira Esporte Clube'nin oyuncuları.
Bu yılın başlarında Madureira yeni formalarından birinin tasarımında devrimci liderin Alberto Korda tarafından çekilmiş ünlü fotoğrafına yer vermeye karar verdi.
Şimdiye kadar bu forma sadece kulübün minyatür saha futbol liginde mücadele eden 7 oyuncudan oluşan takımı tarafından giyildi.
Bu yeni formayı giyen takım da, Brezilya'da yedi oyunculu lig şampiyonluğunu kazandı.
Dünyada futbol taraftarları ve Che Guevara destekçileri arasında etkisi o kadar olumlu oldu ki, kulüp Brezilya üçüncü liginde oynayan as futbol takımı kadrosuna da bu formayı giydirmeyi düşünüyor.
Formadaki Che Guavera'yla ilgili semboller fotoğraftan ibaret değil. Ünlü liderin sloganlarından biri de forma numaralarının hemen üstüne işlenmiş: Hasta la Victoria Siempre (Zafere kadar daima).
Özel forma, kulübün futbol takımının Küba'yı ziyaretinin 50. yıldönümünü anmak üzere hazırlanmış.
1963 yılında gerçekleştirilen ziyaret sırasında futbolcular, Arjantin doğumlu ünlü gerilla komutanıyla da bir araya gelmişti.
Küba ziyareti
Küba diktatörü Batista'ya karşı zaferle sonuçlanan gerilla mücadelesinde, Fidel Castro'nun yanında savaşmıştı Che Guevara.
Futbolcular ülkeyi ziyaret ettiklerinde de Küba devriminin üzerinden sadece dört yıl geçmişti.
Küba'da kaldıkları sürede beş maç yaptı Madureira ve beşini de kazandı. 18 Mayıs 1963'te Havana'daki son maçı izleyenler arasında spora çok meraklı bir isim de vardı: O sırada Sanayi Bakanlığı görevini üstlenmiş olan Che Guevara.
Madureira'nın 3-2 zaferiyle sona eren maçın ardından Che oyuncularla tokalaştı, birlikte resim çektirdi.
Garrincha ve Pele önderliğinde, 1958 ve 1962 yıllarında İsveç ve Şili'deki dünya kupalarında zafere ulaşan Brezilya milli takımının başarısının ardından, futbolseverler için Brezilyalı futbol takımlarını izlemek büyük bir olay haline geldi.
Madureira'nın o dönemdeki başkanı Jose de Gama'nın aklına da takımını bir dünya turuna çıkarma fikri geldi.
Dünya turu, Brezilyalı büyük kulüpler için önemli bir gelir kapısıydı, özellikle de sponsorluk anlaşmaları ve televizyon gelirlerinin pek gündemde olmadığı bir dönemde.
Dolayısıyla, Jose de Gama için Kolombiya, Kosta Rica, El Salvador, Meksika ve Küba'yı da kapsayan bir tura çıkmanın iyi bir adım olarak görünüyordu.
Brezilya'da yayımlanan Extra gazetesinin sorularını yanıtlayan tarihçi Ronaldo Luiz Martins, ''Girişimci bir ruha sahipti. Piyasaların yönelimini, başkalarından önce görüyordu'' sözleriyle değerlendiriyor Gama'yı.
İkonik imge
Che'nin fotoğrafları her zaman futbol hayranları arasında popüler olmuştur, birçoğu tişört ve bayraklarının üzerinde ünlü liderin resmini taşır.
Hatta Arjantinli futbol efsanesi Diego Armando Maradona'nın sağ kolunda bir Che dövmesi var.
Ama Barcelona Üniversitesi'nden Prof. Carles Vinas göre, bir profesyonel kulüp ilk kez resmi forması için Che'nin görüntüsünü seçmiş oldu.
Che de futbol oynadı
Aynı zamanda bir spor yazarı olan Vinas, Che Guevara'nın futbol ile bağlarının çocukluk yıllarına kadar uzandığını söylüyor.
İlk kez ülkesi Arjantin'de okulda futbol oynamaya başlayan Che Guevara, astım hastası olduğu için kullandığı solunum spreyini yakınında tutabileceği bir pozisyonu, kaleciliği seçmiş.
Ancak tarihçi Vinas, Che'nin asi karakterinin kendini ilk kez o sıralarda gösterdiğini söylüyor. Sağlığı için kötü olacağını düşünen ailesinin ısrarlarına rağmen futbol oynamaya devam etmiş Che.
Motorsikletle Güney Amerika'da gerçekleştirdiği seyahat sırasında da bir kaç kez futbol oynamış. Maç yaptıkları kişiler arasında Peru'daki cüzzam hastaları da var. Daha sonra babasına yazdığı mektupta şöyle diyor gerilla lideri:
''Manasız bir gösteriş gibi görünebilir belki, ama genelde bir hayvan muamelesi görenler için kendilerine normal birer insan gibi davranılmasının psikolojik yararları paha biçilemez.''
Madureira'nın yeni "devrimci" forması sayesinde, futbol ile Che'nin bağlantıları ölümünden 40 yıl sonra yeniden canlanmış oldu.
Kaynak: BBC Türkçe İnternet Sitesi
Etiketler:
brezilya,
che,
devrim,
forma,
fotoğraf,
guevara,
hasta,
küba,
la,
Madureira Esporte Clube,
siempre,
victoria
12 Ocak 2014 Pazar
2014 Spor Takvimi
2013' ü öyle böyle bitirdik, 2014' ün ilk ayını da yarıladık nerdeyse. Peki 2014' te bizi bekleyen spor organizasyonları neler? Açıklanmış ve takvimi belli olanları aşağıya listeledik. Sabırlı beklemeler.
Ocak: Bizde Süper Lig tatile girdi ama bu ay İngiltere, İtalya ve İspanya'da yarış tam gaz devam edecek. Türkiye Kupası'nda ise ocak ayında yoğun mesai var. Ay ortasından itibaren iki gruptaki tüm zorlu mücadeleleri atv ve a Haber ekranlarından takip edebilirsiniz. Ayın en görkemli spor organizasyonu ise kuşkusuz Avustralya Açık Tenis Turnuvası. 13 Ocak'ta başlayacak olan turnuva, 26 Ocak'ta sona erecek.
Şubat: Bizle beraber Almanya, Fransa da futbola geri dönecek. Dünyanın en görkemli spor organizasyonlarından biri olan ve kurallarını bilmeseniz bile sizi ekran başına kitleyen NFL'in SuperBowl finali 2 Şubat'ta New Jersey'de oynanacak. Ayın en önemli organizasyonu şüphesiz, komşu Rusya'daki Kış Olimpiyatları. 7-23 Şubat arasında Soçi'de yapılacak Kış Olimpiyatları için Putin kesenin ağzını açtı ve 50 milyar dolar harcadı. Açılış töreninin büyük bir gövde gösterisine dönmesi bekleniyor. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea ile oynayacağı ilk maç ise 26 Şubat'ta. Trabzonspor da Avrupa Ligi'nde 20 Şubat'ta Juventus deplasmanında. Rövanş 27 Şubat'ta Trabzon'da.
Mart: Atletizmde Dünya Salon Şampiyonası 7-9 Mart arasında Polonya'da. Paralimpik Kış Olimpiyatları ise 7-16 Mart arasında yine Soçi'de. Galatasaray, 18 Mart tarihinde Londra'da Chelsea ile rövanş maçına çıkacak. Formula 1 sezonu Melbourne'da açılacak. Avustralya Grand Prix'si 16 Mart'ta, Malezya ise 30 Mart tarihinde.
Nisan: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde çeyrek final maçları da ayın ilk 10 gününde oynanacak. 13 Nisan tarihinde Londra Maratonu koşulacak. Formula 1'de nisan ayının durakları Bahreyn, Çin ve Teksas. Ay sonunda ise Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı final maçları var.
Mayıs: Atletizm tutkunları 9 Mayıs tarihini ajandalarına yazsın. Doha'da Diamond Lig var. Ay boyunca bisikletseverlerin gözü İtalya Bisiklet Turu'nda olacak. Avrupa Ligi finali, 14 Mayıs tarihinde Torino'da. İngilizler FA CUP finalini Wembley'de 17 Mayıs tarihinde oynayacak. Dünya Kupası nedeniyle geçen sezondan daha erken sona erecek olan lig maratonlarının kreması, 24 Mayıs'ta Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finali olacak. Roland Garros Tenis Turnuvası 25 Mayıs'ta başlayacak ve 8 Haziran'a kadar sürecek.
Haziran: Biz yine yokuz ama Dünya Kupası, Brezilya'da bir başka güzel olacak. Kumandanıza sahip çıkın, çünkü 12 Haziran'da başlayacak olan Dünya Kupası'nın finali 13 Temmuz'da. Formula 1 sevenler için Kanada, Avusturya Grand Prix'leri haziran ayında. Atletizmde Diamond Lig, 14 Haziran'da New York'ta. Tenisseverlerin olmazsa olmazı Wimbledon Açık ise 23 Haziran'da başlayacak ve 6 Temmuz'da sona erecek.
Temmuz: Dünya Kupası'nın 13 Temmuz'daki finali en önemli gün ama 5-27 Temmuz arasındaki Fransa Bisiklet Turu ekran başında görsel bir şölen vaat ediyor. 5 Temmuz'da Paris'te, 18 Temmuz'da ise atletizm meraklıları için Monako'da Diamond Lig var. Almanya ve Macaristan Grand Prix'leri de temmuz ayında.
Ağustos: Avrupa'da tüm futbol ligleri yine bu ayda start alacak. İngiltere Premier Lig'de ilk hafta maçları 16 Ağustos'ta. 18-24 günleri arasında Berlin'de Avrupa Yüzme Şampiyonası var. Zürih ise 12-17 Ağustos günleri arasında Avrupa Atletizm Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. 23 Ağustos-14 Eylül arasında ise İspanya Bisiklet turu var. Belçika Grand Prix'si 24 Ağustos'ta. 24 Ağustos'ta Birminhgham'da ve 28 Ağustos'ta Zürih'te Diamond Lig var. Amerika Açık Tenis Turnuvası da ayın son haftasında, 25 Ağustos'ta başlayacak ve finali 8 Eylül tarihinde.
Eylül: Sonbaharla birlikte Şampiyonlar Ligi heyecanı yine başlayacak. Eylül ayında İspanya Santander'deki Dünya Yelken Şampiyonası dışında büyük organizasyon yok. Formula 1'in durakları İtalya, Monza (7 Eylül) ve Singapur'da (21 Eylül).
Ekim: Ayın 3'ünde Çin'de başlayacak ve dokuz gün sürecek Dünya Jimnastik Şampiyonası'nı kaçırmayın. Futbolda Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde grup maçlarının yanı sıra milli maçlar da ekim ayında yoğunlaşacak. 5 Ekim'de Japonya'da, 12 Ekim'de Kış Olimpiyatları'na da ev sahipliği yapan Soçi'de Formula 1 yarışları var. MotoGP ay boyunca, Japonya, Avustralya ve Malezya'da koşulacak.
Kasım: 2014'te belki de en kısır ay. Spor takviminde kasım ayında büyük bir şampiyona yok ama her dalda liglerde yarış kızışacak. Basketbolda Euroleague maçları kaçmaz. 2 Kasım'da Austin'de, 9 Kasım'da Sao Paolo'da, 23 Kasım'da ise Abu Dabi'de Formula 1 yarışları var.
Aralık: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde 2015 yılında yola devam eden takımlar belli olacak. 3-7 Aralık arasında Doha'da Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası var.(Pazar Sabah)
Kaynak: Aceto Balsamico Blog
Etiketler:
2013,
2014,
Basketbol,
F1,
futbol,
kış,
Olimpiyat,
spor,
Şampiyonlar Ligi,
takvimi,
Tenis,
yelken
3 Ocak 2014 Cuma
Pray For Schumi...
Michael Schumacher: Son bir yarış daha
Sadece Formula 1'in değil tüm spor tarihinin gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden biri Michael Schumacher. Belki de en özeli en değerlisi. 1991 yılında Jordan takımı pilotu Bertnard Gachot isimli genç Londra'da bir taksi soförüne göz yaşartıcı gaz sıkıp iki ay hapis cezası alınca Michael Schumacher'in Jordan takımı ile tek yarışlık Formual 1 kariyeride başlamış oldu. Benetton takımı ile 94 ve 95 yılında kazanmış olduğu iki üstüste şampiyonluk bile hala çok büyük bir etki yaratamamıştı.Milenyumun hemen başında Ferrari adına kazandığı ve takım adına yıllar sonra gelen bu önemli şampiyonluk efsanenin kariyerinde ikinci büyük kıvılcımı olmuştu. 2001 yılı sezonu başında Maranello'da italyanca yaptığı konuşmada aynen şunları söylemişti. Ben bir film yıldızı değilim. Bir şeyler sizde ya doğuştan vardır ya da yoktur. Duyguları değiştiremezsiniz dediğinde tifosiler bu adamın gerçekten özel biri olduğunu yavaş yavaş fark etmeye başlamışlardı.
Bazen bir sporcuyu özel kılan şey sadece kazandığı başarılar değildir ki sözü edilen başarı bu sporun tüm rekorlarını tüm istatistiklerini paramparça etmiş olan kişi için söyleniyor bile olsa. 91 yarış galibiyeti 68 pol pozisyonu 7 kez dünya şampiyonluğu ve daha niceleri. Aslında Michael Schumacher'in kariyerinde karakterini tam olarak özetleyen, onu şampiyonluklarından daha çok özel bir adam haline getiren bir çok satır başı var. 1999 yılında Silverstone pistinde yaklaşık 230km/s süratle lastik bariyerlere gömülüp ayağını kırıdığında,yanına gelen şef doktorun iyimisin sorusuna benim için iki şey yap önce karımı ara sonra o yıllarda takımın partonu olan Jean Todt'a diğer aracın frenlerini kontrol etmesini söyle demesi onun insancıl tarafını gözler önüne sermişti. 1998 Belçika'da David Coulthard'ın yağmur altında ansızın yavaşlaması sonrası ona arkadan çarpması ve Mclaren garajını basıp ona saldırmaya çalışmasından yıllar sonra yaptığı hareketin yanlış olduğunu itiraf etmesi onun hatalarından ders aldığının ve olgunlaştığının bir kanıtıydı. 2000 yılı İtalya GP sonrasında aslında en çok saygı duyduğu ve onu bir numara olarak nitelendirdiği başka bir efsane pilot Brezilyalı Ayrton Senna ile olan galibiyet sayılarını eşitlediğinde tüm dünyanın gözü önünde basın toplantısında hıçkıra hıçkıra ağlaması aslında Senna ile olan anılarının çok iyi olmamasına karşın efsane pilota ne denli büyük saygı duyduğunun gözyaşları ile apaçık bir ifadesiydi.
Aynı yıl Belçika'nın efsanevi pisti Spa'da Mika Hakkinen ile yaklaşık 340km/s süratle ettikleri dans hala tüm zamanlarının en iyi mücadelesi olarak gösterilir ve her ne kadar bu savaşı kaybetmiş olsa da Michael'in kariyerinde ki cesaret madalyalarından sadece bi tanesidir. 2006 Monaco sıralama turalarında kurnazca biçimde La Rascasse virajının içinde durup diğer pilotların zaman turunu engellemeye çalışması her ne kadar etik olmasada zekasının ne kadar yüksek olduğunu ve kazanmak adına her şeyi yapmaya çalışması nerdeyse takdir toplamıştı. 1998 İngiltere'de durk kalk cezasını yarış son turunda finiş çizgisini pit alanında geçtikten sonra çekmesi tüm zamanların en dahiyane hareketlerinden biri olarak gösterildi.
Michael Schumacher'i özel yapan yüzlerce sebep gösterilebilir. Ama onu özel yapan sadece pistte gösterdiği başarılar değil pist dışında da ne denli büyük bir insan olduğunu bize göstermişti. Bir çok yardım kuruluşuna destek olmasının yanında güney Asya'da meydana gelen Tsunami felaketi sonrası bir çok ülkenin topladığı parayı tek başına geçerek yaklaşık 10 milyon dolar bağış yapması tüm dünyayı kendine hayran bırakmıştı. İlerlemiş yaşına rağmen 2010 yılında Mercedes takımı ile Formula 1'e geri dönmesi kimileri tarafından çok eleştirilse de o tutkularının peşinden gitmeye devam ediyordu. Başarız geçen üç yılın ardından ise Formula 1 sahnesinden tamamen çekildi.
Geçtiğimiz pazar günü Fransız Alplerinde yıllardır en sevdiği hobilerinden biri olan ve yıllardır yaptığı kayak sırasında kaza geçirerek başından ciddi şekilde yaralanıp Fransa'da Grenoble hastanesine kaldırıldı ve suni komada tutularak hayati tehlikeyi bir an önce atlatması bekleniyor. Tüm dünya ondan gelecek iyi haberlere kenetlenmiş durumda ve herkesin hem fikir olduğu tek bir konu var oda bunu dünyada başarabilecek Michael Schumacher'den daha iyi bir isimin bulunmadığı.. Dünyada ki tüm spor otoriteleri sporcular taraftarlar azrailin kendine çok güçlü bir rakip seçtiği görüşünde neredeyse hem fikir. 91 yarış galibiyeti bulunan alman pilotun en değerli galibiyetinin bu olacağı ve damalı bayrağı ilk sırada görmesi için neredeyse herkes dua ediyor. Bugün Michael Schumacher'in 45. doğum günü... Bu özel günde herkes ondan kendine ve sevenlerine en büyük hediyeyi vermesini istiyor.. Tabiki 92. ve en özel yarış galibiyetini...
Kaynak: Radikal Blog - Korhan Savran / http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/michael-schumacher-son-bir-yaris-daha-44944
2 Ocak 2014 Perşembe
Şimdi Reklamlar!
Cnbce.com' dan spor ekonomisti Okan Can, Spor Toto Süper Lig takımlarının forma-göğüs reklamı sorununu yazmış. Biz de daha önce benzer bir konuyu "Hak"lı olmak..." başlığıyla, Bursaspor özelinde ama biraz da lig geneline değinerek yazmıştık. O günden bu yana sorun daha da büyümüş durumda. Yazıyı aynen aşağıya alıntılıyorum.
____________________________________________________________
Süper Lig'de ilk yarı geride kalırken birçok formada reklam alanları boş kaldı. Sponsor gelirleri geçen yıla göre yüzde 10 azaldı. Spor ekonomisti Tuğrul Akşar, düşüşün nedenlerini açıkladı.
Türkiye’de futbol ekonomisinin büyüklüğü 700 milyon Euro'ya ulaşmasına karşın sponsor gelirlerinde düşüş yaşanıyor. Spor Toto Süper Lig’de ligin ilk yarısı geride kalırken birçok kulübün formaları boş kaldı.
GELİRLER YÜZDE 10 AZALDI
2012-2013 futbol sezonunda toplam forma geliri yaklaşık 40 milyon Euro’yu bulurken bu sezon yüzde 10 düşüşle 36 milyon Euro’ya geriledi.
EN BÜYÜK PAY FENERBAHÇE’NİN
Sponsor gelirlerinde Fenerbahçe 9,5 milyon Euro ile ilk sırayı alırken, onu 7,75 milyon Euro ile Galatasaray izliyor. Beşiktaş 3,9 milyon Euro, Trabzonspor da 1,5 milyon Euro gelir elde ediyor.
22 REKLAM ALANI BOŞ KALDI
Göğüs, sırt, kol ve şort bölümlerine reklam alan kulüpler geçen yıl 13 bölümde sponsor bulamazken bu yıl boş kalan reklam alanı 22’ye çıktı. Bir başka deyişle, sponsorların yarısı çekildi.
ANTEP TAMAMEN SPONSORSUZ
Süper Lig’de Fenerbahçe, Galatasaray, Karabük, Sivasspor ve Elazığspor’un formaları dolarken, sadece Gaziantepspor’da hiçbir reklam bulunmuyor. Bursaspor ve Kayserispor’da ise gögüs bölümü boş kaldı.
İNGİLTERE TÜRKİYE'NİN DÖRT KATI
Avrupa liglerinde ise geçen yıla göre gelirler arttı. İngiltere Premier Lig yaklaşık 160 milyon Euro ile forma gelirlerinde ilk sırayı alırken, Almanya Bundesliga 127,8 milyon Euro ile ikinci, İspanya La Liga 85,7 milyon Euro ile üçüncü durumda bulunuyor.
DÜŞÜŞÜN NEDENLERİ
Peki Avrupa’da sponsor gelirleri artarken Türkiye’de neden düşüyor? CNBCe.com’a konuşan spor ekonomisti Tuğrul Akşar, bunun en önemli nedeninin marka değeri ve şike davası olduğunu belirtti. Şike davası ve UEFA’dan gelen cezadan sonra futbola olan ilginin azaldığını belirten Akşar rekabette de dengenin bozulduğunu söyledi. Akşar ”Şike olayları futbola ilgiyi azalttı ve rekabet bozuldu. Örneğin Fenerbahce şampiyon olsa bile Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyecek; bu hem marka değeri, hem de futbola ilgide kayıp yaratıyor. Sponsorlar için cazip bir durum söz konusu değil” dedi. Akşar, kulüplerde satış pazarlaması ve stratejisi olmadığını belirterek ”Performanslarında devamlılık da yaratamıyorlar, bu da sponsorlar için sorun yaratıyor” diye konuştu.
(Kaynak: Formalar neden boş kaldı?)
Etiketler:
Beşiktaş,
bursaspor,
cnbce,
ekonomi,
Fenerbahçe,
forma,
Galatasaray,
Gaziantepspor,
göğüs,
ingiltere,
premier,
reklam,
Sponsor,
Spor Toto Süper Lig
22 Aralık 2013 Pazar
Üüüüçç Biiiİİİiiirr...
45 ve 71'de Karikari, 62'de Ali Öztürk. Sonuç,
Balkes 3 - 1 Kahramanmaraşspor. Yoğun sise ve ciddi soğuk havaya rağmen iyi taraftar vardı. Hemen yanımda 2 kadın taraftar vardı örneğin. Beraber gelmişler maça. Şehir inancını ve desteğini sergilemeye, takım da bu desteğe karşılığını fazlasıyla vermeye devam ediyor. Allah hepimize sezon sonunda "Şampiyon Balkes" diye şehri inletmeyi nasip etsin. :)
Son bir alkış da, (her hafta olduğu gibi yine) maçtan önce misafir taraftarlara "hoşgeldiniz" tezahüratı yapan, başlama vuruşu öncesi 2 takımı el ele tribüne çağıran, maç bitimine doğru Kahramanmaraşspor takımına tezahürat yapan ve misafir taraftar kardeşlerimiz stadtan ayrılırken, arkalarından "Hepiniz Allah' a emanet olun" tezahüratı yapan 10Kolik kardeşlerime gelsin. Maçın ayrıntıları ve özet videosu için Hayalet10Kolik Blog' u ziyaret edebilirsiniz.
Etiketler:
1.lig,
10kolik,
3-1,
ali,
balıkesirspor,
kahraman,
karikari,
maraş,
Öztürk,
ptt,
spor,
Şampiyon
20 Aralık 2013 Cuma
REFLEKS
Pazar günü, ligdeki durumumuz açısından son derece önemli bir maça çıkacağız. Şampiyonlar ligindeki Juventus galibiyeti ve bu galibiyetin yarattığı olumlu havanın lige yansıması ne yazık ki beklendiği gibi olmadı. Gençlerbirliği maçındaki oyun ve skor, ben dahil hemen hemen herkesi üzdü. Ancak; hafta arası Türkiye Kupasında Balıkesirspor’ la oynanan ve yedek ağırlıklı 11’ le çıkılan maçta alınan 4-0’ lık galibiyet, biraz olsun rahatlattı.
Trabzonspor’ un başında, ligin belki de en başarılı yerli teknik direktörlerinden biri olan Mustafa Akçay var. Mustafa hocanın bu görevi, Trabzonspor’ un PTT 1. Ligde mücadele eden altyapı-pilot takımı 1461 Trabzon’ la elde ettiği başarıların ardından bir nevi ödül olarak aldığını belirtmek gerek. Göreve geldikten sonra sergilediği performansı, bu ödülü ne kadar fazlasıyla hak ettiğini gösteriyor. Yaptırdığı yerinde transferler, kurduğu sistem, oynattığı futbol, Avrupa ligindeki başarısı, Trabzonspor’ u “Avrupa ligini kazanabilirler” denilen bir takım yaptı. Takımını motive etmek konusunda oldukça başarılı bir teknik adam. Pazar günkü maçta da en büyük silahı bu olacaktır.
Oyuncularına, bu maçın Türkiye’ nin Avrupa’ da mücadele 2 takımının maçı olduğunu, yani bir nevi Avrupa maçı oynadığımızı hatırlatması ve üstüne, oyuncularına şunu söyleme ihtimali oldukça yüksek. “Bu maçta, bizi Türkiye Kupasından hem oyun hem de skor olarak çok kolay şekilde eleyen Balıkesirspor’ u, yedek ağırlıklı bir kadroyla 4-0 yenen bir takımla oynayacaksınız.”
Motivasyon etkisi oldukça yüksek sözler olduğunu inkar edemeyiz. Burada önemli olan, bizim bu motivasyona karşı nasıl bir refleks sergileyeceğimiz. Rakibin olası etkili oyununa karşı, gol yesek dahi sakin kalıp, kendi oyunumuzu oynamaya devam etmek, ve maç boyu hücum planında her hangi bir değişikliğe gitmeden oluşturulacak oyuncu kadrosu galibiyetin kilit anahtarları olur. Rakibin etkili adamlarına, kendi sahamızda değil hücum alanı olan oyunun 3. bölgesinde yapılacak baskı, rakibin oyun kurmasını da engelleyeceğinden çok önemli.
Hafta sonu, hepimizi çok zevkli bir maç bekliyor. Kazanan tarafın Galatasaray olmasını dileyerek bitirelim yazıyı.
Etiketler:
akçay,
Ali Sami Yen,
balıkesirspor,
Derbi,
Galatasaray,
lig,
maç,
Mustafa,
önü,
Refleks,
spor,
STSL,
süper,
toto,
Trabzonspor,
TT Arena,
yazısı
16 Eylül 2013 Pazartesi
Devrim Cenk Ulusoy...
Yeniden merhaba. Meslek gereği (malum, turizm sektöründeyiz) yaz aylarında yoğunlaşan işler nedeniyle bloga bir müddet ara vermek durumunda kalıyoruz. Ama artık blogu yeniden, yavaş yavaş ısıtmak gerek.
Uzun bir aradan sonra blogun ilk yazısını Devrim Cenk Ulusoy' a ayıracağız. O Türkiye'nin ve dünyanın sayılı dalgıç ve su altı sporcularından biri. Kariyeri başarılarla dolu bir serbest dalışçı. Sporun neredeyse her alanında yaşanan başarısızlıklar ve skandallar arasında ne kadar yer alır, % 90 futbola, belki biraz da basketbola endeksli spor medyamızın içi boş sayfalarında ne kadar yazılıp çizilir bilemem ama; Devrim Cenk Ulusoy az önce, "paletsiz ip destekli serbest dalış" branşında, 81 mt. ile kendisine ait olan dünya rekorunu geçerek, 86 mt. ye yükseltti. Süresi ise 2.57 sn. Ulusoy, twitter hesabından yaptığı açıklamada da, 90 mt. dalış denemesi çalışmalarına hemen başladığını duyurdu.
Kendisiyle ve yaptıklarıyla ilgili ayrıntılı bilgi almak isterseniz,
kişisel web sitesi > devrimcenkulusoy.com.tr
Kendisini kutlamak isterseniz de;
Twitter hesabı > @dcu_ulusoy
Facebook Sayfası > Devrim Cenk Ulusoy
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Oğlum!...

Spor yazarı ve "ANNE" Banu Yelkovan; Fenerbahçe - Galatasaray maçı öncesi, sırası ve sonrasında yaşanan üzücü ve herkesin tepkisini çeken olaylara, ve bu ortamı yaratanlara yazdığı köşe yazısıyla yanıt verdi. Yazısının merkezine ailesini ve oğlunu koyan Yelkovan'ın yazısı, adeta ders niteliğinde. Okuyunca bloga taşımadan edemedim.
"Dokunanı yakarım!
Ülkemizdeki şiddet ortamı çocukluğumuzdan itibaren bizi sarıp sarmalıyor. Ama 'ebeveyn' olunca insan etrafa farklı bakıyor. Artık tarafımı açıklama zamanı geldi.
Kaç yaşındaydım tam hatırlamıyorum ama küçüktüm... Sokaktan pat pat bir gürültüler bağrışmalar geldi, balkona fırladık.. Tam karşı apartmanın altında, vesikalık fotoğraflarımızı çektirdiğimiz, tatil fotoğraflarımızı bastırdığımız Foto Mehmet’in kapısından iki genç çıktı, koşarak uzaklaştılar... “Allah Allah ne oldu” derken Mehmet abi kanlar içinde sürünerek kapı ağzına geldi... Kapı komşusu bakkal göklere yükselen bir çığlık attı, yoldan geçenler kaçıştı, biz iki küçük kız çocuğu balkonda bakakaldık... Annem, “Çabuk içeri girin” diye bağırdı... Perde aralığından bakmamıza da izin vermedi. Sonra komşulardan öğrendik ki Mehmet Abi o öğleden sonra hastanede ölmüş... Zaten solcuymuş. Solcu ne demek bilmiyorduk. “Zaten solcuymuş” ne demek hiç anlamadık. Ebru solak olduğu için bir süre tırstı. O görüntü gözümün önünden hiç gitmedi.
Sonra 12 Eylül oldu. Annem evdeki Ruhi Su, Cem Karaca, Edip Akbayram plaklarını kırdı. Plaklardan geriye iki Seyyal Taner, bir Füsun Önal kaldı.. Biz hala küçüktük, Ruhi Su’yu pek dinlemezdik de Cem Karaca’nın ‘Düştük Mahpus Damlarına’ plağının kırılmasına çok ağladık. Favori dans şarkımızdı..
Annem o furyada albümlerden babamın sendikacı arkadaşlarıyla çektirdiği resimleri ayıkladı, ortadan kesti, babamsız yarıları küvette yaktı. Annemin fotoğraf operasyonu sonrası albümler çok komik oldu; Babam kolunu olmayan birinin omzuna atmış gülüyor, olmayan birileriyle karşılıklı göbek atıyor, bedeni olmayan kollarla kadeh tokuşturuyor.. Bakıp
bakıp gülerdik: “Bak İlhan Amcanın koluyla babam düğünde!”
Babam banka müdürüydü ama sendikacıydı da... Her yeri geldiğinde, diyelim kardeşimle ben misafir çocuklarla oyuncuklarımızı paylaşmadığımızda BİLE, eşitlikten, adaletten, kardeşlikten bahsederdi. Kendi çocukken sopadan yaptığı oyuncağı anlatırdı, hiç oyuncağı olmayan çocukların hikâyelerini, biri bize aynısını yapsa hoşumuza gidip gitmeyeceğini... Uzun uzun anlatırdı, acayip sıkılırdık. Oyuncağı değil paylaşmak, hediye edip kurtulasımız gelirdi.
Ama etmezdik, nitekim bizim de öyle çok oyuncağımız yoktu.
Ben işte o yıllarda bir ara, belki Mehmet Abi öldüğü için, belki dans ettiğim plaklar kırıldığı için ya da annemin bütün önlemlerine rağmen babam yine de tutuklandığı için, işte tamamen böyle apolitik sebepler yüzünden apolitik oldum... Başkası çok benzer sebeplerden koyu militan olmuştur, olabilir. Bünye. Benimki böyle tepki verdi. Nasıl sen aynı benzer ve anlamsız sebeplerden Fenerbahçeli oldun, ben aynı ve anlamsız sebeplerden Galatasaraylı oldum, onun gibi. Anladın?
Sonra büyüdüm. Çocuğum oldu. Eskiden yine bir göz atardım ama çocuktan sonra (tanıdığım pek çok anne gibi) gazetelerin 3. sayfa haberlerini pas geçmeye başladım. İnsan, başka bir insanı koşulsuz ve sonsuz sevebilme kapasitesini ilk elden deneyimlerken, kalbi bu kadar nefreti kaldırmıyor. Başka annelerin çocuklarının, başka annelerin çocuklarına reva gördükleri şiddeti bilmek istemiyor. Küçük kutulara sığan bunca hayat, bunca ölüm, bunca şiddet, bunca vahşet, bunca tecavüz ağır geliyor.
Sen yaşı daha küçük üzülmesin diye klasik masalların sonunu değiştirirken “Yok yavrum, Pamuk Prenses’in annesi ölmedi, tatile gitti... Aa kurt babaannesini neden yesin? O dolaba saklandı” diye saçmalarken, çocuğa elinden geldiğince dostluğu, kardeşliği, spor sevgisini aşılamaya çalışırken televizyona bakıp “Volkan, Sabri’yi neden boğuyor?” diye sorunca afallıyorsun... El kadar çocukların gözüne sıkılan biber gazını seninkine sıkılmış gibi hissediyorsun... Onların gözyaşları, seninkinin gözünden akıyor...
Volkan Sabri’yi neden boğuyor bilmiyorum oğlum. Sabri Volkan’ı neden tırmaladı bilmiyorum. O muzu sallayanın, o şişeyi atanın, o küfrü edenin, o gazı sıkanın ruh halini anlamıyorum. Ama günün birinde biri, “Senin oğlunu bıçakladılar, öldü, Emre Melo’yu tahrik etmiş de” diye karşıma gelirse ona ne yapacağımı çok iyi biliyorum. Yeter be... Sizin erkek egemen kültürünüzden de, futbolunuzdan da, şiddetinizden de, sahte söylemlerinizden de... Siz kimin oğlunu öldürüyorsunuz? Bu böyle bilinsin, artık tarafım... Siz nerede duruyorsanız, tam karşınızdayım... Oğluma dokunanı yakarım..."
7 Mayıs 2013 Salı
Bursa Seni Unutmaz...
Hayat işte. Birileri geliyor, birileri gidiyor. Ama bazı insanlar, yaptıklarıyla "birileri" kavramının çok ötesine geçiyor. Televizyon'da son dakika haberi olarak geçtiklerinde şoke oldum resmen. O kadar beklemiyordum ki!
Sonra radyoda bir haber okudu spiker. "Trabzonspor başkanı Sadri Şener, yapılacak olağan genel kongrede aday olmayacağını açıkladı" diye. Aklımdan bir şeyler geçti şöylesine; "bak; bazıları zoru görünce, işler beklediği gibi gitmeyip karışınca nasıl kaçıyor. Sen kaçmadın. Bursaspor'un en zor zamanlarında hep ayakta ve en öndeydin. Ama sen de en olmadık zamanda gittin be başkan."
Rahmetli Özhan Canaydın ve Nejat Biyediç' den mütevellid severim Bursa'yı da Bursaspor'u da. Nur içinde yat başkan. Allah sevenlerine sabırlar versin.
Sonra radyoda bir haber okudu spiker. "Trabzonspor başkanı Sadri Şener, yapılacak olağan genel kongrede aday olmayacağını açıkladı" diye. Aklımdan bir şeyler geçti şöylesine; "bak; bazıları zoru görünce, işler beklediği gibi gitmeyip karışınca nasıl kaçıyor. Sen kaçmadın. Bursaspor'un en zor zamanlarında hep ayakta ve en öndeydin. Ama sen de en olmadık zamanda gittin be başkan."
Rahmetli Özhan Canaydın ve Nejat Biyediç' den mütevellid severim Bursa'yı da Bursaspor'u da. Nur içinde yat başkan. Allah sevenlerine sabırlar versin.
Etiketler:
Başkan,
bursa,
etti,
ibrahim,
nejat biyediç,
özhan canaydın,
rahmetli,
seni,
spor,
unutmaz,
vefat,
yazıcı
4 Nisan 2013 Perşembe
UEFA, Platini ve Kapitalist Futbol Hastalığı

Dün gece, Avrupa'nın kulüpler düzeyindeki en büyük kupası olan Şampiyonlar liginde bir maç oynandı. Real Madrid - Galatasaray.Galatasaray maçı 3-0 kaybetti. Yenilmek, 3 gol yemek sorun değil. Sonuçta bu Real Madrid ve böyle bir skor bir hayli ihtimal dahilinde.Beni sinirlendiren ve zoruma giden, hakemin aleni şekilde Real Madrid'i kollaması. Bu tamamem Platini'nin yarattığı bir sistem.
Büyük finallerde büyük takımlar olmalı, daha fazla bilet, daha pahalı yayın hakkı satışları, daha çok ve paralı sponsor, daha çok bahis geliri mantığının yarattığı sonuç, dün akşam sahada rezaletin de ötesinde bir hakem performansı izlememize sebep oldu.
Avrupa'da, uluslar arası kategoride organizasyonlar düzenlenmeye başlandığından beri değişmeyen acı bir gerçeğin, "Türk takımlarına karşı Avrupa'lı rakip takımı kollayan yabancı hakem" gerçeğinin, olabilecek en iğrenç şekliyle yüzleştik dün gece.
Verilmeyen 2 penaltı, yanlış kararlar, tarihe geçecek nitelikte bir ters kararın sebep olduğu 3. gol. Ve daha fazlası. Platini'nin; Barcelona, Real Madrid, Borussia Dortmund, Bayern Münih' li yarı final rüyasının(!) gerçekleşmesi için her şey yapıldı. 3. golü yememize sebep olan yanlış kararı doğru vermiş olsaydı o pozisyonun gereği aynı zamanda sarı kart olacaktı.Böylece Ramos, son dakikada gördüğü 2. sarı karttan dolayı kırmızı kartla oyun dışı kalacak ve daha fazla ceza alacaktı.
Dünya; dün akşamdan sonra bu maçı Real Madrid' in zaferi olarak hatırlamamalı. UEFA ve Platini' nin utancı olarak hatırlamalı.
Maça ve Galatasaray'ın performansına gelecek olursak. Çok kötü oynadığımızı söyleyemeyiz. Zaman zaman istediklerimizi yaptık.Kendi oyunumuzu sahaya yansıtabildik. Pozisyonlar bulduk, bolca şut denedik ama bir türlü ihtiyacımız olan golü bulamadık.Özellikle ilk 20-25 dakikada, ceza sahası içinden ve yakın çevresinden bulduğumuz 4-5 şut şansı vardı ki; rakip kaleciye ve savunmaya "her an vurabilirim" mesajı vermek adına önemliydi. O tedirginliği sürekli yaşamaları gerekliydi.
Ancak oyunun geneline bakıldığında, devamlılık gerektiren işlerde eksik kaldığımızı görmek zor değil. Daha hızlı düşünmeli, daha çabuk pas yapmalı ve gol bulmalıydık. İşin savunma yönünde de zaman zaman kritik hatalar yaptık. Real Madrid' in forvet arkasındaki üçlüsü Ronaldo - Mesut - Di Maria üçgeninin, kusursuz uyguladığı "değişken" hücum anlayışı karşısında bazen ne yapacağımızı şaşırdık. İlk 2 golü de bu sebeple yedik zaten.
Olmadı. Sağlık olsun. Sezon başında da söylediğim gibi; neredeyse baştan sona yeni kurulmuş ve çoğu oyuncusunun şampiyonlar ligi tecrübesi olmayan bir takım içinşampiyonlar liginde gidebildiği son nokta başarıdır. Biz bunun ötesine geçtik ve ilk senemizde çeyrek finale yükseldik.
Yine de henüz herşey bitmiş değil. Oynanmamış olan 2. maçın sonucunun ne olacağını söyleyemeyeceğimiz için, çok küçük bir ihtimal de olsa şansımız var. Arena'daki maçı 3-0 kazanıp maçı uzatmalara götüremeyeceğimizi söyleyemeyiz. Tıpkı aksini söyleyemeyeceğimiz gibi.
İsmail ŞEN
GSFans.org / Galatasaray Blog
Etiketler:
3-0,
champions,
futbol,
Galatasaray,
Hakem,
hastalığı,
kapitalist,
League,
michel,
platini,
Real Madrid,
referee,
Şampiyonlar Ligi,
UEFA
31 Mart 2013 Pazar
Kırmızı Beyaz...

3 ay önce İstanbul'a giderken ardımda bırakmıştım Balkes'imi ve zaferlerini. Bir müddet, internet ve telefondan öğrendim maç sonuçlarını. Ama bugün, uzun bir aradan sonra yeniden staddaydım. Güneşli, sıcak, cayır cayır yakan bir pazar günü, Balkes'in uzun süredir liderlik koltuğunda oturması ve geçen hafta İzmir deplasmanında Altay maçından 3 puanla dönmesi, şehrin stada akmasını sağlamıştı.
En yakın rakip, 2. sıradaki İnegölspor, Kırklareli deplasmanındaydı ve puan kaybetme ihtimali vardı.
7 puan olan farkın 9 olması ihtimali konuşuluyordu maç öncesi tribünlerde. Ama önce biz maçımızı kazanmalıydık. Kazandık. Son dakikalarda biraz işi salladık, gereksiz zaman geçirme maceralarına girdik ama bitiş düdüğü çaldığında skorbord'da Balıkesirspor 2 - 1 Alanyaspor yazıyordu.
Kırklareli'nden de beklediğimiz skor gelince keyifler 2'ye katlandı. 90+2. dk'da yediği golle deplasmandan 1 puanla dönüyordu İnegöl. Balkes ise, PTT 1. lig yolunda önündeki bir engeli daha aşıyordu.
Videolar için Hayalet10Kolik Blog'a teşekkürler.
Etiketler:
2-1,
2-2,
9,
alanya,
altay,
Atatürk,
bal - kes,
balıkesirspor,
beyaz,
fark,
inegölspor,
izmir,
kırklareli,
kırmızı,
puan,
Stad,
Şampiyon
29 Mart 2013 Cuma
Turkuaz Rekabet...

Yine geldi bir Tour of Turkey vakti. Her yıl heyecanla beklediğim organizasyon bu yıl 21 Nisan'da Alanya - Alanya etabıyla başlayacak 28 Nisan tarihinde İstanbul / Asya - Avrupa etabıyla son bulacak. Geçen yıl başlayan, önceki rotanın tersine gidilmesi değişikliği bu yıl da uygulanıyor.
Geçen yıl, İstanbul'un Avrupa spor başkenti olmasından mütevellit, şampiyonanın İstanbul'da bitmesi daha uygun görülmüştü. Bu yıl da 2020 olimpiyat oyunları adaylığı dolayısıyla aynı uygulama devam edecek. Yerinde bir karar olduğunu söylemek gerek. Şampiyonanın bu yıl ki sloganı da, başlıkta yazdığımız gibi "Turkuaz Rekabet."
Geçen yıl, şampiyonayı kazanan Konya Torku Şekerspor Vivelo sporcusu İvailo Gabrovki bizi bir hayli mutlu etmişti. Çünkü Türkiye'nin düzenlediği neredeyse yarım asırlık bu organizasyonu, bir Türk takımının sporcusunun kazanması büyük bir başarı, Konya ekibi için de inanılmaz bir reklamdı. Ancak geçtiğimiz günlerde Gabrovski'nin doping yaptığı gerekçesiyle derecelerinin ve birinciliğinin alınması tam bir şok etkisi yarattı.
Konya ekibi bu yıl ki yarışa bu cezanın gölgesinde başlayacak bir nevi. Bakalım Turkuaz, kırmızı, beyaz ve yeşil mayoları bu yıl kimlerin üzerinde göreceğiz. Her geçen yıl katılan takım sayısının arttığı ve bu yıl 25 takımın katılacağı şampiyona ile ilgili tüm bilgileri resmi web sitesinden ve twitter hesabından takip edebilirsiniz. Şampiyonanın yayını da, yine her yıl olduğu gibi TRT Spor'dan ve son 6 yıldır olduğu gibi Eurosport'tan canlı olarak yapılacak.
Etiketler:
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu,
eurosport,
gabrovski,
ivailo,
kanal,
konya,
rekabet,
şampiyona,
şekerspor,
torku,
tour of turkey,
trtspor,
turkuaz,
vivelo
KRISTJAN NIKOLOV...

GALATASARAY ALT YAPISINDA BİR MAKEDON.KRISTJAN NIKOLOV.
Kristijan Nikolov, 1996 Makedonya doğumlu. Galatasaray'ın alt yapısında oynayabilmek için Türkiye'ye yerleşmiş. Makedonya'da gelecek vaadeden yıldızlar arasında gösterilen Nikolov, bundan bir kaç yıl önce Galatasaray alt yapı hocaları tarafından keşfedilir. Bu teklifle beraber Nikolov'un Türkiye ve Galatasaray macerası başlar.
14 yaşında Türkiye'ye gelen Nikolov guard mevkisinde görev yapıyor. U-16 Avrupa şampiyonası'nda 25.9 sayı ortalaması tutturarak, bütün dikkatleri üzerine çekti. Galatasaray, Nikolov'u Türk yapmak için Makedonya ile sürekli görüşmeler halinde. Ama Türkiye Basketbol Federasyon'undan görüşmeler konusunda en ufak bir yardım bile alamıyor.
Türk Milli Takımı'na karşı oynamış Preldizc'i Türk yapmak için adeta seferber olanlar, konu Galatasaray'a gelince görmedim - duymadım - bilmiyorum modunda dolaşıyor. Nikolov, yerli statüsünde oynayamadığı için 3 yıldır lig maçlarına çıkamıyor. Türk basketbol'u belki de büyük bir yıldızı kaybediyor. Yetkililerin bilgisine.
Şu adreste kendisiyle kapsamlı bir röportaj yapılmış. Röportajda önemli bir bilgiyi de aktarmış Kristjan. O'nu Galatasaray'a transfer edenin Oktay Mahmuti olduğunu.
Etiketler:
alt yapı,
Basketbol,
Emir Preldzic,
federasyon,
Galatasaray,
genç,
kristjan,
makedon,
makedonya,
nikolov,
Oktay Mahmuti,
oyuncu,
Türkiye
24 Mart 2013 Pazar
BLOGS...
21 Mart GsTv - Blogs progamı | BSSK ile f100001336478587
Geçtiğimiz perşembe, Galatasaray Güç Birliğini oluşturan internet sitelerinin 4'ü; Benim Sevdam Sarı Kırmızı, cimbomtürk.com, aslantaraftarlar.com ve tabii ki biz, Gsfans.org olarak GSTV'de sevgili Can Karadeniz'in hazırlayıp sunduğu Blogs programına katıldık. İzleyemeyenler için programın tekrar kaydı sizlerle. Kayıt için Benim Sevdam Sarı Kırmızı ekibine ve Utku Kutoğlu'na teşekkürler.
Etiketler:
aslantaraftarlar,
benim,
blogs,
can,
cimbomtürk,
com,
GSFans.org,
gstv,
karadeniz,
kırmızı,
program,
sarı,
sevdam,
tekrar,
video,
yayın
19 Mart 2013 Salı
3x3

Galatasaray; hafta arası şampiyonlar liginde, hafta sonunda da ligde çok önemli 2 maç oynadı. Arada da şampiyonlar ligi çeyrek final kura çekiminin heyecanını yaşadı. Kuranın sonucu, yaşanan heyecanı kat be kat arttırdı ve hemen Real Madrid maçları konuşulmaya başlandı. Bu beni o an biraz endişelendirdi çünkü hafta arasında Schalke 04'e karşı alınan muazzam galibiyet ve atlanan tur üstüne, başta futbolcularımız olmak üzere tüm teknik ekibin ve yönetimin kalpten bir şekilde turu geçebileceklerine olan yoğun inançlarını dile getirmeleri, ve yine başta sosyal medya olmak üzere, internet sitelerinde ve forumlarda taraftarın da bu konudaki inancının tavan yapması Real Madrid eşleşmesinin bir anda gündemin ilk sırasına oturmasına sebep oldu.
Oynamamız ve muhakkak kazanmamız gereken bir lig maçı vardı ve Schalke maçı öncesi oynadığımız Gençlerbirliği maçı, öncesi ve sırasında yaşananlarla benim hala aklımdaydı. Ancak; atladığım bir nokta vardı. Fatih Terim.
Gençlerbirliği maçında yaşadığımız, başta formasyon kaynaklı taktik sorunlar ve Sneijder'den, yabancı sınırlamasına takıldığımızdan dolayı bölgesinde oynatamadığımız için istediğimiz gibi faydalanamayışımızı, Fatih Terim dehası saha içindeki basit bir pozisyon kaydırmasıyla çözüverdi. Schalke maçından önce, ben dahil taraftarın büyük çoğunluğu internette çeşitli formasyonlar, kadrolar, ilk 11'ler denedi. Hepsinde, Sneijder olması gereken mevkide, forvet arkasındaydı ama bunu yapabilmek için bir yabancıdan, solda Riera'dan, sağda Eboue'den ya da ortada Melo'dan vazgeçmek gerekiyordu.
Ama işte o Fatih Terim, Schalke maçında Selçuk'u sol içe kaydırıp Sneijder'i asıl bölgesine koydu. Selçuk solda hiç sırıtmadığı hatta çok iyi oynadığı maçta Sneijder'de gayet faydalıydı. O maç, Fatih Terim dışında kimsenin aklına gelmeyen, ama Fatih terim'i Fatih Terim yapan o taktik deha sayesinde kazanıldı. İmparator, haftasonu Kayseri deplasmanında aynı kadroyu aynı formasyonla sürdü sahaya.
Sonuç; sağdan gelen Drogba'nın ters topuna "sol içten" koşu yapan ve topu kafayla ceza sahsına giren Sneijder'in önüne asistleyen Selçuk, ve o müthiş taktik deha ürünü formasyon değişiminin sonucu olan ilk gol. Akabinde maç boyu oynanan muazzam futbola eşlik eden 2 gol daha ve gelen 3 puan.
Maç öncesinde gelen Mourinho'nun Galatasaray'ı izlemek üzere Kayseri'ye geldiği bilgisi, akabinde tribünde Fatih Terim ve Mourinho arasındaki samimi görüntüler ve Mourinho'nun takımın soyunma odasına inip başarı dilemesi, sosyal medyada yapılan "PFDK Terim'i soyunma odasına sokmadı biz de Mourinho'yu getirdik" şeklindeki ince esprilere neden oldu maç sonunda. Heyecanlı, keyifli ve mutlu biten bir haftaydı. Biz de yazıyı güzel bir sloganla bitirelim.
Şampiyonluk şarkısı düşmesin dillerden.
Etiketler:
3x3,
Deplasman,
fatih terim,
Galatasaray,
gençlerbirliği,
kayserispor,
mourinho,
Real Madrid,
Schalke 04,
Selçuk,
sneijder
6 Mart 2013 Çarşamba
Hayat 2 Teker'de...
Çocukluğumdan beri sevmişimdir bisikleti ve bisiklete binmeyi. Yaşadığım ve büyüdüğüm yerler de coğrafi olarak bunu yapmaya müsait olunca, bisikletten aldığım keyif hep 2 katına çıkardı benim için. Ayıptır söylemesi ama, sünnetliyken dahi bisiklete binen, o keyiften vazgeçmeyen bir adamım en nihayetinde. Sarı renkte dolma tekerlekleri olan, kontrapedal bir BMX'im vardı o zamanlar. Bugün hala bisiklete binerim. Yazın, hem iş hem tatil yaptığım memleketim Bozcaada'da, arkadaşlarımla beraber yaptığımız bisiklet turları en keyifli aktivitelerimizden biri.
Bugün, gazetelere şöyle bir göz atarken, Star gazetesinin internet sitesinde aşağıdaki habere rastladım. Lafı daha fazla uzatmadan paylaşıyorum. Nice küçük çocuklara, gençlere, bir başka deyişle müstekbel bisikletçilere ilham olması dileğiyle. Keyifli okumalar.

Parmak kalınlığında iki teker hayatlarını değiştirdi!
Konya bisiklette tarih yazıyor, Türkiye’de bisiklet sporunun tarihi Konya’da başlıyor. 1955’ten bu yana yüzlerce sporcu yetiştiren Konya Torku Şekerspor’un bisiklet takımı uluslarası alanda madalya üstüne madalya kazanıyor. Bisiklet sayesinde hayatı değişen, üniversite mezunu gençlerle Konya’da buluştuk, başarı öykülerini dinledik.
Ahmet, Fehim, Nazım, Miraç, Serhat, Muhammet... Konya’da yaşayan bu gençlerin hayatını iki teker değiştirdi. Sokakta bisikletle gezen çocuklar, pedala basarak profesyonel sporcu olabileceklerini öğrendi. Parmak kalınlığında tekerin üzerinde en az 80 kilometre hızla gitmeye başladılar. Başarılar da hızlı geldi... Şimdi hepsi profesyonel sporcu ve madalya üstüne madalya kazanıyor.
Bu gençleri yetiştiren Konya, Türkiye’de bisiklet sporunun tarihini yazan kent aslında. İlk bisiklet yarışları 1923’te İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kuruluşuyla başladı. Şehrin düz yapısı, bisiklet sporunun gelişmesine katkı sağladı. Türkiye’de bu güne kadar milli formayı giyen bisikletçilerin yüzde 75’ini Konyalı sporcular oluşturdu. Sporcuları yetiştiren en önemli kulüplerden biri de 1955’te Konya Şeker tarafından kurulan takım. Bugüne kadar yaklaşık bin sporcu yetiştiren Konya Torku Şekerspor Bisiklet Takımı, Çin’den Portekiz’e ilklere imza atmaya başladı...
SIFIRDAN BUGÜNLERE
Kulüpteki her sporcunun öyküsü çok çarpıcı, umutları yeşertececek türden. Özellikle 20 yaşındaki Ahmet Örken’inki tam bir başarı hikayesi... Onu görenler çekik gözlerinden dolayı Kazak zannediyor. Ama Konya’nın Çumra ilçesinin Fethiye köyünden! Ailesinde Tatar olduğu için gözleri çekik. İlk bisiklet yarışına 14 yaşındayken katıldı. Pedal çevirmek onun hayatını tamamıyla değiştirdi. Babası annesi ayrı. Annesi üç çocuğunun geçimini tarlada çalışarak sağlayan bir kadın... Köyde tek göz odada yaşıyorlardı. Ahmet, bir gün gezmeye çıktı abisiyle. O sırada abisinin bisiklet sporu yapan bir arkadaşını gördüler ve Ahmet’in yaşını sorup bisikletçi olabileceğini söyledi. Çok küçükken bisiklete binmişti ama bir bisikleti yoktu: “Abimin arkadaşı fiziğimden dolayı önermiş. Stadyuma gittim, spora başladım. İlk yılımda 12 madalya kazandım. Oradaki başarılarımdan şu anki antrenörümüz Mehmet Şafakçı etkilenmiş. 2009’da Konya Torku Şekerspor Bisiklet Takımı’na geldim.”
Ahmet, bisiklete bindiği gün hayatının değişeceğinden eminmiş: “Hedeflerim vardı, kendime inanıyordum. Zorluklara alışkın olduğum için hazırdım. Anneme hep ‘Ben yurtdışına gideceğim, siz bana destek olun, beni spordan almayın’ derdim. Annem, tehlikeli bir spor olduğu için korkuyordu ama bana destek oldu. 2009’da Türkiye ve Balkanlar’da şampiyon oldum. 2010’da İsviçre’ye gittim. Bir buçuk yıl eğitim aldım.”
İki yıl önce Portekiz’deki Gençler Pist Bisikleti Avrupa Şampiyonası’nda altın madalya kazanan Ahmet’in gözü dünya şampiyonluğunda: “Üzerimde çok emeği olan Pankobirlik Genel Başkanı Recep Konuk bana ‘Dünya şampiyonu olursan heykelini yaptıracağım’ dedi. Çok etkilendim. Başaracağım diye yola çıktım. Bisikletin üzerinde özgürüm. Tüm dertlerimi, sıkıntılarımı unutuyorum. Nefes aldığımı hissediyorum. Küçükken çok maddi sıkıntı çektim. O günlere tekrar dönmeye korkuyorum. Ama o korkular beni buralara getirdi.”
YOLDA KEŞFEDİLDİ
Fehim Özcan, 25 yaşında, 12 yıldır bisikletçi. Onu keşfeden ise kulübün antrenörü Mehmet Şafakçı: “12 yaşındaydım. Kuşlarım vardı, onların yemini almam gerekiyordu, bisikletle yola çıktım, acelem olduğu için hızlıydım. O sırada antrenman yapan bisiklet takımını geçmişim. Arkadan bana yetişti Mehmet Hocam, beni bisikletçi yapmak istediğini söyledi. O gün başladım. Sporun ne olduğunu bilmiyordum, bisikletim olacak heyecanıyla geldim aslında. Sonra Balkan şampiyonu, Türkiye şampiyonu oldum.” Peki ya bisikletçi olmasaydı? Fehim “Sanayide çalışırdım herhalde. Ama şimdi üniversiteyi bitirdim. Hayatım düzenli. Görgüm arttı” diyor.
27 yaşındaki Nazım Bakırcı, ilköğretim yedinci sınıfa giderken emanet bir bisiklet bulup okullar arasında düzenlenen bir yarışa katılmıştı. Kilosu olduğu için gittiği kulüpten bisiklet vermediler. Altı ay sürdü bu! Kulüp yetkilileri baktı ki gelip gitmeye devam edecek, sonunda pes etti. Nazım’ı takıma aldılar. 13 yıldır bisikletçi olan Nazım, Avrupa klasmanında 5 bin bisikletçi arasında 58’inci oldu.
HEPİMİZ KARDEŞ GİBİYİZ
Miraç Kal, Mustafa Sayar, Muhammet ve Serhat Sert de takımda iyi dereceler alan, bisikletle hayallerini gerçekleştiren sporcular arasında. Konya dışına hiç çıkmayan gençler, şimdi il il, ülke ülke geziyor, dereceye giriyorlar. “Bisiklet, bize bambaşka dünyalar açtı” diyen gençler, takımda aralarında rekabet olmadığını, kardeş gibi birbirlerini desteklediklerini söylüyorlar.
Şekerspor’un şeker gibi hocası
KONYA Torku Şekerspor Bisiklet Takımı’nın son beş yıldır antrenörlüğünü yapan Mehmet Şafakçı da bisiklete şu an antrenörü olduğu kulüpte başladı. “Burası bisikletin üniversitesi” diyen Şafakçı, takımdaki 35 sporcunun abisi ve babası gibi. Sporcuların eğitimlerinden sağlıklarına her şeyiyle ilgileniyor. Özellikle eğitim konusunda sporcuların yakasında, onların üniversite eğitimi almalarını adeta şart koşmuş. Çünkü eğitimin bir sporcunun olmazsa olmazı olduğunu düşünüyor. Onun bu desteği sonucu kulüpteki 19-39 yaşındaki sporcuların çoğu üniversite bitirmiş ya da hala okuyor. Şafakçı sporcuların hepsinin sigortasının olduğunu anlatıyor.
Mehmet Şafakçı, takımın aldığı iyi sonuçlar sonrası kulübe çok talep geldiğini söylüyor: “Her gün dört-beş mail alıyoruz Avrupa’dan. Önümüzdeki hafta Kazakistanlı ve İspanyol iki sporcu geliyor kulübümüze. Profesyonel sporcu bunlar, bizim genç sporcularımızın onların deneyiminden faydalanacağını düşünüyoruz. Buraya gelen çocukları deniyoruz, bazılarını başka spor branşlarına yönlendirdiğimizde ağlıyor, ‘Ne olur beni alın’ diyorlar. Şu an iki çocuk var, bisikletçi olamayabilirler ama gönderemiyoruz. Durmadan ağlıyorlar ‘Bizi göndermeyin’ diye.”
Peki bisikletçi olmanın püf noktası nedir? Şafakçı şöyle yanıtlıyor: “Güçlü olmanız yetmiyor. Çok zeki olmanız ve inanmanız gerekiyor. Zeki olmak rakibi ne zaman nerede geçeceğini bilmek açısından çok önemli. Acıya dayanıklı olmalılar... Istırap çekiyoruz. Soğukta, yağmurda, çok sıcakta, rüzgara karşı pedal çeviriyoruz. Bir anda dört mevsimi yaşıyoruz. Sıfır rakımdan başlıyoruz, bir bakıyoruz bin 500 metre yüksekliğe çıkmışız.”
Neden olimpiyat şampiyonumuz olmasın?
PANKOBİRLİK Genel Başkanı Recep Konuk, bisiklete binmeyi seven, sporcuya destek veren bir isim. Öyle ki Türkiye’nin ilk ilçe bisiklet takımını, 1997’de belediye başkanlığı döneminde Çumra’da kurmuş: “Coğrafi şartlardan dolayı Konya’nın ilçe ve köylerinde bisiklet kullanan kişi sayısı çok. Vatandaşı çağırdık geldiler, yarıştılar ve o takımdan Balkan şampiyonu bile çıktı! Gençlerin şampiyonalara katılımı, Fransa Bisiklet Turu ve Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu bu sporun cazibesini artırdı.” Konya Torku Şekerspor Bisiklet Takımı’nın şu an 35 sporcusu var. Konuk’un hedefi büyük ama imkansız değil: “Neden bir Türk sporcu olimpiyatlarda, Fransa Bisiklet Turu’nda birinci olmasın? İlkleri gerçekleştirmek istiyoruz.”
Röportaj : İnci Döndaş /idondas@stargazete.com
Etiketler:
2,
Bisiklet,
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu,
fransa bisiklet turu,
hayat,
konya,
miraç kal,
spor,
takım,
tekerde,
torku,
tour de france,
tour of turkey
Şimdi Hedef O Kupa...

CEV Şampiyonlar Ligi 4'lü Finali, 9-10 Mart 2013 tarihlerinde, Galatasaray Daikin'in ev sahipliğinde Burhan Felek Spor Salonu'nda düzenlenecek. Şampiyona'nın bilet satışları, son 4'e kalan takımlar, gelişmeler, son haberler, maç takvimi ve çok daha fazlası, özel olarak hazırlanan web sitesinde.
Final Four'a katılan takımlar; ev sahibi Galatasaray Daikin, Vakıfbank, Azeri ekibi Rabıta Bakü ve bu sezon ki gedikli rakiplerimizden, İtalya takımı Unendo Yamamay Busto Arsizio. Vakıfbank bu kupanın 2011 şampiyonu. Rabıta Bakü; kupanın hatta finalin gediklilerinden. Vakıfbank 2011'deki finalde onları yenerek uzanmıştı kupaya.
İşimiz hiç kolay değil. Ama imkansız da değil. Antrenör Massimo Barbolini ve oyuncular kendilerine güveniyorlar. Sonuçta bu noktaya kadar geldiler ve daha iyisini de yapabilirler. Final Four'da ilk ayak maç takvimi şöyle;
09/03/2013 17.00 Galatasaray Daikin İSTANBUL – Vakıfbank İSTANBUL
09/03/2013 14.00 Rabita BAKU – Unendo Yamamay BUSTO ARSIZIO
Biletler, biletway.com sitesinde satışta ve fiyatlar da şu şekilde: 1. Kategori > 100 TL, 2. Kategori > 50 TL, 3. Kategori > 30 TL (Tükendi), 4. kategori > 20 TL
Galatasaray taraftarının bu önemli finalde takımı yalnız bırakmayacağına inanıyorum.
Etiketler:
burhan felek,
busto arsizio,
CEV,
daikin,
Galatasaray,
hedef,
kadınlar,
kupa,
massimo barbolini,
o,
rabıta bakü,
Şampiyonlar Ligi,
şimdi,
unendo yamamay,
vakıfbank,
voleybol
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























