21 Ocak 2013 Pazartesi
İnce...Çok İnce!
Uzun, yorucu, bazen sinir bozucu ama keyifli süreç mutlu bitti. Wesley Sneijder resmen Galatasaray'da.
Bu "bir transferden çok öte" olan transferi ilerleyen günlerde futbol çerçevesinde değerlendireceğiz tabii ama, önce şunları bir paylaşalım ki kayıtlara geçsin. İlerleyen şampiyonluklarda görüşmek üzere...
19 Ocak 2013 Cumartesi
Cevher...
Önceki gece, Beşiktaş – Barcelona Regal maçının tekrarını izlerken, uzun süredir dikkatimi çeken bir noktanın takrarlandığını fark ettim. Yerli koçların, yerli oyunculara karşı sergilediği güvensiz tavır. Bu tuhaf huy, bilhassa Eurolague maçlarında daha da ortaya çıkıyor. Galatasaray’da bu sorunu Ergin Ataman – Boniface N’Dong – Furkan Aldemir üçgeninde görüyoruz. N’Dong geldiğinden bu yana Furkan’ın aldığı sürelerde ciddi azalma var. Bu, son zamanlarda Furkan’ın oyununu da etkilemeye başladı.
Neyse, biz asıl konumuza dönelim. Dün geceki maçta, 4. çeyreğin başlarında (ya da 3. çeyreğin sonlarında da olabilir, net hatırlamıyorum) Gasper Vidmar, hücum sırasında komik ve yorgunluk belirtileri gösteren bir faul yaptı. Bu faulün ardından zorunlu (ve aslında E. Kunter tarafından gayet isteksiz) bir Vidmar – Cevher değişikliği gelirken, kenarda oyuna girme tutkusuyla bekleyen Cevher, bir anda, Galatasaray MP günlerinden de hatırladığımz o patlayıcı ritmini ortaya koydu. Ardı ardına bulduğu sayılar ve rakip pota altında aldığı fauller, Beşiktaş’ı neredeyse maça ortak olmaz noktasına getirdi; ki sayı farkı da çok fazla değildi bu dakikalarda.
Bu bana şunu hatırlattı. 2011 yılında GSFans.org için Murat Özyer’le yaptığım söyleşide, kendisine şöyle bir soru yöneltmiştim; " Alt liglerde oynamak daha mı zor hocam? Sonuçta imkânlar biraz daha kısıtlı. Hem maddi bakımdan hem oyuncu havuzu bakımından."
Kendisinin yanıtı açık ve netti. "Tabii daha zor. Çünkü burada ortam daha farklı. Mücadele, sistem hep farklı. Aradığın tipte oyuncu bulmak çoğunlukla zor. Size yok mesela. 5 numara yok. 4 numara bazen 5 numara gibi, 3 numara 2 numara gibi oynuyor mesela mecburen."
Sorun böylesine ciddi boyutlarda. Düşünün, ben bu söyleşiyi yapalı 2 sene olmuş ama değişen bir şey yok. Alt liglerden en üst lige kadar, giderek daralan hareketli ve şutu olan uzun oyuncu rotasyonunda çok önemli bir yere sahip Cevher ve tarzı oyuncuların. Emre Bayav’ ın bugün ligin baş altı takımlarından birinde oynuyor olmasının sebeplerinden biri de budur. Kızılyıldız’dan Efes Pilsen’e döndüğünde neredeyse hiç şans tanınmadı ve Pertevniyal, Darüşşafaka vs kiralandı durdu. "Kızılyıldız’da oynamış, benim takımımda mı oynayamayacak?" demedi o dönem Oktay Mahmuti. Emre sadece yakın zamandan bir örnek. İsimleri çoğaltabiliriz.
Bugün; EuroBasket 2001′de ortaya çıkan 12 Dev Adam ekolü ve o ekoldeki uzun rotasyonunun son bulmaya başladığı yıllarda, aşağıdan gelen yeni nesilden, ligi domine eden bir yerli oyuncu rotasyonu yaratılamadıysa, ve Bora Hun Paçun, Barış Hersek, Melih Mahmutoğlu, Altay Özurgancı vb gibi bu sınıfa giren gençler adeta havada kapılan oyuncular olamadılarsa bu; zamanında bu oyunculara gerekli güvenin gösterilmemesi, bir başka deyişle gereken özgüvenin aşılanmaması yüzündendir.
Şimdi yeni bir nesil yetişiyor. Doğuş Balbay, Birkan Batuk, İlkan Karaman, Can Maxim Mutaf, Doğukan Sönmez, İzzet Türkyılmaz, Sertaç Şanlı, Samet Geyik, Kenan Sipahi, Dusan Cantekin, Can Korkmaz ve daha niceleri. Aynı tutum bu oyunculara karşı da sergilenmesin. Furkan Aldemir ve Göksenin Köksal, gereken özen gösterildiğinde neler yapabileceklerinin en iyi örnekleri.
Avrupa’da parmakla gösterilen ve ekol olarak görülen pek çok ülkenin çıkaramadığı kadar iyi yerli koçlara sahibiz. Ama o noktaya gelip "tamam artık ben oldum" dememeliler. Türk basketboluna sadece yeni oyun tarzları, yeni idman şekilleri, savunma rotasyonları kazandırmak işlerini yaptıkları düşüncesi uyandırmamalı kendilerinde. Bu ülkeye asıl katkıyı, alt yapılardan gelen yeni nesile gereken önemi verdiklerinde ve onları kalıcı şekilde basketbola kazandırdıklarında yapmış olurlar benim nazarımda.
İsmail ŞEN | GSFans.org
Etiketler:
altyapı,
Basketbol,
Beşiktaş,
cevher,
doğukan sönmez,
doğuş balbay,
Euroleague,
furkan aldemir,
genç,
ilkan karaman,
nesil,
özer,
Regal Barcelona,
Türk
#Idontfeeldevotion...
Önceki gün Facebook'ta bir arkadaşım yayınladı şu görseli. Olay tam da başlıkta yazdığımızla özetlenecek türden.
Zaten fotoğrafın altına da "Öyle deme. Onların birinin Pianigiani'si var; öbürünün de 3 tane kupası..." yazdım yorum olarak. Daha da birşey demem, diyemem.
Etiketler:
3 kupa,
Basketbol,
Beşiktaş,
Euroleague,
facebook,
Fenerbahçe Ülker,
görsel,
ı dont feel devotion,
pianigiani
18 Ocak 2013 Cuma
Cambaz Nuri...
"...Tarih 3 Kasım 2012...Coca Cola Akademi Ligi'nin 13. haftasında Eskişehirspor - Fenerbahçe maçı oynanıyor...Maçın 65. dakikası. Skor 2-2. Değişiklik haklarını kullanan Eskişehirspor bu dakikada büyük bir şanssızlık yaşıyor. Bir oyuncusu sakatlanıyor ve çıkıyor. Haliyle evsahibi takım maça 10 kişi devam etmek zorunda kalıyor. Kalıyor ama, Fenerbahçe kenar yönetimi hemen devreye giriyor. Federasyon yetkilileri ve maçın hakemi ile görüşen Fenerbahçe kenar yönetimi, 'rakibimizle adil şartlarda mücadele etmemiz gerekiyor. Bir oyuncumuzu çıkartmak istiyoruz' diyor.
Kabul ediliyor. Her 2 taraf da maça 10'ar kişi devam ediyor. İlerleyen dakikalarda bir gol daha atan Fenerbahçe maçı 3-2 kazanıyor. Bu olay kamuoyunda büyük ses getiriyor.
Ama bu örnek davranışın öncesi de vardı..."
Fenerbahçe Genç futbol takımı, Dünya Gençlik Fair Play Ödülünü kazandı geçtiğimiz günlerde. Habertürk gazetesinden Atilla Türker'de geçmişe dair güzel bir anıyla köşesine taşıdı bu olayı bugün. Yukarıda bir parçasını okuduğunuz yazının devamı şurada. Fenerbahçeli genç kardeşlerimizi kutlarken; bu gibi olayların, en alt amatör liglerden Süper Lig'e kadar her arenada, yeni ve daha güzel hareketleri özendirmesi dileğiyle yazıyı noktayalım.
Etiketler:
akademi ligi,
ankara,
atilla türker,
cambaz,
coca cola,
eskişehir,
fair play,
Fenerbahçe,
FİFA,
habertürk,
köşe yazısı,
nuri,
spor
16 Ocak 2013 Çarşamba
Marka Değeri...
Şunu bizim ülkede göremezsin hacı. Forma, eğer yamulmuyorsam Liverpool forması. Sırtta Manchester City'in uslanmaz adamı Balotelli'nin ismi.
Ben mesela, bir Galatasaray taraftarı olarak Alex'e büyük saygı duyarım ve severim de. Şimdi ben bir Galatasaray forması alacağım, arkasına Alex yazdıracağım ve onunla otobüse binip maça gideceğim ha.
Küfür edemiyorum, ayıp olur. Ama bir özdeyişle anlatayım olacakları. "Adamı 2'yle çarpıp 4'e katlayıp kaldırıp rafa koyarlar." Öyle bir dayak yersin ki bırak maça gitmeyi stadın yollarını unutursun. Biz de taraftar kültürü gelişmemiştir. Galatasaray'lı olup Fenerbahçeli bir oyuncuyu ya da Beşiktaş'lı olup Bursaspor'lu bir oyuncuyu sevemezsin. Bu liste böyle uzar gider.
Biz hala "marka değeri", biz hala "Avrupa'nın en iyi 6. ligi" diye kendimizi kandırmaya devam edelim.
Etiketler:
6.lig,
alex,
Avrupa,
balotelli,
Beşiktaş,
bursaspor,
city,
değeri,
en iyi,
Fenerbahçe,
forma,
Galatasaray,
isim,
liverpool,
manchester,
marka,
yazdırmak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






