ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2013 Pazar

Üüüüçç Biiiİİİiiirr...


45 ve 71'de Karikari, 62'de Ali Öztürk. Sonuç,
Balkes 3 - 1 Kahramanmaraşspor. Yoğun sise ve ciddi soğuk havaya rağmen iyi taraftar vardı. Hemen yanımda 2 kadın taraftar vardı örneğin. Beraber gelmişler maça. Şehir inancını ve desteğini sergilemeye, takım da bu desteğe karşılığını fazlasıyla vermeye devam ediyor. Allah hepimize sezon sonunda "Şampiyon Balkes" diye şehri inletmeyi nasip etsin. :)

Son bir alkış da, (her hafta olduğu gibi yine) maçtan önce misafir taraftarlara "hoşgeldiniz" tezahüratı yapan, başlama vuruşu öncesi 2 takımı el ele tribüne çağıran, maç bitimine doğru Kahramanmaraşspor takımına tezahürat yapan ve misafir taraftar kardeşlerimiz stadtan ayrılırken, arkalarından "Hepiniz Allah' a emanet olun" tezahüratı yapan 10Kolik kardeşlerime gelsin. Maçın ayrıntıları ve özet videosu için Hayalet10Kolik Blog' u ziyaret edebilirsiniz.

20 Nisan 2012 Cuma

Düzensizliğin Düzeni...


Önce birilerine yetmedi kazandıkları. Daha fazla kazanmalıydılar. Galatasaray'ın altında kalmamalı, kesinlikle her alanda o'nu geçmeliydiler. Ama bunun normal yollarla kolay olmadığını çabuk farkedip, 3 Temmuz'da tüm ülkeyi ve futbol dünyasını sarsan soruşturmayla ortaya çıkan ilişkiler yumağını kurmaya başladılar. Enseye tokat göte parmak kıvamına gelen ilişkiler yumağının ürettiği düzen bir süre sonra tüm futbol dünyasına sızdı.

Şike ve teşvik girişimleri, hatta gerçekleşenleri, kayıtdışı para alış verişleri, mafyalaşma. O ilişkiler yumağının aktörleri, yıllardır Türk futbolunun en kritik makamlarına kendi adamlarını yerleştirdiler, yerleştiriyorlar. Önce doğruca tepeden oynamaya karar verdiler. Mahmut Özgener geldi federasyon başkanlığına. Dönemi şike girişimlerinin ve gerçekleşmelerinin zirve yaptığı dönem oldu. Öyle ki; kendisinin bile bu çirkin ilişkiler yumağının bir parçası olduğu ortaya çıktı.

Sonra federasyon seçimleri geldi dayandı kapıya. Fanatik Fenerbahçe'li oluşu ile bilinen, sahip olduğu Acıbadem Sağlık Grubunun, o dönem halen Fenerbahçe kadın voleybol takımının isim sponsoru olduğu Mehmet Ali Aydınlar. 3 buçuk ay gibi kısa bir süre görev yaptı ve sorunun çözümü için hiçbirşey yapmadı. Kaos ve ilişkiler yumağı, aktörlerin çoğu tutuklu olmasına rağmen şaşırtıcı şekilde aynen devam etti. Fenerbahçe asbaşkanı Şekip Mosturoğlu'nun “Tahkim Kurulu 6-1, Disiplin Kurulu 4-3 bizde” sözleriyle dinleme kayıtlarına yansıyan durum bugün itibariyle aynen devam ediyor.

Ve son federasyon seçimleri. Mevcut federasyon başkanı Yıldırım Demirören ve Beşiktaş kulübünün de şike soruşturmasında adı geçerken, Yıldırım Demirören tek aday olarak girdiği seçimi kazandı ve kendi kurullarını oluşturmaya başladı. İşte o kurullardan biri, PFDK dün bu ülkede görüp görebileceğimiz en skandal 2 karara imza attı. Geçtiğimiz hafta sonu oynanan Fenerbahçe - Trabzonspor Süper Final maçında, rakibi Zokora'ya ırkçı sözler sarfeden Emre Belözoğluna, ve kendi sahasında Galatasaray'la oynadığı maçta, seyircisi Ebouye'ye saldırmak üzere sahaya dalan, stadı yıkan, olaylar çıkaran Beşiktaş'a 2'şer maç göstermelik ceza verildi. Dahası, Emre'ye verilen ceza ırkçılık nedeniyle değil. Yani dün bu ülkede, rakibine ırkçılık yapan bir oyuncunun yaptığı yanına kâr kaldı. Emre'yi kurtaransa bizzat PFDK başkanının kendisi.

Özetlersek; kayıtlara geçsin, yarattıkları düzensiz ortamın düzene dönüşen sistemi,UEFA ve FİFA'nın sıfır toleransla baktığı en büyük 3 suçtan biri olan, Türkiye'nin de taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde de açıkça karşı çıkılan ırkçılık dün itibariyle bu ülkede serbest. Ceza bile almıyorsunuz. Artık sokakta gördüğünüz her zenci'ye, sırf canınız istediği için "fucking nigger, negro" diyebilirsiniz. Utançtan yüzünüz kararmazsa...





15 Mart 2012 Perşembe

Amatör...



Bir süredir, futbol dünyasını derinden sarsan şike soruşturmasını tüm ülke olarak takip ediyoruz. Hatta dış basın dahi soruşturmaya büyük ilgi gösteriyor. Bu süreçte ortaya çıktı ki; Türk futbolu yıllardır bir bataklığın içindeymiş. Şike soruşturmasıyla birlikte ortaya çıkan skandalların ardından göreve gelen Mehmet Ali Aydınlar başkanlığındaki federasyondan, sorunu kısa sürede çözmesi ve Türk futbolunu bu kirli ortamdan çıkarması beklendi. Ancak beklenenin tam tersi oldu ve Mehmet Ali Aydınlar federasyonu, akıl almaz bir yönetim beceriksizliği göstererek futbolumuzu çözümü imkansız bir kaosa sürükledi. Haluk Ulusoy başkanlığındaki federasyondan bu yana görev yapan başkanların tamamının dönemlerinde, futbol ve yönetimi paraşütsüz düşüşe geçti ve başarısızlığa sürüklendi. Bunun bir türlü önü alınamadığı gibi, önlenebilmesi adına hiç bir çaba sarfedilmedi. Sonuç olarak geldiğimiz nokta ortada.

Buna benzer bir durumu basketbol federasyonu için de söyleyebiliriz. Görünürde Avrupa'nın en iyi (kimilerine göre en iyi 2.) ligine sahip olsakta, derinlere indiğinizde sinir bozucu başarısızlıklar söz konusu. Basketbol federasyonunun başarısızlıkları daha çok vizyonsuzluk, plansızlık ve yönetimsel sorunlar. Bugün bu ülkede voleybol 1. ve 2. liglerinin (kadın - erkek) her ikisi de, hentbol 1. ve 2. liglerinin her ikisi de tv'den canlı yayınlanıyorken, basketbolda yalnızca Beko Basketbol Ligi'nin, o'nunda dijital platformdan şifreli kanaldan yayınlanması kabul edilebilir birşey değil. Kadınlar basketbol ligi'nin bir isim sponsoru yok. Düne kadar 12 takımla oynanıyordu ve Kayseri'den ötede takım yoktu bu ligde. Dün alınan kararla, gelecek yıldan itibaren ligin 14 takımla oynanması kararlaştırıldı. Çok geç kalmış bir karar. Hakemlerin yetersizlikleri, salon kriterlerinin olmayışı, seyirciyi kadın basketbolu için salona çekecek projelerin (yıllardır) üretilemeyişi. Neresinden bakarsanız bakın safi başarısızlık. Çok iyi milli takımlar oluşturmak, arka arkaya çok büyük organizasyonları ülkeye kazandırmak kolay değil ancak tüm bu önemli işlerin arkasından, insan vizyonun daha da gelişmesini, beklenen hamlelerin yapılmasını istiyor. Neyse postun girişi çok uzadı aslında. Bu yazıda, en çok göz önünde olan, ilgi gören futbol ve basketbol sporlarının gölgesinde kalmış, kağıt üzerinde amatör, ama gerek başkan ve yöneticileri, gerek yönetim biçimleri, gerekse kısıtlı imkan ve düşük bütçelerine rağmen muazzam başarılı işlere imza atan Voleybol, tenis, satranç ve atletizm federasyonlarından bahsedeceğiz.

Voleybol federasyonu başkanı Erol Ünal Karabıyık, göreve geldikten sonra ilk iş olarak voleybol'u ülkenin dört bir yanına yayma planını uygulamaya koydu. Bu bağlamda, federasyona bağlı bir spor lisesi kurarak, genç ve gelecek vaad eden sporcuların eğitimlerinin de aksamamasını sağladı. Aynı zamanda spor lisesine ait bir voleybol takımı kurularak, gençlerin lig tecrübesinden geri kalması önlendi. TVF Spor Lisesi takımları bugün 2. ligde mücadele ediyor ve takımların neredeyse tamamı yıldız milli takım oyuncularından oluşuyor. TVF'nin diğer önemli hamlesi ise tesisleşme oldu. Önce İstanbul'daki Burhan Felek Spor Salonu'nu yeniden inşa etti, ardından'da başkent Ankara'da yepyeni bir voleybol salonu inşa edildi. Ve TVF Spor Lisesi'nin kullanımı için bir voleybol kampüsü de inşa edildi. Sporcu yetiştirilmesi konusunda geliştirilen ve uygulamaya koyulan yeni programlarsa kısa sürede meyvesini vermeye başladı. Bugün voleybol altyapı dünyası, Rida, Arelya, Ecem, Melisa gibi sporcuları konuşuyorsa, voleybol'da takımlarımızın Avrupa'daki başarıları ve zaferleri giderek artıyorsa, Avrupa kupalarındaki kontenjan sayımız her geçen yıl artıyorsa bunda TVF'nin katkısı çok büyük.

Gelelim Tenis Federasyonuna. Ayda Uluç'un başkanlığa gelmesiyle birlikte teniste atılıma geçen federasyon, kısa sürede lisanslı sporcu sayısını arttırdı. Kadınlarda, genç oyuncu kategorisinde Çağla Büyükakçay ve Pemra Özgen dışında sporcu bilinmezken, bugün o kategorinin ilk 5'ini zorlayan 3 genç sporcumuz daha var. Melis Sezer, Hülya Esen ve Lütfiye Esen. Aynı şey erkek tenisçilerimiz için de geçerli. Marsel İlhan ilk kez bu dönemde Wimbledon'da ilk 100'e kalıp ana tablo maçı oynayacak seviyeye geldi. Şüphesiz bunda Marsel'e sponsor bulunması ile birlikte imkanlarının arttırılması, yeni bir çalışma ekibi kurulması çok etkili oldu. Tüm bunların yanı sıra TTF'nin geçtiğimiz yıl ilkini düzenlediği ve önümüdeki 3 yıl boyunca düzenleyeceği, ülkemize kazandırdığı dünya çapında bir organizasyon var ki, değinmeden olmaz. Daha önce "Kadın Tenisinin G-8'i Geliyor" başlıklı yazımızda bahsettiğimiz WTA Championship. Kadınlarda dünya sıralamasının ilk 8'nin katıldığı ve tam bir tenis şöleni olan şampiyona Sinan Erdem Spor Salonunda düzenlenmiş, Türk halkı ve tenis severler, federasyonun 10 üstünden 10 alan, aylarca süren tanıtım faaliyetlerinin ardından tribünleri tamamen doldurmuştu. Göz kamaştırıcı bir başarı.

Yazıya burada ara verelim istiyorum zira satranç ve atletizm federasyonları ile ilgili düşüncelerimi de yazarsam çok uzun olacak ve okurken sıkılacaksınız. Bunu istemem, çünkü tüm bu konular oldukça önemli. Bu bir nevi yazı dizisi olsun ve geri kalanına yarın devam edelim. Şimdilik bu kadar. Keyifli okumalar.


11 Ocak 2012 Çarşamba

Çünkü Sen Ali Sami Yen' din...



Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o “ses” adını…
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi, Ali Sami Yen dedi…
Sami Yen dedi… Yen dedi…
Yen dedi yendin…Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer…
Önce ümitsizliğimizi yendin…
“Galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” diyerek yendin…
Yendin işte…
Takarken altı kez krallık tacını, gururu taç yaptın başlarımıza,
Ve fakat kralların kibrini yendin o müthiş tevazunda…Yendin…
Tıpkı, “Sevenleri üzmeyelim baba” dediğinde,
Renklerin paraya esaretini yendiğin gibi…Yendin bir kere daha…
Çanakkale’deki kınalı kuzulardan mirasdı başkaldırışın yedi düvele.
Kurtuluş savaşına taşınan mermilerin ışıltısıyla,
Yendin bu topraklarda karanlığı en umutsuz zamanda.. . Yendin…
Milan’ı, Manchester’ı sildin devler liginden en mağrur anlarında…
Barselona’yı, Real Madrid’i devirdin,yendin…Yendin…
Açıldıysa ilk sen açtın bu ülkenin kapılarını Avrupa’ya…
Sen getirdin tarihin en büyük şeref madalyasını bu coğrafyaya.
Ülkemin yüzyıllık yalnızlığını yendin dünyada…
Duyuldu adın Cezayir’den Çin’e, Kenya’dan Arjantin’e,
Kimsesizliğimizi yendin bir anda…Yen dedi yendin…
Yendin bu dünyada yenilecek ne varsa birer birer , yendin…
Çünkü… Sen… Ali Sami Yen’din…
Şimdi, gidiyoruz işte…
Çığlıklarımızı, hasretimizi ve göz yaşlarımızı bırakıp çimlerine,
Kahraman ruhunu ödünç alıp götürüyoruz gittiğimiz yere,
Adını yazmak için yepyeni zaferlere…


_______________________________________

Parmaklarım gözyaşlarımı silmekle meşgul şu an.