18 Aralık 2012 Salı

Bu Kaç?


Hatırlarsınız, Engin Baytar Cüneyt Çakır'a saldırdığı ve hakaret ettiği için 11 maç ceza almıştı. Elbette yaptıklarının savunulacak tarafı yoktu. PFDK o güne dek görülmemiş bir ceza vermişti Engin'e. Paşa paşa cezasını çekti, bedelini ödedi.

Şimdi bugünlerde Meireles konuşuluyor haklı olarak. Galatasaray maçında gördüğü kırmızı kart sonrası, hakem Halis Özkahya'ya yönelik yaptığı bir takım gayri ahlaki hareketler ve hakeme tükürmesi nedeniyle (aşağıdaki videonun 27-28. saniyesinde tükürme anı görülüyor) çok ciddi bir ceza beklentisi var.





Talimatname'nin 36. ve 42. maddeleri şöyle diyor;

MADDE 36: SPORTMENLİĞE AYKIRI HAREKET
(1) Sportmenliğe veya spor ahlakına aykırı hareket eden, tutum ve davranışlarıyla TFF'nin saygınlığını zedeleyen ya da futbolun değerini düşüren,
(a) Bir ila üç müsabakadan men

MADDE 42: KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI, HAKARET ve TEHDİT
(1) TFF veya mensuplarına, müsabaka görevlilerine, futbolculara, yöneticilere veya diğer ilgili kulüp ve kişilere, hakaret eden, tehdit eden veya herhangi bir şekilde kişilik haklarına saldırı;
(a) Futbolculara iki ila beş; fiillerin müsabaka görevlilerine yönelik olması halinde ise üç ila yedi müsabakadan men cezası.



PFDK'nın; söz konusu Galatasaray olmadığında ceza vermek konusunda ne kadar pinti, ya da başka bir deyişle ceza vermemek konusunda ne kadar yaratıcı olduğunu, yakın zamandan sadece bir örneğe, Emre Belözoğlu - Zokora arasında geçen ırkçılık olayına bakarak anlayabiliyoruz. Eğer, dosyanın görüşülüp kararın açıklanması gereken Perşembe gününe kadar o maddeler bir hokus pokus operasyonuyla değiştirilmezse, Meireles'i de aşağı yukarı bir 10 maçlık ceza bekliyor. Bekleyip görelim bakalım bu kaç?

17 Aralık 2012 Pazartesi

Spor Hariç Vol 6...


Uzun süredir bu seriye bir şey yazmıyorduk. Ancak dün akşamki Fenerbahçe maçında, ultrAslan yine muhteşem bir koreografiye imza attı.

Kadıköy'de kaldırılan şampiyonluk kupası, geçen sezonki Süper Finalde, Kadıköy'de oynanan Trabzon maçında Fenerbahçe taraftarının yapmak istediği ama beceremediği kel adam koreografisi ve Kadıköy'ü yakan Fenerbahçe taraftarı gibi göndermelerle dolu koreografinin asıl güzel yanı kullanılan müzikti.

Mustafa Sandal'ın ilk albümünde yar alan Beni Ağlatma şarkısının introsu kullanıldı. E haliyle dün akşamdan sonra bu şarkıyı listeye eklemek de farz oldu. :)




Akıp giden sel gibi
Esip geçen yel gibi

Neden yoksun yanımda
Bir sen yoksun
Arar gözler hep seni

Neden yoksun yanımda
Bir sen yoksun

Sorar gönlüm hep seni

Bir gün gelip de karşıma çıkınca
Başkası varsa dilinin ucunda
Anlatma
Beni ağlatma

Keep Calm(*)


Nur içinde yatsın, rahmetli dedem “sessiz insandan korkacaksın” derdi. “Susar, susar, Sabreder. Ama gün gelir bir konuşur. Sen verecek cevap bulamazsın.” Galatasaray ve Fenerbahçe rekabetinde, geçtiğimiz yıl arenada 3-1 kazanılan maçla açılan farklı boyut, dün akşam yukarıdaki sözlerle özetlenebilecek yönde ilerlemeye devam etti. O tarihe kadar Fenerbahçe’nin lig maçları bazında Galatasaray’a karşı ciddi bir psikolojik üstünlüğü vardı. Öyle ki; zaman zaman içerde ya da dışarıda, iyi oynayan Galatasaray olsa bile kazanan Fenerbahçe oluyordu. 3-1’lik maç zihinlerde yeni bir kapı açtı.

Galatasaray o günden sonra Fenerbahçe derbilerine, “34 maçlık lig maratonu içinde, sizi şampiyonluğa götürecek 3 puanlardan birinin alınması gereken, diğer maçlardan farksız bir maç” gözüyle bakmaya başladı. Mental hazırlıklarda hep bu doğrultuda yapıldı. Bu; takımın maç öncesi psikolojik olarak dingin, böylece daha konsantre, maç sırasında da sakin kalarak hata yapmamasına imkan tanıdı. O günden sonra Galatasaray, kötü oynasa da kazanması gereken maçları hep kazandı. Oyun zamanla düzeldi ve Galatasaray kompakt bir takım halini aldı.

Bunun en güzel yanını dün akşam gördük. Baktığınız zaman dün akşam takımın en verimsiz 2 ismi Umut ve Burak’tı ama bugün onları pek konuşan yok. Çünkü takımın geri kalanı sahada sakin kalarak, “forvetler bugün kötü, gol atamayacağız galiba” paniğine kapılmadan, “onlar yoksa biz varız” deyip işlerini o kadar iyi yaptılar ki onlardan bahsetmeye gerek bile kalmadı. Maç boyunca ayakta kalan ve yine sakin kalıp savunma arkasına 1 tane dahi top kaçırmayan Semih’in liderliğinde kurulu savunma, önceki maçlara nazaran bu kez topu 3. bölgeye taşımakta ve orada tutmakta çok da zorlanmayan orta saha kilidi açan unsurlardı.

Riera’nın, sol açık mahreçli bir sol bek olarak en iyi işlerinden birini çıkardığı, Hamit’in takım oyununa giderek alıştığını ve oyunun içine daha fazla girmeye istekli olduğunu gösterdiği, Selçuk ve Melo ikilisinin geç de olsa beklenen performansını sergilediği, Yekta’nın “basketbol deyimiyle” bu takımın en iyi 6. adamı olduğunu açıkça ortaya koyduğu bir maç oldu. Her anlamda ezeli rekabetteki üstünlük sadece 5 maçla el değiştirdi.

Galatasaray’ı bugün bu noktaya getiren, o tatsız Fenerbahçe egemenliği zamanlarında susup, konuşacağı günlerin geleceğini sabırla beklemektir. Sakin kalıp, puan farkı kapandığında, hatta liderlik el değiştirdiğinde dahi panik yapmayıp sıradaki maçına hem fiziksel hem de mental olarak sakince hazırlanmasının sahaya ve oyuna sirayet etmesi kaçınılmazdı. Dün akşam bu ayyuka çıktı fark da 5’e. Tebrikler Galatasaray.

(*)SAKİN KAL

İsmail ŞEN
GSFans.org

13 Aralık 2012 Perşembe

140...


Fotoğraf, İskoçya'nın ve tabii ki dünya futbol tarihinin en köklü kulüplerinden Glasgow Rangers'ın 140. yılı kutlamalarından. Fotoğrafta benim asıl dikkatimi çeken nokta, İbrox'un tamamen dolu olması.

Rangers, bu yazın başlarında İskoçya Federasyonu tarafından borçları nedeniyle küme düşürüldü. Üstelik öyle 1 alt lige falan da değil. Scottish Football League Third Division'a yani 3.lige düşürüldüler. Buna rağmen Rangers taraftarının takımına olan bağlılığına hayran kalmamak elde değil.

Bizde taraftarcılık oynayanların ilk mağlubiyette takımlarını dar ağacına çıkardığını düşününce...

12 Aralık 2012 Çarşamba

Melekler ve Kumarbazlar...


Bir film geleceği görebilir mi? Ya da başka bir şekilde soralım. Bir yönetmen, bir yapıtında geleceği ve olacakları işaret edebilir mi? Söz konusu Türk futboluysa, olacaklara dair, gerçekleşme ihtimali yüksek tahminlerde bulunmak kimse için zor değil artık.

Ertekin Akpınar 2009 yılında bir film çekti. Adı; Melekler ve Kumarbazlar. Başrollerini Cem Davran, Hakan Gerçek, Hakan Meriçliler, Bülent Şakrak, Macit Sonkan gibi son derece deneyimli ve başarılı tiyatrocu/oyuncuların paylaştığı film, 17 Ağustos depreminden sonra Adapazarı'nda dört yakın arkadaşın yaşadığı buhranları, geleceğe dair kaygılarını, umutlarını, arayışlarını ve beklentilerini beyazperdeye aktarıyordu. Filmde, Hakan Gerçek'in hayat verdiği Selami karakterinin hayata tutunmak için seçtiği yol ise Sakaryaspor'uydu. Hem kendisi hem de Sakaryaspor için durum ne kadar içinden çıkılmaz gibi görünse de, o Sakaryaspor'unu desteklemekten ve geleceğin güzel günler getireceğine dair umudunu taze tutmaktan vazgeçmiyordu.

Gel gelelim; o güzel günler bir türlü gelmedi. Sakaryaspor gerçek hayatta da hala o filmde anlatıldığı kadar zor durumda ve yalnız. Son durumları şu. Özetle, eğer bugün yapılan kongre için bir başkan adayı çıkmadıysa (son durumla ilgili her hangi bir bilgi gelmedi henüz) Sakaryaspor'u kurtarmak için sadece 20 gün var. Hiç kimse, tıpkı Ankaragücü'nde olduğu gibi, tıpkı Ankaraspor'da olduğu gibi kulübe sahip çıkmıyor. Türk futbolu bir efsanesini daha kaybetmek üzere.