13 Ocak 2013 Pazar

Ver Lefter'e...


"Çok gençtim... Her kulüp peşimde idi...Ciddi ciddi Beşiktaş'a gidiyordum... Korktum...Heybetinden çekindim...Baba Hakkı'nın olduğu yerde belki elim ayağım birbirine dolanır dedim ve Beşiktaşlı olmaktan vazgeçtim..."

Lefter Küçükandonyadis


Gidişinin üstünden 1 yıl geçmiş bile. Su gibi akıp gitmiş zaman. Kral Metin Oktay'la birlikte, Türk futboluna ve milli takıma verdiğin emekleri ben kendi adıma unutmayacağım. Toprağın bol olsun.

11 Ocak 2013 Cuma

Transfer = Nefret Psikolojisi...


Günlerdir Sneijder’le yatıp kalkıyoruz. İnter’den ayrılacağının kesinleştiği günden bu yana, basınımız Fenerbahçe ve Galatasaray’ın gündeminde olduğunu yazıyor Hollandalı oyuncunun. Netekim, Galatasaray’da başkan Ünal Aysal geçtiğimiz salı günü GSTV’de katıldığı programda, Sneijder için İnter başkanı Moratti ile görüştüğünü açıkladı.

Akabinde; transfer için İnter kulübüyle resmi görüşmelere başlandığı, KAP / Kamuyu Aydınlatma Platformu’na da bildirildi. Taraftar 3 gündür forumlarda ve sosyal medyada adeta nöbet tutuyor. Oyuncunun kendisiyle görüşmeler sürerken, son kararı oyuncunu eşinin vereceği şeklinde iddialar ortaya atılınca twitter’da hem oyuncuya hem de oyuncunun eşine mesajlar yağmaya başladı.

Ancak; her transferde olduğu gibi bu transferde de, diğer takımların taraftarları konuya dahil olmakta geç kalmadılar. Oyuncunun eşine atılan twitlerin bir süre sonra tadı kaçtı. Olay "ikna etmeye çalışmak" tan "taciz" boyutuna geçti. Bir de meşhur kısa film olayı var ki; asıl filmlik konu o. Mehmet Baransu bile film ve içeriği hakkında "oyuncunun Türkiye’ye gelmesi durumunda farklı konularda sıkıntılar olacaktır" diyerek dolaylı olarak "Sneijder gelmesin" deme cüretinde bulundu.

Şu meşhur kısa film olayına bir açıklık getirmek ve bu temelde, Türkiye’de daha önce Jardel, Güiza ve transfer gündemine girmiş ama transfer edilememiş başka oyuncuların eşleri üzerinden yürütülen iğrenç kampanyalar hakkında bir kaç kelam etme gereği duydum bende. Önce, Wesley Sneijder’in eşi Yolanthe Cabau’nun Hollanda’da oynadığı ve Dilara adında türbanlı bir kızı canlandırdığı Turkse Chiks adlı kısa filmden başlayalım.

İnternette filmin 2 versiyonu var. Biri kesilmiş olan ve sadece filmdeki erotik sahnelerin olduğu bir versiyon. Bu versiyonun, bizim basın tarafından "maksatlı olarak" kullanılmak üzere özellikle kesildiğini düşünüyorum. Bir de 10:08′lik versiyonu var. Asıl olan film o. Mevzunun ve filmin tam olarak anlaşılması için bu versiyonun izlenmesi gerek. Filmde, Mehmet Baransu’nun bahsettiği yada sandığı gibi islamiyete bir hakaret vs falan yok. Çünkü filmde "o an gerçekleşiyormuş etkisi veren görüntüler kaykaycı çocuğun kabusu".

Özetle; izlendiğinde gayet kolay anlaşılacak bir anafikir olan "önyargı" konusunu işlemiş bir filmi, erotik sahneler barındırıyor diye toplumu adeta salak yerine koyup tamamen negatif amaçlarla kullanan ve tamamen kendi önyargılarını gözler önüne seren, bunu ezeli rakibinin(!) istediği transferi gerçekleştirememesi için kullanan bir kitle var bu ülkede.

Ve maalesef, ülkemizde SPORDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN adında ve yürürlükte olan bir yasamız, ve bu yasamızın şiddete neden olabilecek açıklamaları önleyici 22 numaralı bir maddesi olmasına rağmen. Dilerim, yetkililer artık bu yasayı doğru düzgün işletmeye başlarlar zira bu amacı belli kitlenin durmak ya da vazgeçmek gibi bir düşüncesi yok.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Artı Bir...


Önce burada başladık yazmaya. Sonra GSFans.org'ta maç yazıları geldi arkasından. Bugün itibariyle yazdığımız adres sayısı 3'e çıktı. Blog ve yazı hayatına GS Amatör Ruh Bloguyla başlayan ve bu blogun da yazarlarından olan sevgili dostum Fırat Durmaz'ın ricasıyla, bugünden itibaren Galatasaray Blog'da da yazmaya başladık. İlk yazımızı da ekledik hatta.

Yazar kadrosu çok güçlü. Hepside Galatasaray taraftarları arasında ve sosyal medyada sözü dinlenilen, değer verilen isimler. Ahmet Kılıç, Fırat Durmaz, Barış Cenk Akkaya, İlhan İlmenöz, Sühan Cem Ucsoy, Alper Altıntaş, Can Tüysüz, Bahadır Oğuz, Süleyman Öktem, Hasan Yıldırım ve bendeniz.

Şimdiden oldukça önemli ve dolu dolu bir yazı arşivine sahibiz. Bekleriz efendim.

Show Respect the Legends...


Soldan sağa Fatih Solak, Cüneyt Erden, Cemal Nalga, Erdem Türetken, Hüseyin Beşok, Charles Gaines, Cris Owens, Dee Brown, Murat Kaya.

Galatasaray'ın, koç Murat Özyer önderliğinde müthiş bir ivme ve başarı yakaladığı, BBL Playoff ve Eurocup'ta yarı final oynadığı, bugünkü, Euroleague'de son 16'ya giden takımın ve o yolun temellerini atan, Yenilmez Armada ruhunu yeniden ortaya çıkaran efsane kadro.

Birde Cenk Akyol, Tufan Ersöz ve Robert Hite vardı ama onlar fotoya yetişememiş herhalde. :)

Fotoğraf için çok değerli Galatasaray'lı Yunus Dinç'e (twitter > @btsdgtsk) teşekkür ederim.


3 Ocak 2013 Perşembe

Amerikan Kafası...


Böyle bir şey var hacı. Amerikan kafası. Adamların spor organizasyonları ile ilgili. Bakıyorsun; sadece başlama ve gol vuruşları ayakla yapılan, %90'ı elle oynanan bir oyuna "football" derken, gerçek futbol için "soccer" ifadesini kullanıyorlar. Football dedikleri oyunda bildiğin Rugby'den arak.

Öte yandan NBA diye bir organizasyonları var ki; dünyanın en çok izlenen 2 basketbol organizasyonundan biri. Ama kendi kuralları var. FİBA, NBA yönetimine kural kabul ettiremiyor. Misal, FİBA kurallarına göre bir periyot 10 dk. iken NBA'de 12 dk. Haliyle maç süresi 40 dk. değil 48 dk. Ayrıca saha ölçüleri ve faul sayıları da farklı. FİBA "5 faul alan oyuncu oyun dışı kalır" derken NBA'de bu 6 faul. Bir de bunların böyle acayip acayip istatistik hastalıkları var ki, onlardan birini şurada yazmıştık.

MLB'yi de unutmamak lazım tabii. Major League Baseball. Dünyanın kriket, curling vs gibi oyunlarıyla beraber, en tuhaf oyunlar listesinde zirveye oynar baseball. Ama ne tuhaftir ki ABD'nin en popüler sporu konumundadır. Böyle işte hacı. Amerikan kafası.